EURONUR ÖZEL

Hac İbadetinin İhmal Edilen Neticesi

Özel Makale / hac

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurât Suresi;10. ayet).

İslam âlemi, tarihinin en kritik ve kanlı dönemlerinden birini yaşarken; maruz kaldığı musibetlerin ve tefrika (ayrılık) kaynaklı belaların kökenini derinlemesine incelemek; sadece bir dini tahlil değil; aynı zamanda hayati bir sosyopolitik zorunluluktur.

Bediüzzaman Said Nursi, “Sunuhat” isimli eserinin “Rüyanın Zeyli” adlı bölümünde; bu musibetlerin; ferdi günahların kefareti değil; İttihad-ı İslam’ın en büyük sembolü olan Hac İbadetinin sosyal ve siyasi hikmetlerinin ihmal edilmesinden kaynaklanan kolektif bir gazap olduğunu çarpıcı bir dille ortaya koyar.

Hac: Şahsi Arınmadan Küresel Kongreye

Hac, fıkhi açıdan bir şart ve farz iken; İslam’ın küresel vizyonunda bambaşka bir mana taşır. O, sadece ferdi bir arınma ibadeti değil; aynı zamanda İslâm’ın en büyük uluslararası kongresi; yıllık genel kurulu ve toplumsal bir şuur yenileme merkezidir.

Bediüzzaman Hazretleri, bu ihmalin cezasının; diğer terk edilen ibadetlerde olduğu gibi “keffâretü’z-zünub (günahlara kefaret)” olmadığını; aksine “kessâretü’z-zünub (günahları artıran)” bir felakete dönüştüğünü vurgular.1

Bu, ihmalin ferdi olmaktan çıkıp; tüm ümmeti ilgilendiren külli (toplu) bir mesuliyet haline gelmesinin sonucudur.

Hac ibadetinin ihmal edilen en kritik sosyal hedefleri şunlardır:

Birincisi, farklı kültürlerden gelen Müslümanların tanışması (Taarrüf) yoluyla fikir birliğinin (Tevhid-i Efkâr) sağlanmasıdır.

İkincisi ise, yardımlaşma (Teavün) yoluyla ortak çalışma ve işbirliğinin (Teşrik-i Mesai) kurulmasıdır.2

Bu yüksek İslami siyasetin ihmali; İslam âlemini başsız, dağınık ve korunaksız bırakmıştır. İttihad-ı İslâm çatısının (Osmanlı’nın sembolize ettiği) çökmesi; düşmanlara “milyonlarla İslâmı, İslâm aleyhinde istihdama zemin” hazırlamıştır.

Birlik yerine tefrikanın seçilmesi, Batı’nın “böl ve yönet” (divide et impera) politikalarının en verimli uygulama alanı olmuştur.

Güncel Musibetler: İttihad-ı İslâm’ın Yokluğu

Bu trajik durumu Peygamber Efendimiz (sav) şöyle ifade etmiştir: “Müslümanlar birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine şefkat göstermede tek bir bedene benzerler. O bedenden bir organ rahatsız olursa, diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olurlar.” (Buhari, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66).

Maalesef Gazze’deki acıya karşı tüm organlar aynı ölçüde teyakkuzda değildir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Hint, Tatar, Kafkas ve Arap kavimlerinin yaşadığı acılar üzerinden yaptığı sembolik tahliller,3 günümüzde Gazze’de yaşanan İsrail vahşeti ve soykırımı ile korkunç bir şekilde tekerrür etmektedir.

Bugün yaşadığımız musibetlerin temel sebebi, Bediüzzaman Hazretleri’nin altını çizdiği gibi; İttihad-ı İslam’ın pratikte yokluğudur. Bu yokluk, Hac’cın amaçladığı iki temel sosyopolitik hedefteki başarısızlığımızdan kaynaklanmaktadır.

Fikirlerin Dağınıklığı (Tevhid-i Efkârın İhmali) alanındaki başarısızlık, İslam ülkelerinin diplomatik birliğinin sağlanamamasına; Birleşmiş Milletler’de tek bir caydırıcı karar bile çıkarılamamasına ve her ülkenin kendi yerel çıkarını küresel İslami maslahatın önüne koymasına yol açmaktadır.

Ortak Çalışmanın Engellenmesi (Teşrik-i Mesai İhmali) ise, askeri, ekonomik ve lojistik işbirliği eksikliği demektir. Bunun acı sonucu olarak, Gazze’ye insani yardım koridorunun oluşturulmasında bile dış güçlere bağımlı kalınmakta ve ambargolar kırılamamaktadır.

Sonuçta, külli vazifenin temsilindeki zaaf sebebiyle; İsrail’in vahşetine karşı dünya Müslümanları çaresizlikle sadece seyirci kalmaktadır.

