EURONUR ÖZEL

Genç Ruhlar: Frankfurt’ta Bir Akşam

This entry is part 13 of 13 in the series GENÇ RUHLAR

GENÇ RUHLAR

Genç Ruhlar: Ne Yöne Gidiyoruz?

Genç Ruhlar: Hayata Nasıl Bakıyoruz?

Genç Ruhlar: Hayatın Pusulası

Genç Ruhlar: Camın Ardındaki Işık

Genç Ruhlar: Dışarıda Rüzgâr, İçeride Fırtına

Genç Ruhlar: Zamanın Zincirlerinden Kurtulmak

Genç Ruhlar: İmtihan Fırtınası

Genç Ruhlar: Zihinlerin Anlam Arayışı

Genç Ruhlar: Dünya Harbinden Büyük Hakikat

Genç Ruhlar: Sonsuzluk Kodları

Genç Ruhlar: Sonsuzluğun Yankısı

Genç Ruhlar: Tevekkülün Dili

Genç Ruhlar: Frankfurt’ta Bir Akşam

Özel Makale / Frankfurt

Bir Frankfurt Hatırası

Profesör Furkan Akıncı, Frankfurt Goethe Üniversitesi Sosyoloji Fakültesi’ndeki “Medeniyetler Arası Diyalogda Tevhidin Evrensel Gücü” başlıklı konferansını bitirmişti.

Sosyal İlimler ve Medeniyet Tarihi uzmanı olan Akıncı, resmiyetten sıyrılarak; kütüphane kafeteryasının samimi ortamında; Avrupalı gençlerle bir araya geldi.

Bu gençlik halkası, Avrupa’nın vicdanını temsil ediyordu. Yerel kültürle inancını birleştirmeye çalışan göçmen kökenliler ve hakikati yeni kucaklamış mühtediler (sonradan Müslüman olanlar) ve çoğu Sosyoloji Fakültesi’nden gelen gençlerdi.

Profesör Akıncı, bir tebessümle gençlere baktı:

“Kardeşlerim, burası; sosyal bilimlerin ruhuyla; imanın sıcaklığının buluştuğu yer. Kalbinizdeki en samimi soruları bekliyorum. Zira Avrupa’nın yeni vicdanı, sizin aklınız ve kalbinizdir.”

İlk sözü, Alman kökenli yeni Müslüman Albert aldı. Ait olduğu toplumda manevi bir yabancılık çeken bir aydının feryadını dile getirdi.

Albert (Alman Mühtedi, Sanat Tarihi Öğrencisi): “Hocam, Bismarck ve Carlyle gibi büyük dehaların Kur’an’a olan teslimiyetinden bahsettiniz. Bu onur verici. Ancak bugün, ben ve benim gibi bu topraklarda doğup büyümüş Müslümanlar; ana akım medyada sürekli bir ‘öteki’ olarak resmediliyoruz. Bu topluma aidiyetim tam, ama inancım yüzünden ‘manevi bir göçmen’ muamelesi görüyorum. Bu sosyal ikilemi nasıl aşacağız?”

Profesör Akıncı: “Sevgili Albert, ne kadar yerinde bir tespit! Senin durumun, aidiyetin kaynağını sorguluyor: Toprak mı, Hakikat mi?”

“Bediüzzaman Hazretleri’nin geleceğe yönelik görüşleri, tam da bu ikilemi çözmek için bir anahtardır. Hakikat-i İslâmiye’nin Güneşi, er geç medeniyet-i garbiye (Batı medeniyeti) semasında parlayacaktır.”

“Goethe’nin estetiği, Kant’ın ahlak arayışı, Leibniz’in metafiziği… Tüm bunlar, felsefi açıdan tevhidin (birliğin) işaretlerini taşıyan arayışlardır. Senin görevin, bu toplumun bilimini ve sanatını en iyi bilen olmak.”

“İnancınla getirdiğin yüksek ahlak ve adalet vicdanı, o ‘öteki’ duvarını yıkacak tek ‘sosyal algoritmadır.’ Tevhidin en büyük sosyal katkısı Empati’dir. Çünkü tevhid, kâinatta tesadüfü ve anlamsızlığı siler.”

“Başkalarının acılarını da Allah’tan gelen İlâhî bir imtihanın parçası olarak görmeyi öğretir. Bu bakış, o ‘öteki’ dediğimiz kişinin de aynı Sâni’nin sanatı olduğunu anlamamızı sağlar. Bu ortak yaratılış bilinci, bizi merhamete ve şefkate zorlar. İşte bu derin empati, sosyal vicdanın kilididir ve tüm sosyal bariyerleri yıkar.”

“Sen bir ‘göçmen’ değil, kültürlerarası bir köprüsün. Batı medeniyetinin aradığı hakikatin geri dönüşüsün. Bismarck’ın sözleri, Batı aklının kaçınılmaz teslimiyetinin erken teyididir. Nur, karanlığı yırttığında, gözler onu görmeye mecbur kalır.”

Sıra, küresel materyalizmin baskısı altında sürekli tatminsizlik yaşayan gençlere geldi.

