Eski Maliye bakanı değil, Maliye eski bakanı!

Image
Yazıya, “Nasıl giriş yapayım?“ diye düşünürken aklıma, 45 sene önce ortaokuldaki Türkçe hocamızın söyledikleri geldi. Edebiyata meyyal olduğumuzdan hocalarımızın anlattığı bazı şeyleri hiç unutmuyordum. Hocamız güzel konuşmadan çok bahseder, yanlışlık yapmamamızı tenbih ederdi.

”Çocuklar, anlatacağınız şeyi güzel ve net anlatın, ifadelerinizi de ona göre yapın” der ve anlatmaya devam ederdi. “Almanya’da çalışan işçilerimizden birinin (o zaman yeni, yeni gidiliyordu Almanya’ya çalışmaya) bir çocuğu doğmuş, tabiî haber etmek için ‘Oğlun oldu’ diye telgraf çekmişler. Telgraf memuru da ‘o’ harflerini karşıya ‘ö ‘diye geçince, adamın eline telgraf ‘Oğlun öldü’ şeklinde geçmiş. Meğer adamın zaten bir oğlu varmış, yeni doğan da erkek olunca, ‘oğlun’ kelimesinden, büyük oğlunun öldüğünü zannederek şaşırmış. Halbuki telgrafı, ‘Bir oğlun daha dünyaya geldi’ veya ‘oğlun doğdu’ deselerdi yanlışlık olmazdı. Onun için yanlış anlaşılacak ifadeleri kullanmayın” derdi. Bir de, çok kimsenin yanlış kullandığı “yalnız“ ve “yanlış” kelimelerinin üzerinde çok dururdu. “Evlâdım” derdi, “Bu iki kelimeyi yanlış olarak ‘yanlız-yalnış’ olarak kullananlar çoktur, dikkat ediniz. Yalın, tek kalmak kelimesinden ‘yalnız‘ ı hatırlarsanız, yanlış yapmaz ve yazmazsınız” derdi.

Bu kadar uzun bir girizgâhtan sonra, başlıktaki ifadelere gelecek olursak; maalesef, günlük hayatımızda çok yanlış kullanılıp ifade edilen kelime ve cümleler oluyor. (Şimdi ben bunları yazarken, Türkçe’yi güzel kullanan yazarlarımızdan Ekrem Kılıç Ağabeyim, her halde gülümsüyordur.) Gazeteler, radyolar ve televizyonlar da, maalesef bu yanlışlıkları sıklıkla yapıyorlar. Şüphesiz bu yapılanlar bilerek değil, ama doğru ifade etmek için de dikkat etmek lâzım.

Meselâ, “Eski Maliye bakanı Hasan Polatkan” diyorlar. Yahu, eski maliye olur mu? Maliye eskimedi ki. Halbuki, ”Maliye eski bakanlarından Hasan Polatkan” dense daha münasip ve doğru olacak. Yani, yerinde duran ve değişmeyen; belde, mekân, müessese ile alâkalı bir haber verileceği zaman, o yerleri daha önce temsil etmiş şahsın isminin başına “eski” kelimesini getirmek lâzım. Mekânın, beldenin, müessesenin değil. “Eski İstanbul valisi” diyorlar. Olur mu? “İstanbul eski valisi” denilse daha münasip olur. Bu minval yapılan hatalara TRT dahi düşüyor. Bir de ihtisas gerektiren bazı şeyler oluyor. Meselâ, özellikle kış mevsiminde kapanan yollarla alâkalı yayınlanan haberlerde yol açan iş makinelerinin ismi bahsedilirken, greyderi gösterip, “Dozerler yol açtı” deniliyor. Bilmeyen için bir problem yok da, makineleri bilip tanıyanlara garip geliyor bu. Halbuki orada da, sadece “iş makinesi” diye bir ifade kullanılsa, zevahir kurtarılmış olacak.

Yukarıda ortaokul Türkçe hocamın anlattıklarından bahsetmiştim. Orada, yanlış kullanılan iki kelime, “yanlış ve yalnız”ın kullanışlarını söyledim. Bundan birkaç sene önce, bizim bu konudaki hassasiyetimizi bilen bir arkadaş, bir teyp bandı getirdi ve dinlemem gereken yeri işaret etti. Vitrin görüntülü bir kadın şarkıcı, “Yalnız bırakıp gitme…” olan şarkı sözlerini “yanlız bırakıp gitme” diye okuyordu. O kadar kimse de bu bandın kontrolünü yapmıştı, ama o kelime de öylece kalmış. Bir de “söyleyemem derdimi kimseye, ağyar duymasın“ diye, sözleri olan şarkı var. Oradaki ağyar “başkası, yabancı, eller” mânâsındadır. Ama onu bir çok şarkı okuyucusu “a yar” veya “o yar” diye okuyor. Halbuki alâkası yok.

İş bunlarla bitmiyor tabiî. Başına gelen bazı kelimelerle birleştirilen ve “ev” mânâsında kullanılan “hane” kelimesi de, sıklıkla yanlış kullanılan kelimelerdendir. Meselâ, “hastahane=hasta evi (hastaların bulunduğu, barındığı yer mânâsında)“ kelimesini, kaç kişi doğru telâffuz ediyor? Bir çoğu, “hastane” diyor. Ne demekse? Pastahane, postahane, hapishane, eczahane, v.b hep aynı kabilden, yanlış kullanılan kelimelerdir.

Son zamanlarda ortaya çıkan bir bilgisayar Türkçe’si var ki, o da tam evlere şenlik. Gerçi hızlı yazıldığından meydana gelen bazı hata ve kısaltmalar olabiliyor, onlara ”haydi neyse “ denilebilir de. Özellikle gençlerin birbiriyle yazışmalarındaki kısaltma, deyim ve tabirler acaip geliyor bizlere. Bunlardan en garib geleni, Allah’ın selâmı olan Selâmünaleykum-aleykümselam”ı kısaltarak “s.a-a.s” tarzında yazıyorlar. Hiç hazzetmiyorum bunları.

Bir de insan isimlerinin yanlış kullanılması var—ki bu da genellikle İslâmı hatırlatan Arapça kelimelerde, Türkçe uyum kuralına uygun yapılıyor edasıyla yerleştirilmiştir. Din ile alâkalı olarak koyulan isimler; Seyfeddin, Salâhaddin, Şemseddin, Nureddin, Mehmed, Ahmed, v.s gibi isimleri de “dal, de” harfi yerine “te, t” harfi kullanılıyor ki, mânâ tamamen değişiyor. Seyfeddin, “dinin kılıcı” mânâsına gelirken, Seyfettin dendiğinde, sanki “incirin kılıcı” gibi bir mânâ çıkıyor. Peygamberimizin (asm) isimlerinden olan Ahmed ve Mehmed’i (Muhammed ismini, Osmanlı saygısından dolayı aynı mânâya gelecek şekilde böyle değiştirmiştir. Muhammed ismi, Peygamberimize has kalsın diye), “Ahmet, Mehmet” olarak kullanmak da yanlıştır. Hele Allah’ın kulu mânâsında olan “Abdullah”ı, “Aptullah” diye, kullananlar olmuştur.

Neyse ki, artık bu kelimeyi çok kimse “Abdullah” olarak yazıyor. “Seyfettin değil, Seyfeddin. Apturrahman değil, Abdurrahman” olarak, isimleri doğru mânâlarında kullanmak lâzımdır.

“Türkçe ses kuralı, uyum kuralı” diyerek, özellikle insan isimlerindeki kelimelerin canına okunmamalı.
Image

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*