Bu durum, Bediüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi; “Hayr-ı mahz olan sefer-i hacca şedd-i rahl etmek yerine, şerr-i mahz olan düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatlar ettirildi.”4 cümlesinin acı bir tekrarıdır.

[Milyonlarca Müslüman, (onlar için) tamamen hayır ve iyilik kaynağı olan Hac yolculuğuna hazırlanıp yola çıkmak yerine; (gerek sömürgeci güçlerin ordularında zorla askerlik yaparak, gerekse savaş ve işgal nedeniyle göç ederek) tamamen kötülük olan düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatlere; yolculuklara sürüklenmek zorunda kaldı.]

Birlik Çağrısı: Zulmet Ebedî Kalamaz!

Müslümanlar, Hac birliğinin huzuru yerine; düşmanların siyasi ve ekonomik baskıları altında tefrika ve zillet yolculuklarına zorlanmaktadır. Filistin’e el uzatamayan, Gazze’deki masumları koruyamayan bu dağınık tablo; tarihte kendi “bayraktar oğlunu gafletle öldüren” valide gibi feryat eden İslam âleminin acizliğini göstermektedir.

Her ne kadar karanlık derin olsa da, bu durum devam edemez. İslam âlemi, içinde bulunduğu buhranlardan kurtulmak için fıtri (doğal) gücünü; yani imanın hamiyetini (koruma duygusunu) uyandırmak zorundadır. Fıtri meyelan (doğal eğilim) mukavemetin (direncin) kaynağıdır.

Tıpkı kalın demir gülle içindeki suyun, soğuğa maruz kaldıkça genleşme kuvvetiyle demiri parçalaması gibi; İslami şefkat ve izzetin yarattığı fıtri heyecan da, “zulmün burudetli (soğuk) husumet-i kâfiranesine” maruz kaldıkça her şeyi parçalayacaktır.

Bu fıtri gücün kaynağı, kalplerimizdeki imandır. Allah (cc) buyuruyor:

“Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer (gerçekten) inanıyorsanız, en üstün sizsiniz.” (Âl-i İmrân Suresi; 139. ayet).

Bugün Müslümanların vazifesi, sadece Hac mevsiminde değil, yılın her anında Hac’cın sosyal boyutunu hayata geçirmektir. Bu, üç temel adımı zorunlu kılar:

  1. Fikri İttihadı Kurmak: Küresel meselelerde tek bir İslami duruş ve söylem birliği oluşturacak diplomatik mekanizmaları (mesela daimi bir İslami Güvenlik Konseyi) kurmak ve desteklemek.
  2. Ekonomik Tesanüdü Sağlamak: Batı’nın baskı araçlarından kurtulmak için güçlü bir ekonomik yardımlaşma ve ortak yatırım ağı kurarak (Teavün) Müslüman coğrafyayı birleştirmek.
  3. Hamilik Bilincini Canlandırmak: Mazlumlara hamilik yapmayı ve koruyuculuğu, yalnızca fertlerin vicdanına bırakılan farz-ı ayn bilinciyle değil, devletlerin ve kurumların üzerine düşen farz-ı kifaye görevini yerine getirmesiyle sağlamak.

Bu musibetler, ümitsizliğe düşmek için değil; aksine Allah’ın (cc) bize son bir ikazıdır. Bu, İttihad-ı İslam’ı gerçekleştirerek Hac’cın olması gereken neticesi için verilen son bir motivasyon kaynağıdır.

Tarih, zulmün ve istibdadın mutlaka bir sonu olduğunu ispatlamıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu ümidi şöyle dile getirir:

“Bir gün olur elbette doğar şems-i hakikat / Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i âlem?”

(Gerçeklerin güneşi bir gün mutlaka doğacak ve dünyanın bu mevcut karanlığı sonsuza dek sürmeyecektir.)

Bizim imanımız, bu zulmetin ebedi olmadığına dair en büyük müjdedir. İman, bize sadece ahirette cenneti değil; dünyada dahi izzeti ve kurtuluşu vaad eder.

Allah (cc) nurunu tamamlayacaktır. Bizim görevimiz, o nurun tecelli edeceği birlik ve şuur zeminini hazırlamaktır. Filistinli kardeşlerimizin kanı, yeniden doğacak Şems-i Hakikat’in (Hakikat Güneşi’nin) habercisidir.

Dipnotlar:

1- Nursî, B. S. (2014). Eski Said Dönemi Eserleri: Sünuhat, Rüyanın Zeyli. s. 360.

2- Nursî, B. S. age. (Taarrüf / Tevhid-i Efkâr ve Teavün / Teşrik-i Mesai bölümleri). s. 360.

3- Nursî, B. S. age. (Âlem-i İslam bölümü). s. 360.

4- Nursî, B. S. age. (Sefer-i Hac bölümü). s. 360.

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu