![]()
Toplumların, kitlelerin ve gündelik hayatın telaşına kapılmış insanların dilinden düşmeyen bir kavramdır “gündem”. Her sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren yapay bir illüzyonun, sürekli güncellenen bir haber akışının içine çekiliriz. Gazete manşetleri, televizyon ekranları, sosyal medya akışları ve sokak sohbetleri bize neyi dert edinmemiz gerektiğini, neye öfkelenip neye üzülmemiz gerektiğini adeta dikte eder.
İnsanlık kendi kurguladığı bu suni gürültünün içinde boğulurken, varoluşun en temel hakikatini gözden kaçırır. Oysa meselelerin özüne, kâinatın yaratılış gayesine ve varlığın sırrına nüfuz eden bir bakış açısıyla bakıldığında, önümüze sürülen bu devasa başlıkların her birinin aslında birer illüzyondan ibaret olduğu görülür. Saydığımız bütün bu krizler, yıkımlar, acılar ve aksaklıklar, imanın zayıflamasından ve kalplerde tevhidi hakikatin sarsılmasından doğan birer sonuçtur.
“İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat’ı tanımak ve Ona iman edip ibadet etmektir.” Şualar
Okuma Tavsiyesi :
“Meyvenin Dördüncü Meselesini çok defa okuyunuz; kuvve-i mâneviyeniz kırılmasın.” Emirdağ Lahikası
Gündem Ekonomi Değildir
Paranın değer kaybetmesi, alım gücünün düşmesi, piyasalardaki çalkantılar veya geçim sıkıntısı insanlığın asli yarası değildir. Ekonomik darlıkların arkasındaki asıl çöküş, kalplerdeki kanaatsizlik, hırs ve Rezzâk-ı Hakikî’ye olan tevekkül eksikliğidir.
“Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise vesile-i rahmettir.” Mektubat
Rızkın Allah’ın taahhüdü altında olduğuna hakiki bir iman ile inanan, yetim hakkından kul hakkına kadar her hesabın ahirette sorulacağını idrak eden bir toplumda ekonomik krizlerin doğurduğu o vahşi hırs barınamaz. İktisat ve kanaat imanın bir meyvesidir; israf ve hırs ise imandaki marifet eksikliğinin bir tezahürüdür. Hakiki bereket, çok kazanmakta değil, iktisatlı yaşamakta ve helal rızıkla yetinmektedir.
Gündem Kadın Cinayetleri Değildir
Toplumun vicdanını kanatan o vahşet sahneleri, şiddetin tırmanması ve aile kurumunun sarsılması nihai sebep değil, imansızlıktan doğan birer acı sonuçtur. Risale-i Nur’da kadın ve erkek arasındaki münasebetler, birbirine rakip olan iki güç olarak değil, birbirinin tamamlayıcısı, refik-i hayatı (hayat arkadaşı) ve merhamet aynası olarak ele alınır.
“Refîka-i hayâtını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis latîf bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et.” Sözler
Hakiki iman, erkeğe kadını Allah’ın bir emaneti olarak görmeyi, kadına da erkeğe samimi bir hayat arkadaşı olmayı öğretir. İçinde Allah korkusu ve sevgisi bulunmayan bir kalbe ne kadar hukuki yaptırım getirirseniz getirin şiddeti engelleyemezsiniz. Kanunlar ancak polisin gördüğü yerde işler; iman ise insanı kimsenin görmediği en karanlık köşede dahi kötülükten alıkoyan bir vicdan bekçisidir.
Gündem Siyaset Değildir
İktidar kavgaları, parti çekişmeleri, seçim hesapları ve küresel güç dengeleri insanlığın özünü oluşturmaz. Siyaset, kalpleri imanda birleşmeyen toplumları hizipleştiren fani bir oyun alanından ibarettir.
“Eûzü billahi mine’ş-şeytani ve’s-siyase” “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım.”
