Zındıka Cereyanının Tuzağını Bozan 4. Lem’a
Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir. (Lem’alar)
Evet âlem-i İslâm yukarıdaki acı gerçeği dünya hayatının her karesinde şu anda yaşıyor. İzzet ve haysiyeti tarumar ediliyor. Masum evlatlarının, ailelerinin cenazeleri başında gözyaşı dökmeye devam ediyor.
İslâm ülkelerinin idarecileri; kuvvetlerini hakiki ittihaddan alacakları yerde, sanayi ve askerî bakımdan güçlü devletlerle iş birliğinden ya da onlara dalkavukluk yapmaktan aldıklarını sanıyorlar.
Alevi-Sünni davasının Levh-i Mahfuz’dan çıkmış gibi kararını anlamadığı veya kabul etmediği için, mahkeme kararını tanımayan ve hükme razı olmayan taraflar misali Adalet-i İlahiye tarafından tokatlanıyor.
“Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.” (Ahzab, 33/62)
Biz, bizden evvelki ümmetlerden farklı değiliz. Onların içinde de kendini akıllı pazarlayanlar, her şeyi bildiklerini iddia edenler vardı ve Allah’ın emirleri yerine zanlarına uyuyorlardı. Onlara tabi olanlar da kendi akılları yerine işi reislerine bırakıp “O ne yaparsa doğrudur” diyerek arkalarından gidiyorlardı. Çoğunun sonları helak olmaktan başka olmadı.
Alevi-Sünni ayrılığının bitmesi için 4. Lem’a mutlaka dikkatlice okunmalı ve gereği ile amel edilmelidir. Bu Lem’a’da her konu en ince detaylarına kadar açıklanmıştır. Onun için artık söz Risale-i Nur’dadır.
Zira “Minhâcü’s-Sünne” bu lem’aya lâyık görülmüştür. “Minhâcü’s-Sünne” terim olarak Peygamber Efendimiz (ASM)’in takip ettiği, Allah’ın razı olduğu yol demektir.
İmamet Meselesinin Mahiyeti
Öncelikle, Mesele-i İmamet bir mesele-i fer’iye olduğu halde, ziyade ehemmiyet verildiğinden, bir mesâil-i imaniye sırasına girmiştir.
Tartışma buradan kaynaklanmaktadır. Ve bu meselenin artık sonlandırılması lazımdır. Bu meseledeki itikadımız iman ile alakalı değildir. Yani yanlış bir kanaatimiz varsa küfre girmeyiz.
Tevbe Suresi (128-129)’de; “Peygamberimizin (ASM) ümmetine çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametli” olduğu,
Şûrâ Suresi (23.)’de de; “Vazifesi karşılığında bizden bir ücret istemediği, bizden istediği, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beyt’ine muhabbet” olduğu ayet-i kerimeler ile sabittir.
Peygamberimiz (SAV) ümmetinin bütün saadetleriyle kemâl-i şefkatinden alâkadardır.
Âl-i Beyt Muhabbetinin Hakikati: Sünnet-i Seniyyeye İttibâ
Bunun için; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Hasan ve Hüseyin’e karşı küçüklüklerinde gösterdikleri fevkalâde şefkat ve ehemmiyet-i azîme, yalnız cibillî şefkat ve hiss-i karâbetten gelen bir muhabbet değil, belki vazife-i nübüvvetin bir hayt-ı nuranîsinin bir ucu ve verâset-i Nebeviyenin gayet ehemmiyetli bir cemaatinin menşei, mümessili, fihristesi cihetiyledir. (4. Lem’a)
Hazret-i Hasan’ı (r.a.) başını, Hazret-i Hüseyin’in (r.a.) boynunu bunun için öpmüştür.
Evet, Hazret-i Hasan’ın (r.a.) başını öpmesinden, Şah-ı Geylânî’nin hisse-i azîmesi var.
Sünnet-i Seniyyenin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizam etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyt’tir.
Âl-i Beyt‘ten, vazife-i risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyyesi’dir. Sünnet-i Seniyyesi’ne ittibâı terk eden, hakikî Âl-i Beyt’ten olmadığı gibi, Âl-i Beyt’e hakikî dost da olamaz. (4. Lem’a)
Ârife işaret yeter. Bu konunun sınırları bir makalenin hacmini çok aştığından şimdilik bu kadarla iktifa ediyorum. Ancak bence gündem 4. Lem’a’dır ve dikkatlice okunmalıdır. Gerekirse âlem-i İslâm’ın dikkatini bu Lem’a üzerine yoğunlaştıracak paneller, sempozyumlar, konferanslar düzenlenmelidir.
Her şeyin bir zamanı var. Bu ihtilafın da artık sonlanması zamanı gelmiştir. Hepimizin izlediği gelişen hadiseler bizi buna mecbur ediyor. Evet son sözü yazının başında Üstadımız söylemiştir. Anlamaya ve anlatmaya gayret etmeliyiz.