Faiz lobileri ve hükümetimizin ekonomik politikalarına dair

Siyaset ile sermaye arasındaki sıcak irtibatın önemini aktüel politikacılarımız iyi bilirler.

Siyaset ve idare derslerini veren meşhur hocalarımızın üzerinde durdukları bir prensibin de “dünya para hareketleri” olduğunu hatırlatmış olalım. Paranın yüzdüğü istikamete doğru mevcut siyasetlerin aktığını bilenler para hareketlerinin mutlaka kontrol altında tutulmasına çalışırlar. Hakikî demokrasiyi hedefleyen siyasetçilerin sermaye dolaşımının şeffaflaşmasını istemelerinin sırrı bu olsa gerek. Global sermayenin geçmişte tetiklediği krizlerle kıvranan AB’nin “şeffaf para politikaları” yönünde çalışma yapmasını da insanlık ve barış adına takdirle karşılıyorlar.

Gizli veya örtülü sermayenin, alanını genişletmek üzere insanî ve ahlâkî sınırları kaldırdığın tarih şahittir. Başta meşhur Bolşevik ihtilâli olmak üzere, birçok tarihî ihtilâl, savaş veya devrimin netice itibariyle nesebi gayr-i sahih (babası belli olmayan çocuk gibi) sermayeye hizmet maksadıyla yapıldığını ekonomi tarihçileri mutlaka biliyorlardır. Yakın geçmişteki Irak savaşları ve Arap baharı devrimlerinin sermayeye nasıl hizmet ettiğini yakından görmek için Erbil’e, Kerkük’e, Bağdat’a ve Trablusgarp’a üşüşen dev petrol şirketlerini takip edebilirsiniz. Son zamanlarda “millî iradelerden” habersizce gelişen iktidar değişikliklerinin, siyasî infazların ve komünikasyon silâhının “modern cehalete müptelâ” halka çevrilmesinin arkasında bu hakikatler yatıyor kanaatindeyiz.

Yukarıdaki girizgâhla okuyucularımızın hayalen 2002’lere gitmelerini; siyasetten men edilmiş birisinin dost-düşman ittifakıyla dümene getirilmesini ve ondan sonraki süreçleri dikkatlice takip etmelerini istirham ediyorum. Başbakanımızın, finanse ettirdiği medya ile cehalete mahkûm olmuş halkının karşısına çıkıp “dış güçlerden”, “global sermayeden”, “faiz lobisinden” dertlenmesine maalesef müsbet bakamıyoruz. Belgelerden, bilgilerden, rakam ve medyaya on küsür senedir yansıyan haberlerden çıkardığımız o ki, AKP hükümeti galip dış güçlerle ittifak kurarak “yenilikçi” hareketini iktidara taşıdı ve devam ettirdi. Başta Soros olmak üzere neoliberallerin kontrolündeki sermaye ile “meşhur dönüşümlerini” gerçekleştirdi. Turuncu devrimleri; değişim, hürriyet, global aktörlük ve yeni Osmanlılar sloganlarıyla selâmladı. Arap baharına verdiği desteğin arkasında da, global sermayenin “birlikte kazanalım, birlikte idare edelim” sözünün olduğunu artık çoğumuz biliyoruz. İcraatlarla beyanların birbirini kıyasıya öldürdüğü bir siyasetin uzun ömürlü olamayacağını hükümet kurmayları da biliyorlardır. İktidara geldikleri hal, zaman ve şartların değişmesi artık AKP’nin siyasete veda etmesinin gerektiriyorsa bu hakikate karşı suçu merhum Hocanın üslûbuyla başkalarına atmak, modern siyasetin hiç de hoşlanmadığı bir şeydir.

