Gençlerimiz ve geleceğimiz

“Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada maziye bakan ve tasavvuratları kendileri gibi hakikatsiz ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar, şu kitabın hakaikini hayal tevehhüm etsinler. Zira ben biliyorum ki, şu kitabın mesâili hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir.” (Bediüzzaman, Münâzarât, s. 89)

Dünya gençleri ve bizim gençlerimiz!
Ve onların gerçekleri…
Onların beklentileri, ümitleri, gelecekleri, dertleri, handikapları, artıları ve eksileri…

Sorumlular olarak bize düşenler…
Gençlik konusunda iki sivri uçlu zıtlıkların olduğu gerçeği… Nihayetinde bunlara karşı çözüm yolları…
Gençler ve gençlik için bir yanda bahtiyarlık, ümit, plân, potansiyel imkânlar, müsbete yönelik haklar ve hayaller; öte yandan problemler, dertler, bitmeyen sorular, endişeler, kaygılar, açmazlar…

Gençlerin ve gençliğin ilk önce müsbet yönlerine bir bakalım:
Onlar toplum ve insanlık için umut dolu, heyecan dolu, aşk ve şevk dolu büyük bir potansiyel güç.
Hayal dolu, neşe dolu, enerji dolu devasa bir kitle.

Samimî davranışlarıyla, içten halleriyle, hasbî tutumlarıyla ruhu okşayan, kalbi sevindiren kıpır kıpır bir topluluk.

Hürriyet ve demokrasinin gündemde olduğu bu çağda potansiyellerini ve haklarını doya doya kullanmak, Allah’ın onlara bahşettiği nimetlerden faydalanmak isteyen ve tam olarak hayata tatbik edilip aktarılmasını isteyen muazzam bir güç ve kaynak.

Fakat öte yandan:
Aileleri başta olmak üzere çevreden, sorumlulardan beklenilen ilgi ve desteği görememenin boşluğunu yaşayan bir güç…
İdeolojik ve resmî bürokrasinin çarpık sistemi içinde bocalayan suçsuz ve günahsız, hareketli bir potansiyel.
Teknolojinin amansız sarmalında beynine devamlı bombardıman yapılan, adeta “kobay” olarak kullanılan bir sınıf.
Medya ve moda patronlarının acımasızca kullanmaya çalıştığı masum, fakat çaresiz bir potansiyel.
En kötüsü de “karanlık güçlerin” tuzağına düşecek zavallı kurbanlar konumunda, bahtsız ve korumasız bir kitle.

Bütün bu genellemelere rağmen:
“Ben insanım!” diyenler için, Sahibini, Yaratanını bilen, ehl-i tahkik olan, bu vatanı ve milleti sevenler için, “Hak Dâvâya” gönül verenler ve istikbalimiz için çok net, açık ve inkâr edilemeyecek bir gerçek var ki; bizden sevgi, ilgi bekleyen, bizimle birlikte omuz omuza mukaddes dâvâya hizmet edip katkıda bulunmak isteyen bahtiyar ve imanlı bir gençlik var.

Ufkumuzu genişletmek için…
İstikbale güvenle bakmak için…
Enerjimizi boşa akıtmamak için…
Ayağımızı yere sağlam basmak için…
Ümitleri, umutları yeşertmek, filizleri meyveye döndürmek için…
Masumların, temiz ruhluların ve iyilerin sayısını çoğaltmak için…
Topluma ve hayata artı değerler katmak için…
Hayatın, Hayatı Veren’in yolunda nasıl harcanacağını öğretmek için.
Gençlik enerjisini nerede, nasıl, ne şekilde kullanılmasını gösterebilmek için…

Kâr, zarar; iyi, kötü; müsbet, menfî; geçmiş, gelecek, hayır, şer, tamir, tahrip, sevgi, nefret, şefkat, gaddarlık, muhabbet, nefret, çalışma, tembellik, aksiyonerlik, yeknesaklık… vb. kavramları onlara fark ettirip hayata tatbikatını sağlattırabilmek için çok iyi bir fırsatımız ve potansiyelimizin olduğunu fark edip idrak etmemiz gerekiyor.

Geçen ayın ortalarında bir dâvetle başlayıp, 23 gündür devam eden “Türkiye turu”mda bu gençlik potansiyelinin bir defa daha farkına vardım. Bundan dolayıdır ki, içinde bulunduğum camiamla bir defa daha iftihar ettim. Allah’a şükrettim.