Kalpler tevhitte, yani Allah’ın birliğinde birleşmediği sürece siyasi çekişmeler ferahlık getirmeyecektir. Siyasetçi veya parti değişimi toplumları kurtarmaz; toplumları kurtaracak olan şey fertlerin kalbinde parlayan iman nurudur.
Gündem Filistin Değildir
Coğrafyalarda akan kan, çiğnenen insanlık onuru, zalimlerin pervasızca işlediği soykırımlar ve mazlumların çığlığı bağımsız birer bölgesel mesele değildir. Filistin’de yaşanan trajedi ve İslam coğrafyasındaki çaresizlik, Müslümanların İttihad-ı İslam’ı (İslam birliğini) kuramamalarından ve imandaki vahdeti kaybetmelerinden doğan bir zafiyettir.
“Şu zamanın en büyük farz vazifesi, İttihad-ı İslam’dır.” Divan-ı Harb-i Örfî
Müslümanların arasındaki tefrika, ırkçılık ve dünyevileşme, zalimlerin cesaret bulduğu en büyük kaynaktır. Kalpler Allah’a tam bir teslimiyetle bağlanıp İslam kardeşliği hakiki manada tesis edilmedikçe Filistin ve diğer mazlum coğrafyalar kan ağlamaya devam edecektir.
Gündem Ahlaksızlık Değildir
Sokaklara, ekranlara ve zihinlere sirayet eden yozlaşma kök değil, daldır. Ahlak, imanın tabii bir meyvesidir; kökü olmayan bir ağacın meyve vermesi mümkün olmadığı gibi, imandan tecrit edilmiş bir ahlak anlayışı da köksüz kalmaya mahkûmdur. İnsanlar ihsan şuurundan, yani Allah’ın her an kendisini gördüğü idrakinden uzaklaştıkça hayasızlaşır. İnsan her an Bâkı-i Zülcelal’in huzurundadır. İman kalbe yerleştiğinde, kul kimse olmasa dahi günah işlemeye hayâ eder; işte hakiki ahlak budur.
Gündem Kılık Kıyafet Değildir
Şekilsel tartışmalar, dış görünüşe dair polemikler ve modanın sunduğu kalıplar hakikatin merkezinde yer almaz. Kılık kıyafet, iffet ve hayâ tartışmaları yüzeysel birer takıntı değil, içteki imanın dışa vuran akisleridir. İçeride iman feneri yandığında, dışarıdaki edep ve iffet kendiliğinden şekillenir. Dışarıyı zorla düzeltmeye çalışmak yerine kalpteki iman kalesini ihya etmek gerekir.
Gündem Ticaret Değildir
Kazanç hırsı, piyasa oyunları ve dünyevi sermaye insanlığın birincil davası değildir. Ahiretteki ince hesabı unutan, kazancı yalnızca dünyevi bir meta sanan anlayış ticareti de bozmuştur. Risale-i Nur dersleri bize öğretir ki, dünya bir ticarethanedir; ancak bu ticarethanede satılacak en kıymetli sermaye ömür dakika ve saatleridir. Bu ömrü fani servetler yerine baki cennet meyvelerine dönüştürmek hakiki tüccarlıktır.
Okuma Tavsiyesi : Altıncı Söz
Gündem Aşk Acısı Değildir
Kalbin fani sevgililerde kırılması, kırık kalplerin feryadı asli yara değildir. İnsanın kalbi nihayetsiz bir sevme kabiliyetiyle yaratılmıştır; bu kalp fani şeylere bağlandığında, o fani şeylerin zevaliyle ve ölümüyle parça parça olur.
“Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazi mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, baki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazi, aşk-ı hakikiye inkılap eder…. Mektubat
“Güzel değil batmakla kaybolan bir mahbub. Çünkü zevale mahkûm, hakiki güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve ayine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.” Mektubat
Gündem Hayat Mücadelesi Değildir
Rızık peşinde koşmak, geleceği garantileme telaşı ve dünyevi kaygılar ana gaye olamaz. İnsan bu dünyaya keyif sürmeye veya ölümsüz kalmaya gelmemiştir; bura bir imtihan meydanıdır. Risale-i Nur’da sıkça dile getirilen “Dünya bir misafirhanedir” hakikati idrak edildiğinde, rızık kaygısı ve gelecek korkusu yerini Ezelî ve Ebedî olan Zat-ı Zülcelal’e teslimiyete bırakır.
