EURONUR ÖZEL

Gazze: Yükselen Öfke ve İnsanlığın Sınavı

Özel Makale / Gazze

Gazze Şeridi, sadece coğrafi bir bölgenin adından çok, insanlığın vicdanına saplanmış kor bir bıçak gibi.
Artık “orada masumlar ölüyor” demek, yaşanan bu korkunç felaketi anlatmaya yetmiyor. Çünkü orası, sadece bedenlerin değil, tüm insanlığın en temel ahlaki değerlerinin de can çekiştiği yer haline geldi.
Yaşanan bu vahşet, yalnızca zulmü işleyenlerin değil, bu dehşete sessiz kalanların da karşısında büyüyen, adeta volkanik bir öfke dalgası yaratıyor.
Bu öfke, sadece bir siyasi tepki değil, kalplerden beslenen, her geçen gün daha da şiddetlenen bir fırtına gibi kopuyor.

Açlığın Silah Olarak Kullanılması: Bir İnsanlık Ayıbı

Gazze’deki felaket, sadece bombaların ve yıkımın dehşetiyle sınırlı değil.
Artık insanlık, açlığın bir silah olarak kullanıldığı, gıda arayan insanların vahşi bir zevkle hedef alındığı manzaralara tanık oluyor.
Bir anne, çocuğuna son bir lokma verebilmek için enkazın arasında bir parça ekmek ararken, bir baba ailesine su getirmek için çıktığı yolda can veriyor.
Bu, yalnızca bir savaş suçu değil, aynı zamanda insanlığın en temel onuruna karşı işlenmiş bir cinayettir.
Yaşananlar, insanların gıda bulmaya çalışırken bile güvenliklerinin olmadığı, her an bir hedef haline gelebilecekleri acımasız bir gerçekliği gözler önüne seriyor.
Bu durum, vicdanı olan her insan için bir utanç belgesi, bir insanlık ayıbı haline gelmiştir.

Uluslararası Sessizlik: Kınama ve Hayal Kırıklığı

Tüm dünya, Gazze’de yaşananları sanki bir filmin en dramatik sahnelerini izler gibi takip ediyor.
Gökten yağan bombalar, bir anda harabeye dönen evler, enkazdan feryatlarla çıkarılan minik bedenler…
Bu dehşet verici manzaralara rağmen, uluslararası arenadaki güçlü devletlerin ve kurumların yeterli tepki vermemesi, bu öfkeyi daha da büyütüyor.
Milyonlarca insan, dünya liderlerinin sadece kınama mesajları yayınlamasını, yangın yerine gelip “Geçmiş olsun” demekle yetinmelerini kabul edemiyor.
Bu, adeta bir evin yanmasını izlerken, yangın söndürme tüpü uzatmak yerine, sadece yangını kınayan bir mektup yazmaya benzeyen bir durum.
Bu derin hayal kırıklığı ve öfke, sadece zulmü işleyenlere değil, bu insanlık dramına göz yuman tüm güçlere yöneliyor.

Çifte Standartlar: İnsanlığın Sarsılan Adalet Duygusu

Bu öfkenin en can alıcı noktalarından biri de, uluslararası hukukun ve insan haklarının çifte standartlarla uygulanması.
Batı dünyasında bir sivilin ölümü haftalarca manşet olurken, Gazze’de on binlerce masumun katledilmesi ve aç bırakılması “savunma hakkı” gibi soyut bir kavramla meşrulaştırılıyor.
Bu durum, adeta bir adaletin terazisi düşünün; bir kefesine küçücük bir taş koyduğunuzda bile ibresi anında oynarken, diğerine on binlerce can koysanız bile hiç kıpırdamıyor.
Sanki bir tarafın canı diğerinden daha değersizmiş gibi bir algı meydana getiriliyor. Bu dengesizlik, insanların adalet duygusunu derinden sarsıyor ve akıllara o can alıcı soruyu getiriyor:
Dünya neden bu kadar kör ve sağır?

Gazze’de yaşananlar, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın geleceği için bir uyarı niteliğinde.
Eğer bugün bu vahşete karşı sessiz kalınırsa, yarın benzer zulümlerin dünyanın başka yerlerinde de yaşanabileceği korkusu, insanları harekete geçiriyor.
Dünyanın dört bir yanından yükselen protesto gösterileri, bu katliamın sadece siyasi bir mesele olmadığını, insanlık vicdanının son bir haykırışı olduğunu gösteriyor.
Bu durum, denizde giden bir geminin su alması gibi; bir delik açıldığında o gemideki herkesin batma tehlikesiyle karşı karşıya kalması gibi.
Bugün Gazze’ye sessiz kalmak, yarın o deliğin kendi evimizin önünde açılmasına zemin hazırlamak anlamına geliyor.

Gazze’de yaşananlar sadece bir savaş değil, insanlığın kendi vicdanıyla yaptığı bir hesaplaşma. Yükselen öfke, bu sınavda kalanların sessizliğine karşı, vicdanını kaybetmemiş milyonların adalet arayışı.
Bu öfke, zulmün er ya da geç son bulacağına dair sarsılmaz bir inancın, bir direnişin ve bir umudun sesi.
Bu feryat, çifte standartlara, adaletsizliğe ve duyarsızlığa karşı bir başkaldırıdır.
Haksızlık karşısında suskun kalan uluslararası güçlere karşı yükselen bu ses, sadece “Dur!” demekle kalmıyor. Aynı zamanda bu zulmün bir gün mutlaka son bulacağına dair sarsılmaz bir inancın da ifadesi oluyor.
İşte tam bu noktada, kalplerde yeşeren umut, bu karanlığın sonsuza dek sürmeyeceğine dair ilahi bir müjdeyi gösteriyor.
En koyu karanlık anlarında bile, içimizde bir umut ateşiyle haykırıyoruz:
Bu zulüm kalıcı değil, bu karanlık sonsuz değil. Yükselen bu öfke, sadece bir tepki değil, aynı zamanda vaad edilen o parlak şafağın ilk ışığıdır.
Ve o şafak, mutlaka doğacaktır.

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu