En büyük engel: Ehl-i dalâlete taraf olmak

Yıllardır okuduğumuz, inşallah ömrümüzün sonuna kadar okumak istediğimiz ve gelecek nesillerin de kıyamete kadar okuyacakları bir şaheser var.

Üstadımızın tabiriyle “Ve madem Kur’ân itibariyle bu asır dehşetlidir ve Kur’ân hesabıyla, Risale-i Nur bu karanlık asırda ehemmiyetli bir hâdisedir” diye dikkat çektiği bir hakikat var. Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyarak imanlarını kurtarıp koruyanlar, malûm olduğu gibi üç tarzda olur. Ya dost, ya kardeş, ya talebe. Bediüzzaman Hazretleri dostun şartını belirtirken; “Dostun hâssası ve şartı budur ki: Kat’iyyen, Sözlere ve envar-ı Kur’âniyeye dair olan hizmetimize ciddî taraftar olsun; ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben taraftar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın.” ifadesini kullanıyor.

Burada görülüyor ki, dost olmak için dalâlete kalben taraf olmamak gerekiyor. Namaz, abdest şartı yok. Kardeş şartında; “Hakikî olarak Sözler ’in neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi kebairi işlememektir.” ifadesinde belirtildiği gibi ileri sürülen namaz-kebair şartları, dost olmak için aranmıyor. Fakat bid’a ve dalâlete taraf olmamak şart koşulmuş. Nurculuğun en geniş dairesi olan dost makamını işgal edebilmek için bile konulan şart çok önemli. Elbette bu şart, kardeş ve talebeleri de bağlar. Hem çalar hem oynarım gibi değil. Tarafını belli edeceksin. Abdestsiz namaz kılınmaz. Ehl-i dalâlete muhabbet etmeyeceksin. Onlara muhabbet edenlere de meyletmeyeceksin. Aman dikkat, Sakın ha ateş size de dokunur.

Beri taraftan öyle hadiseler var ki; bizi dikkatli olmaya zorluyor. Meselâ süfyana dost olan, onun zulmüne taraf olduğu için zalim ve küfrüne taraf olduğu için de kâfir oluyor. Onun kendini iyi zannetmesi, hatta namazlı abdestli olması onu kurtarmıyor. Ya filan çok iyi bir adam dersin ve her gün de bir cüz Kur’ân okuyor görebilirsin. Ama kime taraf olmuş diye bakıldığında ise, Allah’ın (cc) dinine düşman olan ehl-i dalâlete taraf olmuş. Savunmada ise bin dereden su getiriyor. Hâlbuki, mesele çok net. Allah’ın (cc) dinini satıyor. Ne karşılığında? Belki küçük bir dünyevî menfaat veya korktuğu için. Yani Allah’tan korkup emir ve yasaklarına uyacak yerde, dalâlet ehline uymayı tercih ediyor. Onların emir ve yasaklarına ehemmiyet veriyor. Elbette ki; böyleler hakkın hatırını âlî tutamazlar. “zira hakkın hatırı âlîdir, hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sağ olsun.” diyen bir Üstada yardım edemezler. Dâvâ arkadaşı olamazlar. Yok, öyle üç kuruşa beş köfte. Her şeyin bir bedeli var. Nurculuğun da bedeli, yalnız hak ve hakikate taraf olmaktır.

Piyasada bir gerçek Nurcular var, bir de kendini Nurcu zannedenler. Gerçek Nurcu, Risale-i Nur’da ne yazıyorsa, hüve-hüvesine kabul edip taraftar olanlardır. Kendini Nurcu sananlara gelince, şunun bunun anlattığı hikâyelerle (Risalede yerini bulmayan) tarikatvari bir yol açıp, köşeyi dönmeye çalışanlardır. Üstadın yazdıklarını kendine göre yorumlayıp, Üstadımız şimdi olsaydı diye ahkâm kesip ortalıkta dolaşanlardır. Kendilerini Üstad yerine koymaya çalışan hadsizlerdir. Ne yapalım imtihan dünyası, eğer kolay olsaydı bütün ümmet istiaze edip Allah’a (cc) sığınmazdı. Âhirzaman vesselâm.

Allah bizleri, Nurlara sadakatle gönül verip, ihlâsla hizmete sahip çıkanlardan eylesin. Bu gaddar asrın fitne ve fesadından bizleri korusun inşallah. Bütün ehl-i imana birlik beraberlik şuuru versin. Âmin.

Sabahattin Boyacı

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*