En büyük tesellinin tecelli ettiği gece

Yani yarın gece. Yani Cuma’yı Cumartesine bağlayan gece…

Rebiülevvel ayının 12.ci gecesi… Resul-ü Ekrem Aleyhissalatü Vesselam’ın dünyaya teşrif ettiği gece. Mübarek olsun İslam âlemine, insanlık âlemine ve bütün âlemlere!..

Din bizatihî mukaddestir. Dinin mukaddesleri, mukaddes kaynakları vardır. Bâtıl inanışlar, tarihte “din” gibi algılanan arzî yönelişler ve dogmalar bahsimizden hariçtir.

Zaten dinin, bizzat Allah tarafından vahiy tarikiyle, nebi ve resul aracılığıyla insanlara ulaştırılmış olması, dini kudsîleştiren husustur. Âdem Aleyhisselamdan, ta Peygamber silsilesinin son halkası olan Hz. Muhammed’e (asm) kadar nebiler ve resuller aracılığıyla gelen bütün İlâhî emirler, neticede İslâmiyet olarak tamamlanmış ve vahiy kapıları da kapanmıştır.

Hakikat birdir, değişmez. Dinin özü de, Rabbül-âlemîni tanımak ve O’na hakikî kul olmaktır. Bütün Peygamberler buna çalışmış ve her alanda insanlığa rehber olmuşlardır.

Herşeyi gören ve bilen; geçmiş, hal ve gelecek zamanları bir anda kudsî nazarında bulunduran Allah, hiç hak ve hakikatte kopukluğa müsaade eder mi? Bütün Peygamberlere gönderilenlerin biribirini tasdik etmesi ve tamamlamasının ötesinde bir alelâdeliğe-hâşâ-müsaade eder mi?

Batı dünyasına da bu zaviyeden bakılabilir. Batı’yı yakînen tanımak için orada yaşamış olmak da yetmiyor. Öyle olsaydı, yirmi dokuz yıl Avusturya okullarında eğitim görevinde bulunan biri olarak, dinî açıdan; “Avrupa şöyledir, böyledir” diye kesin çizgilerle fikir yürütmemiz mümkün olurdu.

Gerçi toptancı bir hüküm, her mesele ve her ülke için zordur. İslâm ülkeleri de dahil, hangi bir ülke vardır ki; kanun ve yönetmelikleriyle, yaşayışıyla, “İşte insanlığın saadet ve kurtuluşuna örnek teşkil edecek ülke budur” denilebilsin..

Avusturya devleti, 1912’den beri İslâm dinini resmen tanıyor. Bu tanımanın gereklerini devlet olarak yerine getirmeye çalışıyor. Bu ülkede yaşayan farklı milletlere mensup 700 binden fazla Müslüman; büyük zorluklarla karşılaşmadan, imanın ve İslâmın esaslarına uygun yaşama tercihi adına uygulama alanı bulabiliyor.

“Hem de hakikat bize bildiriyor ki, mütenebbih olan beşer, dinsiz olamaz. Lâsiyyemâ*, uyanmış, insaniyeti tatmış, müstakbele ve ebede namzet olmuş adam dinsiz yaşayamaz.”1

İki bin yıl önce Hazreti İsa’yı, bütün mucizelerine rağmen inkâr edip çarmıha germeye kalkışanlar; dünya ve insanlık nazarında ne elde ettiler ki, bugün Hazreti Peygamberimizi inkâra kalkışanlar da onu elde etsinler!.. Acaba Hazreti Muhammed’i (asm) hak Peygamber olarak tanımanın ötesinde başka bir çıkar yolları var mı?

Üstâd Bedîüzzaman Saîd Nursî, bir mektubunda buna işaret ediyor ve diyor:

“Evet, kardeşlerim; Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İncil-i Şerifte demiş ki: ‘Ben gidiyorum, tâ size tesellîci gelsin.’ (Yani Ahmed Aleyhissalâtü Vesselâm gelsin)” demesiyle Kur’ân’ın beşere gayet büyük bir neticesi, bir gayesi, bir hediyesi, tesellîsidir.”2

Dipnotlar:

*Lasiyyema: Bâhusus. Hususan. Buna gelince. Herşeyden ziyade. Ençok.
1- Münazarat, s.85-87
2- Kastamonu Lâhikası, s.135

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*