Gençliğine de güvenme, ölen hep ihtiyar mı?

Dallarda tomurcuklar çatlamaya hazırlar…
Yakındır, emir geldi gelecek… Bekliyorlar…

Hayat fışkırıyor dört bir yandan, bunca ölmüş arasından.
Hayat görünen ve gizlenen bir mu’cize.
Görenedir görene… Köre ne?
Çoktandır baharı özledik. Ne zaman gelecek diye yolunu bekler olduk.
Baharın müjdesi insanın içine düşünce, bir kıpırdanmadır başlıyor. Dalga dalga bir sevinç havası yayılıyor ruhlara.
Dalga dalga ruhlara yayılıyor.

Bir oraya, bir buraya. Hayretle bakmaya başlıyor insan. Soruyor, sormadan edemiyor. Nedir bu faaliyet, nedir bu hareket?
Birdenbire olmuyor elbet. Her şeyin bir öncesi, bir evveli var. Hazırlığı kışta başlıyor baharın.
Zahmetli kış mevsiminin ardından rahmet ve bereket yüklü meyveleriyle geliyor, gönderiliyor bahar.
Postacı ne bilir, mektubun içinde ne var?
Bahar bir mektup. Ağaçlar postacı, meyveler bir mektup. Toprak postacı, ordan gönderilen ne varsa, bütün rızıklar bir mektup.
Mektubun üzerindeki adreste ‘insan’ yazıyor.
Ve sadece insan olan insan biliyor her şeyin kendisine hitap ettiğini.
Kimin kendisini böyle koruyup kolladığını ve kimin bu rahmet hediyelerini yolladığını insan olan insan biliyor, insan bilmek zorunda.
Günün her saatine, günün her anına kim bilir nice sayısız nimetler ekleniyor.

Kışa elveda, bahara merhaba…
Ağır giyeceklerden hafif olanlarına doğru geçiş var.
Ve hatıralar arasında saatin sarkacı gibi gidip geliyor insan.
Ömrün mevsimleri arasında gidip geliyor.
Devran dönüyor, insan düşünüyor. Derin derin düşünceler sarıyor, kaplıyor içimizi. Bunca ölmüşlerin arasından yeniden başlıyor hayat, yeniden başlıyor diriliş. Hayret içinde insan.

Ne dalda bir yaprak, ne toprakta bir tohum unutuluyor.
Ve toprağa giren bir tohum gibi insan da gireceği o âlemi ve dirileceği o günü düşünüyor.
Yollar tünellerle bağlanıyor. Ve tünellerin ardı bahar… Tünellerin ardında daha aydınlık ülkeler var.
Kabir hayat yolunun ortasında bir tünel. Ötesi iman ehli için ebedî bahar.
Yataktan yatanı kaldıran Allah, batan güneşi unutmayan Allah, toprağın gecesine girenleri de haşrin sabahıyla uyandıracak.
Birdenbire emir almış gibi yeryüzündeki cümle mahlûkat, şimdi yenilenmeye ve dirilmeye başlıyor.

Ya insan? Yanı başında bütün bu olan bitene şahit olan insan?
O da düşünüyor inceden inceye yarını, hayatını. Ötesini, toprağa gireceği anı. Bedeninin misafir edildiği yerden bir sabah yeniden kalkacağı o günü…

Mahşer yerine doğru sevk edilişini düşünüyor.
Düşünmek şimdi gerek…
Ölmeden önce düşünmek, toprağa girmeden önce düşünmek…
Yatağa girmeden önce duâsını yapar gibi, toprağa girmeden önce de hayatının en güzel duâsını yaparak girmek…
Bir camın gerisinde nazlı bir baş seyrediyor olan biteni. Eliyle tül perdeyi hafifçe aralıyor. Dünya evinin küçük penceresinden, o kocaman hayatı seyrediyor. Her yeri kaplayan, her yeri kuşatan rahmeti seyrediyor. Ve dilinde bir duâ mırıldanıyor:

“Kuru dallara can veren Allah’ım, kuruyan hayat damarlarımıza da imanın âb-ı hayatını lûtfeyle.”
Biraz hüzünle seyrediyor hayatı. O iniş ve çıkışlarla dolu hayatını…
Basamak basamak çıktığı yılları ve yokuşlarda susadığı anları hatırlıyor. Hatırlanacak ne çok şey var… Bir yaştan sonra pişmanlıklar akın akın hücum ediyor. ‘Böyle yaşamamalıydık bu hayatı, har vurup harman savurmamalıydık, böyle bozuk para gibi harcamamalıydık…’ dedirtiyor insana, ama olan olmuş, geçen geçmiştir bir kere.