Çırpınmasıyla namlı Karadeniz’in doğusundan Rize’den başlayan “hizmet ve dâvet turumuz”, Akdeniz’in sakin ummanından geçip, Ege’nin mavi sularının ruhu rahatlatan hallerinden, Marmara’nın durgun limanı ve dünya incisi “Boğaz”ın tarih kokan nesimine uzanan tatlı, hoş, güzel manzara ve hülya âlemlerine beni taşıyor.

Bütün bu gezdiğim yerlerde muhatap olduğum ve her zaman bana büyük enerji ve heyecan veren  gençlerimiz ve gençlik beni ümitlendiriyor ve sevdalandırıyor.

Harika ve güzel manzaraların doyumsuz zevklerini fizyolojik açıdan hisseden bedenime bedel, dâvâ arkadaşlarımın dertleriyle hemhal olmak ruh, kalp ve his dünyamda yeni açılımlara sebep oluyor. Her türlü olumsuzluk ve “çoraklık”tan ders çıkarmayı, ibret almayı ve hayra dönüştürmeyi bir Kur’ân öğretisi olarak hayata aktarmayı başarmış Üstadım Bediüzzaman Said Nursî’nin muazzam, orijinal, hayatla tam örtüşen harika yorumlarıyla rahat nefes alıyor ve tatlı neticelerin meyvelerini bütün ruhumla hissediyorum. Mümkün olduğunca sosyal hayatın gerçeklerinden olan her türlü menfîliklere kulak tıkamaya, müsbetlere mesai harcamaya yönelik tutum ve gayretimi devam ettirmeye çalışıyorum.

Bu gezim esnasında, Trabzon’da gördüğüm genç ve dinamik potansiyel, Fatsa’daki her kademeden sohbete gelen birbirine kaynaşmış gençlik, Samsun gençlerindeki samimiyet, sakinlik ve dikkat, Vezirköprü’deki genç neslin sistemi, gayreti, prensipli oluşu, bağlılık ve hasbilikleri, Antalya ve Alanya’daki gençlerin birbirleriyle kaynaşma, organize, plân, program, vizyon ve dayanışmaları, Muğla’daki dinamik gençlerin araştırma, sorgulama, istek ve arzulu halleri, Aliağa’daki genç esnafın hamiyet, samimiyetleri, İzmir’deki üniversiteli gençlerin, müdakkiklik, dâvâya bağlılık, hareketli, araştırmacı, saygı ve sevgi dolu halleri, Manisa’daki değerli genç kardeşlerimin samimiyet, vakar, istek ve arzulu duruşları, Turgutlu’daki çiçeği burnunda levent delikanlıların, heyecan, umut, organize, zamanla yarışma ve hamiyetli hâl ve gayretleri gibi birçok güzel kazanım ve vasıflarının yanında en öne çıkan huşu dolu halleriydi.

Bu muazzam potansiyel aynı “çizgi”de buluşuyor; Aziz Üstadın tâbiriyle “senetler” hükmünde, “imzalar”la aynı dâvâda ittifak ediyorlardı.

İşte bu güzel serüvenin finaline yakışan en güzel bir manzaraya İstanbul Şirinevler semtinde şahit oldum. Mukaddes dâvâ uğruna “gençlik aşısı” gerçekten bu cennet vatanda çok güzel maya tutmuş. Allah’ın izniyle geleceğimiz sigortalanmış. Aynı “çizgide” buluşan bu bahtiyar gençler, hizmet faaliyet ve gayretleriyle ”senetler” hükmünde çok güzel “imzalar” atıyorlar. İşte bu büyük potansiyelin canlılıkları, heyecanları, aşk ve şevkleri bana bir defa daha büyük ümit verdi.

“Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada maziye bakan ve tasavvuratları kendileri gibi hakikatsiz ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar, şu kitabın hakaikini hayal tevehhüm etsinler. Zira ben biliyorum ki, şu kitabın mesâili hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir.” (Münâzarât, s. 89) tesbitine tam olarak bir defa daha hak verip, idrak edip, iştirak ettim. Evet, “kitabın mesâili hakikat olarak bu gençlikte tahakkuk etmiştir” elhamdülillâh, ben buna şahitlik ediyorum. Ne mutlu bahtiyar gençlere arkadaş olanlara, onlara örnek olanlara, onlarla ilgilenenlere ve sahip çıkanlara.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*