Can (Türk Asıllı Alman Genci, Ekonomi Öğrencisi):  “Hocam, Avrupa’da hayat sürekli bir koşuşturma: tüketim ve bireysellik. Tüket, paylaş, onayla… Bu, Bediüzzaman Hazretleri’nin bahsettiği ‘Manevi Deccaliyet’in modern formu değil mi? Kalbimizin tatmini için değil, sosyal medyada bir ‘imaj’ oluşturmak için yaşıyoruz. Bu ‘Dopamin Hapsi’nden, kalbimizi ‘manevi bir tatmin’e nasıl çıkaracağız?”

Profesör Akıncı: “Sevgili Can, sen modern sosyolojinin en büyük krizini soruyorsun: ‘Mutluluğun Yanlış Adresi’. Tüketim kültürü, insanı küçük bir tanrı (rububiyet) gibi hissettiriyor. ‘Her şeyi ben kontrol edebilirim’ yanılgısına düşürüyor.”

“Oysa insan, bir sineğin kanadını dahi icat edemeyecek kadar acz (çaresizlik) ve fakr (yokluk) sahibidir. Kalbin iştihası, sosyal medyada gelen ‘beğeni sayısı’ ile doymaz; kalbiniz ‘Sonsuz’u arıyor. Bu iştah, ancak Ebedi Kaynak ile tatmin olur.”

“Risale-i Nur’un sunduğu iktisat felsefesi, sadece parayı değil; zamanı, sağlığı ve duyguyu israftan korur. Hayatın gayesi, yalnız maddî zevkler ve menfaatler değildir. Hayat, bir ‘Ebediyet Yolculuğu’nun biletidir.”

“İman, zamanı sadece tükenen bir kaynak değil, ebediyete yatırım aracı olarak görmeyi öğretir. Her anın kıymetli bir ‘mesai’ olduğu bilinci, tembelliği ve ertelemeyi azaltarak üretkenliği (verimliliği) artırır.”

“Bu yolculukta boğulmamak için, ‘dijital orucu’ hayatınıza dâhil edin. Her gün bir saatinizi ‘tefekkür’e (yaratılışı düşünmeye), bir saatinizi de ‘hizmet’e ayırın. Bu, sizi ‘tüketim dini’nin girdabından çıkarır.”

Sohbetin en kritik noktalarından biri olan aile problemi, Zeynep’in sorusuyla derinleşti.

Zeynep (Türk Asıllı Alman Hanım Öğrenci, Hukuk Fakültesi):  “Hocam, Batı’daki en büyük fitne; aile kurumunun çözülmesi. Bu sosyal erozyona karşı ‘Nur Yuvası’ olarak ailemizi ve çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz? Ahir zamanda, annenin rolü nedir?”

Profesör Akıncı: “Sevgili Zeynep, ne kadar kritik bir soru! Bediüzzaman Hazretleri’ne göre, kadınlar; Ahir zamanın görünmez kahramanlarıdır. Bir cemiyetin (toplumun) çekirdeği ailedir.”

“Kadın sadece bir birey değil, aynı zamanda ‘İnsan Fabrikası’nın en önemli ustasıdır.’ Sizin göreviniz, evlerinizi dış dünyanın fitnelerine karşı manevi bir kale; bir Nur Yuvası yapmaktır.”

“Aile, sadece nesil yetiştirme merkezi değil, aynı zamanda Modern Hayatın Gürültüsü ve Stresi karşısında ‘Sükûn’ bulduğumuz yerdir. Eşler arasındaki merhamet ve sevgi, sadece duygusal bir bağ değil; Allah’ın ‘Vedûd’ (Seven ve Sevilen) isminin bir tecellisidir.”

“Anneler, çocuklarına sadece bilgi değil, kalbî istikamet ve ‘Huzur’ aşılar. Evde okunan her bir tefekkür, edilen her bir dua; dış dünyadaki o ‘Dopamin Hapsi’nden kalbi dinlendiren manevi bir ‘Nefes Alma Durağı’dır.

“Bu, dört duvara kapanmak değil; dışarıdaki ilmi, ahlakı ve şuuru içeri taşıyarak; o nesli iman ve ahlakın mühendisi olarak yetiştirmektir.”

“Bir anne, bir milletin kaderini çizen en büyük sanatkârdır. Sizin ellerinizdeki terbiye, gelecek neslin hem Bismarck’ın aklına; hem de Carlyle’ın vicdanına sahip olmasını sağlayacak yegâne gücümüzdür.”

Gençler, teoriden aksiyona geçmek için son sorularını yöneltti.

Leyla (Orta Asyalı Genç, Sosyoloji Öğrencisi): “Hocam, ‘taşın ve ağacın haber vermesi’ hadisi… Bediüzzaman Hazretleri’nin öngördüğü İttihad-ı İslâm ve hakiki Hristiyanlarla birleşme, bu kadar karmaşık bir dünyada nasıl gerçek olacak? Küresel adalet mümkün mü?”

