Gaflet hastalığı

Kelime anlamı olarak, gafil olmak, dikkat etmemek, unutmak, yanılmak, ihmal etmek, farkına varmamak, aldanmak anlamlarına gelen gaflet, manevî olarak kalp hastalıklarının en başta ve en önemli sebebidir.

İslâmî literatürde kullanış biçimi ise, bir şeyin gerekliliği ortada iken bunun idrak edilmemesi, habersiz olunmasıdır.

Gaflet, nefsin arzularına uymak, kulluğu unutmak ve değerli olan şeylerin kıymetini takdir edememektir. Bu bağlamda nefesi, ömrü, zamanı, sağlığı, gençliği nerede tükettiğini sorgulamaksızın bir yaşantı gaflet hâlinden başka bir şey değildir.

Gaflet, kişinin iman derecesi ile ilgili olarak herkeste farklı tezahür eder. Âlimin gafleti, masivâullah, yani Allah’tan gayrı şeylere meyletmesi iken; cahilin gafleti dünyevîleşme, dünyaya ait şeylerle övünme veya günahlara girme şeklinde tezahür edebilir.

Gafiller nimete nimet demez, ihsanı ihsan bilmez, ikazlara, nasihatlere kulak asmaz, musibetlerin ve sıkıntıların dilini okuyamaz, gafletle oturur, gafletle kalkar. Bu hâlleri ile, nefsin emrinde yani anlık zevk ve heveslerle yaşar, günahların pençesinden kurtulamaz. Zira, gaflet ile geçmiş ve geleceği düşünmemesi, ruhun, aklın ve kalbin derece-i hayatını yaşayamaması, onları nefislerinin esiri hâline getirir.

Hazret-i Ali’ye (ra) şöyle bir soru sorulur: “Ey mü’minlerin emiri! Bize küfrün hangi temellere dayandığını bildirir misin?”

Hazret-i Ali de cevaben şöyle demiştir:

“Küfür dört temele dayanır. Bir, zulüm; ikincisi, kalp ve basiret körlüğü; üçüncüsü, gaflet; dördüncüsü ise şüphedir.”

Evet, gaflet günahların başlangıcı olduğu gibi ilim ve hikmetin önünde de ciddî bir engeldir.

İnsanın dünyaya düşkünlüğü nispetinde gafleti kalınlaşır. Heva ve hevesine düşkünlüğü nispetinde dünyevîleşir. Heva ve heves ise, insanın manevî dünyasına nefsin hâkim olmasıyla ortaya çıkar. Nefsin hâkim olması ise, kalpteki iman nurunun zayıflaması ve aklın beslenmemesi sonucu oluşur. İman zayıflığı ise, kulun Rabb’inden uzaklaşmasıyla meydana gelir.

Bugün birçok insanın içine düştüğü bir tehlike, hislerini iptal edip, yaratılış hikmetini düşünmemek, gidiyor olduğu yolun sonucunu görememektir. Bu sorgulamaları yapmamak için de gözlerini hakikatlere açmamakta, deve kuşu gibi başlarını kuma gömerek nefsî arzularıyla oyalanıp, boş ve faydasız işlerle ve eğlencelerle meşgul olmaktadırlar.

Gaflet hastalığı, aklın düşünme melekesinin kaybolmasına sebep olan sinsi bir hastalıktır. Risale-i Nur’da, “Tefekkür gafleti izale eder.” tespiti gereğince, gaflet hastalığının tedavisinde en etkili ilâç, tefekkür ibadetidir.

Akıl ve kalp, hayatın gerçeklerinden onu bekleyen ölüm, kabir, hesap, Cennet, Cehennem hakikatlerinden haber verir. Fakat insan şuursuzlukla herkes gibi kendisini de bekleyen bu büyük hakikatlerin farkına varmaz. Bu yüzden gaflet hastalığına yakalanan insan görebilir, duyabilir, fakat duyup gördüklerini muhakeme edemez.

Bediüzzaman Hazretleri, Lemaat isimli eserinde şöyle bir tespitte bulunur: “Heva, iptal-i histir. Bu da teselli ister. Bu da tagafül ister. Bu da meşgale ister. Bu da eğlence ister. Hevesat-ı sihirbaz, ta vicdanı aldatsın, ruhu tenvim edilsin, ta elem hissolunmasın.”

Gafletin esas sebebi cehalettir. Cehalet, gafleti; gaflet, ataleti; atalet, sefaleti; sefalet, felâket ve esareti netice verecektir.

Cüneyd-i Bağdadî Hazretlerine sorarlar; “Belâ nedir?”

Cevaben, “Asıl belâ, belayı verenden gafil olmaktır.” der.

Hâsılı, gaflet aklın muhakemesini bozduğu gibi, kalbin selâmetini de perdeler ve hakikatleri göstermez.

Gaflet hâlinin uzun olması, Malikü’l-Mülk’ten gafil olma hâline, o da nefsin firavunluğuna, o da kalbin Allah tarafından mühürlenmesine kadar giden bir sükutu netice verir. Zira kalbin mühürlenmesi, devamlı günah işlemekten ve tövbe etmemekten meydana gelir.

Evet, gafletin delindiği anlar, insanın tefekküre yöneldiği, dünyadan ahirete, hayalden hakikate, fenâdan bekaya çevrildiği anlardır ki, bunlar da ölüm, hastalık, afet ve belâlardır. Bu nokta-i nazardan, gafleti parçalayan her türlü musibet, birer rahmet taşları hükmündedir.

Evet, gafletin en büyüğü Allah’tan gafil olmaktır. Allah’tan gafil olanlar, ibadetten, ölümden, ömürden, sağlıktan ve nimetten, bir zincir gibi her şeyden gafil olur ki, bu hâl tam bir firavuniyet hâlidir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*