Gayrı tövbeden başka yapacak bir şey yoktur…
Bahtiyar bir ihtiyara: “Ne yapıyorsun? Nasıl geçiyor günlerin?” diye sorduğumuzda:
“Yana yakıla, döne ağlaya” cevabını veriyor, meraklandırıyor sizi. Ve sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Kaybettiklerimi kazanmaya çalışıyorum. Kimin kalbini kırdıysam, hangi kulun zerrece hakkını aldıysam, şimdi o hak sahibini aramakla meşgulüm. Bir kenara kaydettiğim borçlarımın izini sürüyorum. Helâllik peşindeyim. Bir adım ötesi kabir. İşler orada çok zor. Burada telâfi etmeliyim. Defter dürülmeden, ömür sayfaları kapanmadan tamamlamalıyım eksiklerimi…”

Ömrün bu kadar kısa olduğunu gençlikte düşünemiyor insan.

Ağrılar, sızılar haberci. Hastalıklar, göç vaktinin işareti. İhtiyarlık mevsimi, o mübarek ve rahmetli mevsim kapıdadır şimdi. Kim bilir derdini ihtiyarların, kim bilir? Neşe içinde koşturan, her yere yetişmeye çalışan gençler, ihtiyarların hâlini ne bilir?

Bir camın ardından hayatını seyreden ihtiyarın hâlini sadece O bilir, Allah bilir. Misafirsiz kalmaz. Gönderir Allah vefalı birini, hâlini hatırını soran birini. Bu dünyada kimse yalnız değil.

“Yalnız Allah ile olmayandır.”
Şükür ki Rahman olan Rabbimiz var.
Kimse bilmese de bizi, bilen biri var. O var. Madem O var, korku, keder yok. Allah var, ümit var. Allah var, her şey var.
Sözü burada sevgili Üstadımıza bırakalım isterseniz. Ne diyor İkinci Rica’da yeniden bir hatırlayalım:

“İhtiyarlığa girdiğim zaman, bir gün güz mevsiminde, ikindi vaktinde, yüksek bir dağda dünyaya baktım. Birden, gayet rikkatli ve hazîn ve bir cihette karanlıklı bir hâlet bana geldi. Gördüm ki, ben ihtiyarlandım, gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya da ihtiyarlanmış. Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından, ihtiyarlık beni ziyade sarstı.

“Birden, rahmet-i İlâhiye öyle bir surette inkişaf etti ki, o rikkatli hüzün ve firâkı, kuvvetli bir rica ve parlak bir teselli nuruna çevirdi. Evet, ey benim gibi ihtiyarlar! Kur’ân-ı Hakîmde yüz yerde “ER-RAHMÂNÜ’R-RAHÎM” sıfatlarıyla kendini bizlere takdim eden ve daima zeminin yüzünde merhamet isteyen zîhayatların imdadına rahmetini gönderen ve gaybdan her sene baharı hadsiz nimet ve hediyeleriyle doldurup rızka muhtaç bizlere yetiştiren ve zaaf ve acz derecesi nisbetinde rahmetinin cilvesini ziyade gösteren bir Hâlık-ı Rahîmimizin rahmeti, bu ihtiyarlığımızda en büyük bir rica ve en kuvvetli bir ziyadır. Bu rahmeti bulmak, İmân ile o Rahmân’a intisap etmek ve ferâizi kılmakla O’na itaat etmektir.” (Lem’alar, 224)
Şimdi dönüp kucaklaşma vakti hem baharla, hem de ihtiyarlıkla.

Lüzumsuz telâşa gerek yok. Yapılacak olan belli. Ağır giden yol alır. Acele eden, kendini engeller.
Dikkatli yürü hayat yolunda. Yollar ki bir gün kesişecek ölümün kollarında.

Attığımız her adım ahirete doğrudur.
Yönümüz tek yön, yol oraya doğrudur.
Pişmanlık bir nevi ölümdür. İnsan tövbeyle dirilir. Günahların karası, gözyaşıyla, tövbeyle temizlenir. Yolumuz Allah’ın sevdiklerinin yanına varan bir yol olsun istiyoruz. Yolumuz, bizi oraya çıkarsın istiyoruz inşallah.

Son bir hamle daha, bir adım daha… Kalkmak üzere olan bu güvenli gemiye binelim ve kurtuluşa erelim inşallah.

Allah’ım bütün dileklerimizi yerine getir. İhtiyaçlarımızı karşıla. Duâlarımızın kabulünü bizden esirgeme ya Rab… Duâ etmemizi emretmişken onu geri çevirme. Hatalarımızı, unuttuğumuz, açıkladığımız ya da açıklamadığımız, dile getirdiğimiz ya da getirmediğimiz ne olursa olsun, dünya ve ahiret için faydalı ne varsa, hepsini bize lûtfeyle. Şüphesiz Sen çok yakınsın. Duâları işiten ve bilen sadece Sensin…

Bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi Cehennem azabından koru.

İşlerimize dikkat ve temkin, ihtiyarlarımıza ümitli bir ömür, sıhhatli ve afiyetli günler nasip eyle. Efendimize sonsuza kadar salât-u selâm ile…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*