Geçti ah’ın zamanı

İnsanların iç âlemi, bir kapalı kutu gibi.

Muammalar dünyasından ne alıyor, ne satıyor bilinmez. Yaşananlar, yas olanlar; ruhundaki heyelan, hepsi meçhul kutuda. Düne dair umdukları, elindeki buldukları hatta bulamadıkları bu kutunun içinde!

Eh, insan bu…

Yunus Emre, “Geçti ömrüm âh ile / İçi dolu eyvâh ile” demiş.

Ne de güzel söylemiş.

Muhtemeldir ki herkesin bir âhı, birçok eyvâhı vardır.

Bediüzzaman’ın, “Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat, bir uykudur; bir rüyâ gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider” 1 sözü, tamda bu “âh”ları, “vâh”ları tefsir eder durumda.

Ne var ki, ne âh’ın ne de eyvâh’ın bu güne; hayatın zayi olmuş günlerine bir faydası oluyor.

Dinle diyanetle, ahiretle ve hizmetlerle ilgili yapılamayan şeyler, kaçırılan fırsatlar üzülmeye değebilir.

Aksi hâlde, giden geri gelmeyeceğine göre, âhlar-vahlar dünkü günü telâfiye yetmiyor.

Yanlışlara yanmak yakınmak yerine, hazır zamanı zararlı zayi etmemenin çaresine bakmalı.

Ve dahi, hayallerin peşinden pervaz olup koşmak yerine, hakikatler dünyasında meskûn olmak gerekir. Yani doğruyu görmek, doğruda sebat etmek; dolayısıyla, dünü dünde bırakıp, bugünlere gelmek gibi…

Mevlânâ Celâleddin Hazretleri;

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,

“Her gün bir yere konmak ne güzel,

“Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş!

“Dünle beraber gitti cancağızım,

“Ne kadar söz varsa düne ait…

“Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım…” diyor ya…

İşte, öyle yapmak; geçen düne değil, gelen yeni güne bakmak lâzım.

Buna mecburuz!

Peygamber Efendimiz (asm), “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” 2 hadis-i şerifleriyle, ezberleri bozuyor ve korkulandan emin, umulana nail olabilmenin yolunun, kabrin arkası için ciddî çalışmak suretiyle mümkün olabileceğini nazar-ı dikkatimize veriyor.

Demek, orada, nasıl olmayı arzu ediyorsak; burada, öyle olmaya gayret etmek gerekiyor.

Bedbinlik, bezginlik, bitkinlik duygusuyla “of” demek yerine hayattan haz alarak ve ümitvâr olarak “oh” demek, omuzlardan bütün yükü alıyor; âh’ı, vâh’ı gönüllerden salıyor.

Dipnotlar:

1- Said Nursî, Sözler, 193.
2- Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 5, 663.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*