GEZİ YALNIZCA BAHANE…

Global sermayenin globalce organize ettiği global örgütlerin, global devrimleri yapabileceğine herkes gibi biz de inanıyoruz. Millî devletlerin bedenlerini sarmış ihtilâl ağlarını atlayarak suçu yalnızca “sosyal medyaya” vermeyi cehalet ve tembellikle izah edebiliriz. Fakat din, ahlâk ve barış karşıtı sermayenin genel ahlâkta yaptığı dehşetli tahribatla, global devrimciler hedeflerine biraz daha yaklaşıyorlar. İsyan, kıyam, çapulcu hareket ve devleti tahrip eylemleri yalnızca bizde görülmüyor. Rusya, Yunanistan, ispanya ve Latin Amerika’da da bu hareketin iz düşümünü çoktan takip edebiliyoruz. Fakat ip, inceldiği yerden kopuyor veya onların deyimiyle devrim olgunlaştığı ülkede gerçekleşiyor. Yeni Asya’nın arşivine girerseniz, AKP ekonomisini küresel sermayeye bağlı sıcak para sirkülâsyonuyla izah ettiğimizi göreceksiniz. Bunu biraz da AKP öncesindeki “yeşil sermayenin” holdinglerine de benzetebiliriz. Yeni devrimlerin mevsimine girmiş hükümet; eski ortaklarına rüşvet vererek önceki anlaşmaları yenilemeye teşebbüsle ve halkını yanlış bilgilendirerek bu neticeyi değiştiremeyecektir. Dünya konjonktürü yeni dengeleri öneriyor. En küçük bir sarsıntı sıcak paranın ülkeyi terk etmesine yetiyor. 11 Haziran’dan bu yana hükümet, TL’nin gücünü korumak için 6,4 milyar dolar pazara sokmuş. Buna rağmen 3 milyar dolardan fazla para kaçmış ve rezervlerinden 40 milyar dolar kaybetmiş. Sıcak para kazanmak istiyor. Küresel sermaye, istediği düzeyde sömüremeyince elbette başka diyarlar arayacaktır. Avrupa Birliği’nin dünyayı kasıp kavuran bu hareketi için, köpek balıkları veya çekirge sürüsü teşbihi de bundandır. Hükümet ABD ve AB’nin yeni politikalarını da zamanında anlayamadı. Sermayeyi şeffaflaştırmak ve global çeteyi durdurmak için harekete geçen AB’nin yanında olacağına karşısında yer aldı. Bir taraftan faizden şikâyet edeceksiniz, diğer taraftan faizleri % 9’a çıkaracaksınız. Sıcak parayı durdurmanın çaresi Türk milletini şikâyetçi olduğu faizci lobiye soydurmak olmamalıydı.

Hükümet İstanbul’u New York’la karıştırarak en büyük hatasını işledi kanaatimizce. Hong Kong, Frankfurt, Paris ve Londra borsalarını kontrol edenler İstanbul’u ancak teslim alarak finans merkezi yapabilirlerdi. İkinci Avrupa Türkiye’ye baştan beri güvenmiyordu. Kaldı ki, hükümetin yuvarlandığı kompleks çukuru hayli derin. İstanbul’da birkaç Manhattan oluşturmak isteyen hükümet Müslüman Türkiye’nin dinamiklerini bilmeden ikinci Avrupa’yı taklide kalkıştı.

ÇÖZÜM

Türkiye Avrupa değildi, İstanbul’un New York olmadığı gibi. Siyasal İslâmcı ekibimiz zamanı, dünyayı ve tarihi doğru okuyabilseydi Müslüman Türkiye’yi ekonomik ve siyasî bağımsızlığa götürecek dinamikleri keşfederdi. Birinci Dünya Savaşı öncesinde İslâm âleminin kanıyla semirmiş bir emperyalist Avrupa ile ortaklık kuramayacağını, Kuzey Irak’ta, Trablusgarp’ta ve Bağdat’ta yetimlerin mallarına el koymuş zalimlerle birlikte olunamayacağını anlamalıydı. Faiz lobilerini tenkit etme yerine çevresindeki yüzlerce siyasal İslâmcı iktisat hocalarıyla kafa kafaya verip çare aramaya girilseydi, bütün insanlığa faydalı neticeler elde ederdi. George Soros’un Budapeşte’de kurduğu ekonomi ön tahmin merkezi enstitüsüne mukabil biz de İslâm ülkelerini Avrupa dilenciliğinden kurtarma enstitüleri açabilseydik, global sermayenin küçük bir hareketi karşısında bu kadar paniğe kapılmazdık. On küsür senedir dış güçlere verdiğimiz bu devasa rüşvetlerin onda biriyle hem ülkemiz ve hem de mazlûm milletler dinsiz, sefih ve çatışmacı global sermayenin şerrinden kurtulacaklardı.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*