Gençliğin tereddisinde dini cemaatlerimizin vebali

İkazımızı özümüze edelim, değil mi?

Yani, Allah rızası için iman ve Kur’an’ı anlatma vazifesine soyunmuş Türkiye’mizdeki İslâmi cemaatlere. İhlas, tevazu, mütevazı şartlar ve sebatla kırk sene önce muvaffak oldukları yolda, mahalli veya küresel siyasetçilere yakalanan meslektaşlarımıza… Gençliğin heyecanıyla henüz girildiği Hakk yolunda, hemen hepsi farklı şekillerde yemin etmişlerdi. İhlas ile bu yolda hayatlarını bitireceklerine, davalarını menfaatlerine asla alet etmeyeceklerine ve tuttukları Kur’an’ı, ruhları pahasına başlar üstünde yükselteceklerine yüzlerce kere ve yüzlerce mahfillerde söz vermişlerdi. İslâmi şeair uğruna, Kemalizm’in darağaçlarında hayatlarına son verdikleri pişdarları gibi, deccaliyet ve süfyaniyetin bid’alarıyla manen cihad edeceklerini her zeminde haykırmamışlar mıydı?

Nerede evlerine TV ekranı yaklaştırmayan, hayatı boyunca gayr-ı müsait topluluğun olduğu yerlerde deniz sahillerine uğramayan, kadın sesi erkek için haramdır diye oturdukları mekânları terk eden, kadın-erkek mahremiyetine sahabi gibi dikkat eden ve bir tek vakit namazları kaçmasın diyerek, kış mevsiminde dağ başlarında bindikleri otobüslerden inen kahramanlar, nerede… Güzel ahlâk ve peygamberî terbiye için tekke tekke ve kapı kapı dolaşan nur yüzlülerin takipçilerinedir sözümüz. Veya kendime… Belki de o zamanın gençleriyle konuşuyoruzdur. Yüksek niyetlerle girdikleri yolda, ehl-i dünyanın desise ve oyunlarına aldanarak zamanın rüzgârlarınca savrulmuşlara… Yani bizim kuşağımıza… Bin bir çile ile oluşturulmuş cemaatlerin medrese ve tekkelerine siyasetçilerin üfürdükleri korku ve menfaatlerle nefes almışlara da söylemiş olabiliriz… İddialarımız, hayâllerimiz, beklentilerimiz, vaatlerimiz ve kollarımızda çırpınan gençliğimiz… İşte geldiğimiz yer burası değil mi?

Önce yerimiz dardır, dedik. Sonra imkânlarımız kısıtlıdır, dedik. Daha sonra mensuplarımız azdır, dedik… Bunlara ulaşmak için, dâhili ve harici yardımları- kaynaklarını araştırmadan – mukaddes hedeflere giden yolda haram-helal demeksizin güle oynaya kabul ettik. İktidarın müsaadesiyle ve onun kanalıyla gelen yardımlarla yüksek binalar, geniş külliyeler ve dünde hayâl edemeyeceğimiz imkânların içinde kendimizi bulduk. İşte olanlar, o zamanda olmuştu. Niyetinde bulunduğumuz istiğna orucu bozulmuş ve yüreğimizde sakladığımız ihlas kuşu uçuvermişti. Bomboş kafesin içinde ritüel gereği çektiğimiz virdlerin ne bize ve ne de çocuklarımıza faydası olmamıştı. Görüyorsunuz ki; çevremizdeki bütün dini cemaatlerimiz birbirilerine “o mutlu” dünleri soruyorlar. O cenneti zamanların nerelerde kaldığını… İlginç olanı ise; kimse ne özre, ne helalleşmeye ve ne de istiğfare yanaşmıyorlar… İşlediğimiz günahı yakacak istiğfarımız değil miydi? Yiğit düştüğü yerden kalkacağına göre; rejim bekçilerinin süfyaniyetin devamı uğruna verdikleri rüşvetleri iade etmek değil miydi? Allah’ın rızasını kazanmak ve imanla kabre gitmek için üzerimizdeki tüm haklardan kurtulmak değil miydi? Yani İbrahim Ethem gibi bize ait olmayan varlıklardan soyunmak değil miydi? İşte bu gençliğin halinden şikâyetçi olabilmemiz için, dini cemaatlerimizin dünde başladıkları noktayı; istiğfar, içtinap, istiğna ve itiraf ile tekrar bulmaları elzem olmuştur.

Hükümetten şikâyet işin en kolay ciheti. Kemalizm’i yaşatmadan AKP’yi yaşatırlar mıydı? Karakaş ve göz için mi bizi birçok yerde eş başkanı ilân etmişlerdi. Kemalizm’in Müslümanların sayesinde devam edebilmesi uğruna verilen rüşvetten ferec çıkar mıydı? Ayasofya, Taksim ve bir kaç küçük rüşvetin karşılığında bu milletin kaybolan servetini, izzetini, birlik-beraberliğini hiç düşündük mü?

Ya Şam-ı Şerife ettiklerimiz…

Netice-i Kelam: Dini cemaatler asli vazifelerinden olan gençlik meselesine fıtri olarak tekrar dönmek zorundadırlar. Yalnız; siyasetin rüşvetlerini ellerinin tersiyle itmeli, rejimin cemaatler arasına koyduğu fitneyi sonlandırmalı, hükümetin, milletin faydasına olan projelerine destek olmalı ve millete karşı içten-dıştan yapılan ihanetleri de hükümet erkânına ikaz etmelidirler… Hiçbir zaman vakit geç değildir…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*