Görüşme kaydı Youtube’da yokmuş!

Kaç gündür ifade etmeye çalışıyoruz, ihtiyaç hâsıl oldu, tekrarlamakta fayda var: Bediüzzaman Said Nursî’nin hayatı belgelere dayalı olarak biliniyor. Çünkü genç yaşında siyasî ve ilmî tartışmaların içinde bulunmuş, Selanik’te “hürriyete hitap”ta bulunmuş, 31 Mart hadisesinde isyan eden taburları isyandan vazgeçirmiş, Van’da talebeleriyle birlikte Ruslar’a ve Ermeni çetelerine karşı “gönüllü alay kumandanı” olarak mücadele etmiş…

Sonraki yıllarda da ona zulmedenler dolayısıyla hayatı hep kayıt altında… Ya cezaevinde, ya gözetim altında ya da “hafiye”lerin kontrolünde… Böyle bir hayat için “belge yok” demek mümkün değil.

Bediüzzaman’ın hayatını kendilerince ‘kontrol altına’ almaya çalışanlarda belge vardır, ama bu belgeleri milletten gizliyorlar. Bediüzzaman çeyrek asır hapislerde tutulmadı mı? Sürgünden sürgüne gönderilmedi mi? Kaldığı evler kontrol altına alınmadı mı? Bütün bu işlerin kayıtsız olması mümkün mü? Eğer bu işlerin kayıtları tutulmadıysa, kabahat tutmayanlardadır. Yok, tutulduğu halde bu kayıtları imha edenler olduysa, yine onlar kabahatlidir. İmha edilmedi ve hâlen arşivlerde duruyorsa, bu arşivleri açmayanlar, ‘Belge yoktur’ diyenler suçludur!

Düne kadar olmadığı iddia edilen bir belge dün ortaya çıktı ve konu ile ilgili tartışma alevlendi. Habertürk gazetesinde (4 Ocak 2011) yer alan belgeye göre Bediüzzaman, M. Kemal’e mektup yazmış. Aslında bu belgenin orijinal hâli bugüne kadar bilinmiyor olsa da, muhtevası 80 küsûr yıldır biliniyordu. Bediüzzaman’ın hayatını anlatan eserlerde, milletvekillerine dağıtıldığı ifade edilen 10 maddelik beyannâme, anlaşılan daha önce M. Kemal’e de ‘mektup’ olarak yazılmış. Belgeyi açıklayanlar “Bakın, M. Kemal’e kızmamış” diyorlar. İyi de zaten mektubun yazıldığı tarih belli ve anlaşılan bu mektup ve beyannâme sonrası aralarında tartışma yaşanmış.

Dün Habertürk TV’de konuyu değerlendiren bir tarihçi, “Bediüzzaman ile M. Kemal’in yüzyüze görüştüğünün belgesi yok” demeyi sürdürdü. İyi de düne kadar bu beyannâme ya da mektup da inkâr ediliyordu, ‘belge’ olarak bilinmiyordu. Yarın bir gün o görüşmenin de ‘belge’si ortaya çıkarsa ne diyecekler?

“Belge” yok diyorlar, ama var olan şahitleri ve belgeleri de görmezden geliyorlar. Konuyu anlatan kitaplar neredeyse bir asırdır meydanda, mahkemelere dahi konu olan eserlerdeki ‘bilgi’lere bugün mü itiraz edilir?
Bunların anlayışına göre her görüşmenin, her bilginin illâ bir ‘resmî belge’si olacak. Şahitler, konu ile ilgili kitaplar, anlatılanlar ‘belge’ sayılmıyor mu?

Sıkılmasalar, “Bediüzzaman ile M. Kemal’in iddia edilen görüşmesinin video kaydı Youtube’da yoktur, o halde bu görüşme olmamıştır” diyecekler!

Bakınız, bir film ve bir sahne nasıl da ‘kule’leri sarsmaya başladı… Resmî tarihçilerin endişesini anlamak lâzım. İnsan üstü güçler atfettikleri kişilerin ‘ikaz’ edilmiş olmasına bile tahammül edemiyorlar. Bugün itibarıyla inkâr edilemeyen o mektupta Bediüzzaman ne diyor: “Şu inkılâb-ı azîmin (büyük inkılâbın) temel taşları sağlam gerek!”
Wikileaks belgeleri dünya siyasetinde yeni tartışmalara sebep olmuştu, bu ‘belge’ de yeni tartışmaları beraberinde getirecek. ‘Belge’ gizleyerek bu güne kadar gelenlerin işi, bundan sonra daha zor olacak…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*