Esad’a darbe mi?

Suriye’deki durum giderek daha çetrefilli bir kilitlenme tablosu oluştururken, bu durumdan nasıl çıkılacağının daha da belirsizleştiği bir ortama girilmiş durumda.

Bu hengâmede muhaliflerin kurduğu Suriye Ulusal Konseyinin Başkanı, direnişçilere gidecek silâhların koordine edilmesi için Türkiye sınırında bir askerî büro açmaktan söz ediyor.

Ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu da bu talebe yeşil ışık yakan şaşırtıcı beyanlarda bulunuyor.
Daha önceki bir açıklamasında “BM Suriye’ye müdahalede bulunursa Türkiye olarak destekleriz” diyen ve hemen ardından “İnsanî yardımı kast ettim” tavzihinde bulunan Davutoğlu, nasıl oldu da bir anda muhalifleri silâhlandırmak gibi ABD’nin bile uzak durduğu bir noktaya kaydı?

Doğrusu, son derece tehlikeli bir yaklaşım bu.
Türkiye şimdiye kadar Suriye’deki gelişmelere, daha ziyade, çatışmalardan zarar gören sivillere kucak açma bağlamında yaklaştığını söylüyordu. Hatay’daki mülteci kamplarının da oradan kaçan insanlar için kurulduğu açıklanmıştı.

Buna karşılık Şam rejimi Türkiye’nin silâhlı direnişçilere destek verdiğini iddia etmekteydi.
Bilhassa son dönemde gelen bazı haberler, söz konusu kampların siviller için oluşturulmuş sığınaklar olmanın ötesinde birtakım esrarengiz faaliyetlere sahne olduğunu düşündürmekte.

Bu meyanda, kamplarda çeşitli ülkelerin gizli servis elemanlarının cirit attığı iddiaları mevcut.
Gelinen noktada Ankara’nın “muhalifleri silâhlandırma” seçeneğini açıktan telâffuz eder hale gelmesi, hayra alâmet gibi görünmüyor.

Endişeyle karşılanması gereken bir başka eşzamanlı gelişme, Tunus’ta “Suriye’nin dostları” toplantısı yapılırken, bazı ülkelerin gizli servis yöneticilerinin bir araya gelip “Esad’a karşı darbe” alternatifini konuştuklarına dair haberler.

“Libya’da yaşananları burada uygulayamayız. BM de buna yeşil ışık yakmaz” diyen bir Fransız diplomat, darbe için “En iyi çözüm olabilir” değerlendirmesi yapmış (Saadet Oruç, Star, 5.3.12).

Geçen hafta Cuma günü (2 Mart) çıkan “Suriye düğümü” başlıklı yazımızda şöyle demiştik:
“Libya’ya yapıldığı gibi Suriye’ye de hariçten bir müdahale seçeneği göze alınamıyor. Bunda Rusya ve Çin’in Şam’a arka çıkmayı sürdürmesi kadar, Batılı güçlerin yeni bir maceradan kaçınmaları da etkili. Seçim anketlerinde iyice dibe vuran ve can havliyle çıkarttırdığı ‘soykırımı inkâr’ yasasında da Anayasa Konseyinden ağır bir şamar yiyen Sarkozy, ‘Suriye’nin dostları’ inisiyatifinin eşbaşkanı sıfatıyla, Libya’da olduğu gibi Suriye’de de yeni bir çılgınlık yaparsa o ayrı.”

Star’ın dış politika ve diplomasi yazarlarından Saadet Oruç da yukarıda atıf yaptığımız yazısında “Sarkozy, Libya operasyonunda oynamaya çalıştığı rolü, alttan alta Suriye’de de oynamak istiyor” diyerek aynı noktaya vurgu yapmış.

Libya’da Kaddafi’nin linç edilmesiyle sonuçlanan mâlûm süreç, Sarkozy’nin kimseye sormadan başlattığı hava saldırılarıyla start almıştı.

Sonrasında, “İstim arkadan gelir” hesabı, NATO da Fransa’nın arkasına takılmış ve bu meyanda evvelce “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye soran Türkiye de operasyona katılmıştı.

(İstanbul’daki ikinci Suriye toplantısına Sarkozy yerine bakanının çağrılması neyi değiştirir?)
Şimdi hedefte Esad rejimi var. Ancak Suriye’nin yapısı ve şartları Libya’dan çok farklı. Bu yüzden, hava bombardımanlarına dayalı bir dış müdahale bu ülkede pek mümkün görünmüyor.

Esad’ı devirecek bir iç darbenin gündeme getirilmesi bundan. Baas rejiminin devletteki bütün kritik ve kilit noktaları elinde tuttuğu bir dikta rejiminde böyle birşey mümkün olur mu ve başarıya ulaşır mı? Esad’ın suyunun ısındığını gören Baasçı kadrolar rüşvet ve pazarlıklarla satın alınıp böyle bir darbeye ikna edilirse belki.

Ama sonrası yine karanlık. Darbeyle kurulacak yeni yönetim yine Baasçılara bina edilirse ne değişecek ve muhalifler buna razı olacak mı?

Allah Suriye halkının yardımcısı olsun.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*