Gündem Sağlık veya Hastalıklar Değildir
Bedenlerin hastalanması, salgınlar ve fani vücudun çöküşü asıl kriz değildir. Beden hastalanabilir; ancak asıl tehlike ruhun ve kalbin hastalanmasıdır.
“Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder. Bu imandan gelen mânevî sürur ve şifa ve lezzet altında, cüz’î maddî hastalıkların elemi erir, ezilir.” Hastalar Risalesi
Asıl hastalık, günahlardan gelen ve ruhu zedeleyen manevi hastalıklardır. İman, insana yalnızlık, çaresizlik, ölüm korkusu ve anksiyete gibi çağın en büyük psikolojik yıkımlarına karşı sarsılmaz bir ruh sağlığı ve iç huzuru bahşeder. Allah’a inanan bir insan, hastalığın bir ilahi ihtar ve günahlara kefaret olduğunu bilir; böylece çöküşe değil, manevi bir yükselişe geçer.
Risale-i Nur külliyatında tekrar tekrar altı çizildiği üzere, zamanın en büyük farz görevi ve en birinci meselesi imanı kurtarmaktır. Tahkiki iman, yani taklitten kurtulmuş, delillere dayanan, kâinatı bir kitap gibi okuyabilen ve her şeyde Allah’ın isim ve sıfatlarını görebilen bir inanç yapısı inşa edilmediği sürece, toplumsal veya bireysel hiçbir yaramıza pansuman yapamayız.
Bu durum yalnızca kitap okumakla sınırlı kalan teorik bir mesele de değildir; aksine hayatın tam kalbinde yer alan bir uygulamalar zinciridir. İman derslerini hayatın her safhasına entegre etmek gerekir. Zihnimizi sabah akşam bizi tüketen gazete manşetlerinden, siyasi polemiklerden ve magazine dönüştürülmüş dramlardan çekip, kalbimizi ve aklımızı imani okumalara yönlendirmeliyiz. Evlerimizi, sohbet halkalarımızı ve şahsi dünyalarımızı suni gündemlerin çöplüğü olmaktan kurtarmalıyız.
Eğer bir evde akşamları ekonomi krizleri, siyaset kasetleri veya dizilerin sahte aşkları konuşuluyorsa, o evde huzursuzluğun, merhametsizliğin ve ahlaki çöküntünün yaşanması kaçınılmazdır. Fakat bir evde hakikat dersleri okunuyor, imanın esasları tefekkür ediliyor, Allah’ın marifeti sohbetlerin merkezine oturuyorsa, orada darlık da olsa huzur vardır, musibet de gelse sabır ve tevekkül vardır.
Sonuç olarak; karşımıza çıkarılan tüm krizler, kargaşalar ve trajedi başlıkları yalnızca büyük bir hakikatin semptomlarıdır. Hastalık köktedir, yaprakta değil. Kökü beslemeden yaprakları iyileştirmeye çalışmak beyhude bir çabadır. Dünyanın, ülkemizin ve tek tek her bir insanın asıl ve değişmez tek gündemi imandır.
İmanımızı tahkiki yapmak, onu soruların ve vesveselerin fırtınasından korumak, marifetullah yolunda mesafe katetmek ve bu hakikatleri hayatın her anına yansıtmak dışında başka bir kurtuluş yolumuz yoktur.
Gündem No 1
Gündem ne ekonomi, ne siyaset, ne cinayetler, ne de fani dertlerdir. Gündem, ebedî hayatımızı kazanma veya kaybetme davası olan iman meselesidir.
“Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur.” Dördüncü Mesele
Meseleye bu açıdan bakmayı başardığımız gün, diğer bütün problemler kendi tabii seyri içinde çözüme kavuşacak, karanlıklar yerini marifet ve tevhid nuruna bırakacaktır inşallah.