Ey kendim! Hazırlan yolculuk var

alt

Yağmurlar bahçede oyun oynayan kızımın saçlarına düşerken, elleriyle saçlarını tutması komik geldi. Arkadaşıyla birlikte ıslanmamak için kahkahalarla koşarken, çocuk olmanın heyecan kokan bir serüven olduğunu fark ettim. Ona öğrettiğim “Yağmur yağıyor –Seller akıyor-Arap kızı camdan bakıyor” şarkısı dilinde, hiçbir şey umurunda değildi. Bu şen şakrak hâlini seyir ederken, alışmış gözlerimin yorgunluğunu hissettim. “Yağmur işte” der gibi bakan gözlerim ve “Çocuk işte diyerek tebessüm eden yüzüm… Birbirinden çok ayrı duygulardan haber veriyordu.

Zamanla büyümekle kalmamıştım. Çocukluğum ellerimden kayıp giderken keyiflendiğim şeylerin adını ve şeklini değiştirmişti. Belki de uzun zamandır alışkanlığın pençesinde kıvranırken rabbim bu yavruyla yeniden mucizelerini fark edip, tanıklık etmem için bir fırsat daha veriyordu.

Usulca kalktım oturduğum banktan. Beni yağmurdan koruyan çardağın şemsiyeliğinden azat edip benliğimi, başımı kaldırmadan avuçlarımı açtım ve birkaç damla yağmur tanesinin ellerimi ıslatmasına izin verdim. Bir tane bir tane daha derken tebessüm ve yorgun bir ruhla gidip banka oturdum. O çocukların ardından koşacak heyecanı bulamadım içimde. Ne zaman bu kadar yorulduğumu düşünmem gerekti ama onuda erteledim.
***
Hızlı yaşamaya alıştığımdan ya da öyle yaşamak zorunda hissettiğimden günlük yaşamın içinde unuttuğum keyifler var. Sabah uyanırken o gün yapılması gerekenlerin listesi uzarken, ilk defa bütün odaları dağınıklığıyla bıraktım o sabah… Oyuncaklar yerde, minderler ters düz edilmiş. Kahvaltı sofrası tezgâhın üzerinde…  Giyinip çıktık erkenden dışarıya… Sonbaharın geldiğini bildiğimizden düşen yapraklarını topladık birkaç ağacın. Birlikte yaprakların sararan ve sarının bin bir rengine bürünmüş hallerini inceledik. Sonbaharın ne demek olduğunu konuştuk. Ellerimizde yapraklarla evin yolunu tuttuk. Evimize misafir ettiğimiz bu yaprakları ise çeşit çeşit renklere boyadık.

Ne zaman bir yaprağa dokunduğumu hatırlamaya çalıştım ama hafızam en ufak bir ipucu vermedi. Anı yaşamanın hayrını düşünüp vazgeçtim kendimi sorgulamaktan. O gün sonbahara “Merhaba” dedim küçük bir hanımla. Onun hayret dolu bakışları, benim yorgun bakışlarıma eşlik edince anladım ki; çocuklar bu yaşamı yeniden keşfetmek için bize verilmiş nimetler. Belki onlar bizim unuttuğumuz çocuk yanımız.
***
Minibüse yetişmek için acele ediyorum. Defalarca saate bakıyor, kıyafetlerini aceleyle giydirmeye çalışıyorum kızımı. Kızım bana bakıp “Yavaş anne yavaş. Sonrakine bineriz” dediğinde, henüz bozulmamış ve hızlanmamış bir fıtratı nasıl hızlandırmaya çalıştığımı gördüm. Bir sonraki minibüse binmekle bir şey kaybetmiş olmazdım. Ama bu kadar aceleyle kızımı hem bedenen, hem ruhen incitebilirdim.

Beklemeyi ve sabretmeyi yeniden öğreniyorum. Ve inanın bu yaştan sonra yavaşlamak çok zor. Sanki her şeye yetişmek zorundayım. Sanki her şey zamanında yapılmalı diye bir kanun var. Sanırım bu telaş ve vakitsizlik ayrıntıları göz ardı etmeme sebep oluyor.

Fıtratıma geri dönüş yolculuğuna başladığım bu günlerde kendime sesleniyorum:

“Ey kendim! Bana hazırlan, sana geliyorum.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*