Profesör Akıncı: “Sevgili Leyla, bu hadis, kılıçların değil, hakikatin kılıcının savaşıdır. ‘Taş ve ağaç,’ sizin elinizdeki sosyal medya, basın ve yayın aletleridir! Zulüm ve haksızlık, artık saniyeler içinde milyarlarca insana ulaşıyor.”

“Bu ifşaat (ortaya çıkarma) gücü, dinsizliğe ve zulme dayalı akımlara karşı; samimi Müslümanlar ve hurafatlardan arınmış hakiki Hristiyanların (hakiki İsevilerin) ittifakına zemin hazırlayacaktır.”

“Bu ittifak, yalanın ve zulmün felsefesini çürütecek, küresel vicdanı harekete geçirecektir. Adalet, zorla değil, tevhidin çekim gücüyle kurulacaktır.”

Mehmet (Bilgisayar Bilimleri Öğrencisi): “Biz bu bilişim gücünü, geleceğin inşasında somut olarak nasıl kullanabiliriz?”

Profesör Akıncı: “Teknoloji, nötr bir ayna gibidir. Sizin göreviniz, bu teknolojileri sadece dünyevi bir araç olarak değil, Sanat-ı İlâhiye’nin bir tercümanı olarak kullanmaktır.”

“Fenni ilimlerinizle, imana giden yolları kısaltacaksınız. Böylece ilim, dinsizliğin yayıcısı olmaktan çıkacak; bütün ilimler; imanın delilleri ve şahitleri olacaktır. İşte bu, ilmin nura tahvilidir!”

“Sevgili Mehmet, Bilgisayar Bilimleri (Bilişim), Adalet (el-Adl) isminin tecellisini pratik hayata geçirebilir. Algoritmalarınızı ve yapay zekâyı, sadece şirket kârını artırmak için değil; sosyal eşitsizlikleri belirlemek; gıda israfını engellemek veya doğal afetlere karşı erken uyarı sistemleri kurmak için kullanın.”

“Veri (Big Data), sadece ticaret aracı değil, Hakkın ve Hikmetin delillerini ortaya çıkaran bir laboratuvar olmalıdır. İşte o zaman fenni ilminiz, imanın somut delili olur!”

Sarah (Amerikalı Mühtedi, Sosyoloji Öğrencisi): “Bu müjdeler o kadar büyük ki, insan pasifliğe düşebilir. Bu kadar büyük bir gelecek vaadi karşısında, bizim için her anı aktif bir ibadet haline getirecek en temel düstur ne olmalı?”

Profesör Akıncı: “Sevgili Sarah, bu büyük bir tehlikedir. Bediüzzaman Hazretleri, kaderin; bizim irademizle olan bağlantısını şöyle açıklar: Kader, bir nevi programdır; ancak o programın çalışması; bizim seçimlerimize ve faal mücadelemize bağlıdır.”

“Müjde var, çünkü Allah Vaadinden dönmez. Ama o müjdenin gerçekleşme zamanı ve şekli, bizim aktif gayretimize bağlıdır. Eğer pasif kalırsak, müjde yine gelir. Fakat biz o geleceğin hizmetkârı değil, sadece seyircisi oluruz.”

“Sizin her anınızı aktif ibadet haline getirecek düstur şudur: ‘Her şeyi Rabbinden bilmek ve her hareketi O’nun rızasına tahsis etmektir.’ Aşkla, şevkle ve gayretle çalışmak, kaderin en parlak tecellisidir!”

Profesör Akıncı, coşkuyla ayağa kalktı. Sesindeki umut ve kararlılık, tüm salona yayıldı.

“Kardeşlerim, sizler sadece bu topraklarda yaşayan Müslümanlar değilsiniz. Sizler, Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleriyle müjdelenen; Bediüzzaman Hazretleri’nin ferasetiyle teyit edilen o Bahar zamanının öncü neferlerisiniz! Bırakın dünya, size ‘öteki’ desin. Unutmayın: ‘Hakikat, aidiyetin en sağlam ve en ebedi vatanıdır!’ Bismarck’lar size aklın teslimiyetini gösterdi. Carlyle’lar size hakikatin sözünü işaret etti.”

“İnşaallah zulüm ve anarşi bitecek. Yerini adalet, paylaşma ve barışın hüküm sürdüğü bir dünya düzeni alacak. Ruhların huzur bulduğu o İkinci Asr-ı Saadet geliyor!”

“Sizler, o müjdenin gerçekleşmesini izleyenler değil, gerçekleştirenler olacaksınız! Şimdi gidin; ilminizle donanın, ahlakınızla parlayın ve tevhidin sancaktarlığını yapın! Gönüllerinizi sadece ebedi olanla tatmin edin ve hayatı, sonsuzluğa uzanan bir köprü olarak inşa edin. Allah’a emanet olun!”

O gece, Frankfurt’ta, sadece bir sohbet bitmemiş, Avrupa’nın yeni manevi şafağı ve gelecek nesillerin umudu filizlenmişti.

GENÇ RUHLAR

Genç Ruhlar: Tevekkülün Dili

Bir Yorum

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu