Evlâda lâyık anne ve baba olabilmek

Evlâtlara hep anne ve babalarına lâyık olmaları önerilir. Peki hiç evlâda lâyık anne babalık halleri de olmaz mı? Olur, ama bu biraz sabır gerektiren şerefli bir uğraştır. Bu şerefe nâil olmanın şartı lâyıkıyla sabretmektir. Şeref dedik ya, nedir bu şeref? Haydi! Biraz, Resûlullahla (asm) manen sohbet ederek bu şerefe nâil olabilmenin yollarını öğrenelim.

Evet, biz mü’minler biliyoruz ki; Hz. Muhammed (asm) her daim bize hadisleriyle tebessüm edip her derdimize, her sorumuza cevaplar veriyor. Gül kokulu, yürek serinleten, aklı rahatlatan ruhu dinginleştiren tarzda. Evet, onun tarzı bu. Çünkü, O’nun (asm) tek derdi ümmetiyle beraber sonsuza dek Cennette olabilmek, Cemâlullâhı seyredebilmek. Bundan dolayıdır ki, kavvi leyyin her daim dilinin süsü…

Evlâda lâyık anne baba olma şerefine nail olanlar; küçük yaşta çocuklarını vatan-ı asli’ye gönderen, Rabbimizin Halil’i, İbrahim (as) ve eşi Sare’ye ciğerparelerini emanet ettiklerinin bilincinde olanlardır. Bu durumu Resulullah şu şekilde izah ediyor:

“Mü’minlerin ölen çocukları Cennette bir dağdadır. Kıyamet günü babalarına teslim edilinceye kadar bakımlarını Hz. İbrahim ve hanımı Sare üzerine alır. Evet, evlâdını kaybeden anne ve baba için Cennette Hz. İbrahim ve eşi Sare ile sohbet edebilmek, onlara teşekkür edebilme şerefine nail olmak, Allah’ın Halil’inin evlâdıyla ilgilendiğini bilmek insanı hem rahatlatıyor, hem de sevindiriyor. Sevinçlidir o anne ve babalar ki evlâtları vesilesiyle Hz. İbrahim ve eşi Sare ile Cennette sohbet edebilmek için güzeller güzeli bahaneleri var.”

Ki ciğerparelerini emanet ettikleri anlarda ciğerlerine kor ateş düşer, ama onlar ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun’ der demez onlara nasıl bir mükâfat hazırlandığını Resulullah bize şu şekilde bildiriyor:

“Kulun çocuğu öldüğünde, Allah meleklerine ‘Kulumun evlâdının ruhunu aldınız mı?’ diye sorar. Onlar, ‘Evet’ derler. Allah, ‘Onun gönlünün meyvesinin ruhunu aldınız mı?’ buyurur. Melekler, ‘Evet’ derler. Allah, ‘Kulum ne dedi?’ diye sorar. Onlar, ‘Sana hamdetti ve İnna lillahi ve İnna ileyhi raciun (Şüphesiz ki yine O’na döneceğiz) dedi” derler. Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: “Kulum için cennette bir köşk yapın ve ona Hamd Köşkü adı verin.”

Anne babalık, kadın ve erkeğin en güçlü duyguları. Evlâdın ölümü onları bayağı sarsar. Ancak iman gücüyle hayata tutunurlar. Onların Cennette olduklarını bilmek insanı rahatlatır. Evlâdını vatan-ı asliye gönderen anne ve babalara Resulullah’tan bir müjde daha:

“Kendisi hayatta iken bülûğ çağına ermeyen üç çocuğu ölen kimse için, bu çocuklar kendisini Cehennem ateşinden koruyan, sağlam bir kale gibi olur.” Bunun üzerine Ebu Zer (ra), “Ben iki evlât yolladım” dedi.

Peygamberimiz (asm) buna karşılık olarak, “İki evlât gönderen de” buyurdu.

Kur’ân okuyanların Efendisi Ubeyy bin Ka’b, “Ben bir çocuk gönderdim” dedi.

Resulullah (asm), “Bir de olur. Fakat bu anne ve babanın ölüm acısının ilk tattıkları, ilk sırada gösterdikleri sabır ve metanet karşılığındadır” buyurdu.

Resulullahın gördüğü rüyalar haktır. Gördüğü uzunca bir rüyanın bir ânını şöyle anlatıyor: “Ümmetimden bir adam gördüm ki, terazisinin iyilik kefesi hafif gelmişti. Küçük yaşta ölen çocukları geldi ve terazisini ağırlaştırdı.”

Bülûğa ermeden önce ölen çocuklar, Cennette çok canlı ve hareketli balıklar gibidir. Birisi babasını karşılar, elbisesinden tutar, Allah, babasını da kendisiyle birlikte Cennete koyuncaya kadar bırakmaz.

Evlâdının ölümüne her anne baba üzülür. Fakat bu üzüntü kalbin merhametinden olursa güzeldir. İsyan tarzı ise konumuz haricidir. Resulullah, en küçük çocuğu İbrahim vefat ettiğinde de üzülmüş ve ağlamıştır. Şöyleki:

Resulullah (asm), oğlu İbrahim vefat edince ağladı. Onu teselli etmekte olan Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer de ona, “Sen iki cihanda Alah’ın hakkına ve yüceliğine en çok riayet edensin” dedi.

Resulullaha (asm), “Göz yaşarır, kalb ise mahzun olur. Biz Rabbimizin razı olmayacağı bir sözü söylemeyiz. Eğer ölüm başa gelmesi kat’i bir hakikat ve o da herkesin karşılaşacağı bir şey olmasaydı ve geride kalanlarda öncekilerin peşinden gitmeseydi ey İbrahim, şimdikinden daha fazla üzülecektik. Ve biz senin ölümünden dolayı çok üzgünüz” buyurdu.

Çocuğu ölen insanı da teselli etmenin mükâfatı çok büyüktür. Hz. Musa (as) Rabbine şöyle sordu: “Çocuğu ölen kadını teselli eden kimse için ne mükâfat vardır? Allah, ‘Ben onu gölgemden başka gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde gölgemde gölgelendireceğim’ buyurdu.

Küçük yaşta çocuğun yanı sıra düşük olayı yaşayan anne ve babalara da çok güzel bir mükâfat var. Onlara güzel bir isim vermek suretiyle.

“Düşük çocuklarınıza isim veriniz. Çünkü onlar ahirette sizin için yüksek dereceler hazırlamak üzere öncülerinizdir.”

Resulullah diyor ki: Düşük doğan çocuklarınıza isim veriniz ki, Allah bununla terazinizin sevap kefesini ağırlaştırsın. Aksi halde o, kıyamet günü gelerek şöyle der: “Ya Rabbi! Bunlar bana isim vermeyerek benden elde edecekleri mükâfatı kaçırdılar.”

“Çok çocuk doğuran siyah bir kadın, çocuk doğurmayan güzel bir kadından çok daha hayırlıdır. Şüphesiz ben Cennet kapısında durup girmemekte ayak direten bir düşük çocuğa varıncaya kadar diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim. Bu çocuğa, ‘Cennete gir’ denilecek. O, ‘Ya Rabbi! Annem babam da girsin’ diyecek. Bunun üzerine ‘Anne-babanı da alarak Cennete gir’ denilecektir.”

Toplumda her ne hikmetse küçük yaşta çocuğu ölenlere cezalandırılmış ya da mutlaka anne ve babanın ihmali olmuş da ondan ölüm olayı vuku bulmuş gözüyle bakılıyor. Halbuki çocuk bir emanet. Cenâb-ı Hak alır da, verir de. Her iki şekilde de anne ve babaları imtihan eder. Ama imtihan olan anne ve babalara karşı olan bakış açısı ile de diğer insanlar imtihanın bir parçası olduklarının maalesef çoğu zaman unutuyorlar. Bazen anne ve babalar da acaba biz ne hata yaptık ki evlâdımız öldü duygusuna kapılabiliyorlar. O anlarda imtihan da olduklarını hatırlatıp bunun bir ceza değil, aksine bir mükâfat olduğunu hatırlatmamız lâzım; bak kardeşim nasıl mükâfatlar seni bekliyor deyip, teselli etmemiz gerekli. Bir arkadaşım üç evlâdı varken, iki evlâdını doğuma yakın süreçde kaybetti. Ona taziyeye gittiğim de “Ben seni tebrik ediyorum. Senin iki tane Cehennem kalkanın var” deyince bayağı şaşırdı. Evet Rabbim ona iki evlât acısından sonra şimdi şeker mi şeker bir evlât daha nasib etti. Aldı da verdi de; hikmetinden sual olmaz. Biz kullara Cenâb-ı Hakkın hikmetinden itirazane sualler sormak veya olayın hikmet yönüne bakıyoruz deyip, anne babayı suçlamak veya kendisini suçlamasını sağlamak değil, şer gibi şeylerde onun merhametini gör(ebil)mek, görebilmelerine yardımcı olmak düşer. Kulluğa yakışan tablo da budur.

Dünyadaki en büyük acıdır evlâdı önden vatan-ı asliye göndermek. Bu acı sabretmek şartıyla şereftir, izzettir ve teyakkuza vesiledir. Ne mutlu bu acıdan teyakkuz ve sabır vasıtasıyla bu şerefe izzetini muhafaza ederek kavuşmak için imanlarını kuvvetlendirme derdiyle anlamlı bir yaşam sürenlere… Allah böyle anne ve babaların her an yar ve yardımcısı olsun. Amin.

Kaynaklar:

Camiü’s-Sağır C. 1 s. 308, Yeni Asya Neşriyat

1500 Hadisle Peygamber Yolu, Cemal Uşşak, C. 2 s. 652, Yeni Asya Yayınları.

Camiü’s Sağır, C. 2 s. 686, Yeni Asya Neş.

Camiü’s Sağır, C. 3 s. 1121, Yeni Asya Neşriyat.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*