Haklı şûrâ ihlâs ve tesanüdü netice verir*

“İhtiyarımız ve haberimiz olmadan Birisi bizi istihdam ediyor, biz bilmeyerek bizi mühim işlerde çalıştırıyor.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 203)

Meşveret, doğruyu bulma ve mevcut şartlarda en iyiyi yapma imkânı verir. Yani meşveret; sınırlı akıl, sınırlı düşünceye, sınırsızlık kazandırmanın önemli bir yoludur. Kendi akıllarına güvenip, başkalarının düşüncelerine müracaat etmeyenler, dâhî de olsalar, muhakemeye önemli bir derinlik kazandıran meşvereti terk ettiklerinden dolayı, ‘akılsız’ sayılırlar.

Nur cemaati hariç, neredeyse bütün cemaatler dikey bir yapılanma içindedir. Bizde ise, yatay ilişkiler vardır. Yani tamamen kardeşliğe dayanan, ast üst ilişkileri olmayan, şeyhlik, müritlik, hocalık vasıfları olmayan bir mesleğimiz vardır.

İstişare herhangi bir konuda danışmak ve fikir almak anlamına gelir. Ya fikir üretecek ve danışacaksınız ya da fikriyâtına danışılan kişi olacaksınız. Her ikisinin olabilmesi için donanımlı ve şuurlu olmak şarttır. Derdi dâvâ ve Risale-i Nur olan insanlar fikir üretir veya fikri alınır.

Her şeyden önce istişare edilecek kişilerde oturmuş bir dâvâ şuuru gerekir. İstişare ehli olacak kişileri seçerken ciddî bir elemeden geçirmek şarttır. Bu yüzden istişare heyeti kadar, heyeti seçecek kişilerin de şuurlu olmaları şarttır. Aksi hâlde ne yapılan seçim, ne de seçimden sonraki süreçler arzu edilen sonuçları ortaya çıkaramayacaktır. Hattâ ileride çıkabilecek bütün sıkıntıların temelini bu hassasiyetin gösterilmemesi oluşturacaktır.

Konuyla ilgili birkaç ayet ve hadis-i şerif şöyledir:

“İstişare eden pişman olmaz.” (Hadis-i Şerif)

“Yapacağın işi önce meşveret et.” (Âl-i İmran 159) Âyetin devamında, “İstişare ile karar verip azmettiğinde ise, Allah’a güven ve Ona tevekkül et” denilmektedir. Yani karar verilmişse, artık hemen uygulama safhasına geçilmeli, tereddüt olmamalı, emin ve kararlı bir şekilde meşveret kararları uygulanmalıdır.

Yine bir hadis-i şerifte ise, “Meşveret edilen kimse, emindir” buyrulmaktadır. Yani meşverette konuşulanlar emanettir. Bu emaneti dışarı aksettiren haindir. Dolayısıyla doğru söyleyeceğinden emin olunan kimselerle istişare etmek gerekir.

Ebû Hureyre (ra) “Ben Resulullah’tan daha fazla arkadaşları ile istişare edeni görmedim.” demiştir.

İnsanın öncelikle kendisiyle, duygularıyla meşveret etmesi bir amaç uğrunda ittifak hâlinde bütün varlığı ile hizmete yönelmesi çok önemlidir. Duyguları, hisleri, davranışları zihnî şartlarıyla bir bütün hâlinde hizmet etmek şarttır.

Duygularına söz geçiremeyen, iç huzura kavuşmamış, ön yargılarını yenememiş, kendisiyle barışık olmayan, sağlıklı bir aile yapısı bulunmayan, meslek, meşrep ve cemaat muhabbeti noktasında problemli olan kişilerin istikametli hizmet yapmaları zordur.

Bediüzzaman, hizmet ehli olan talebelerinin vasıflarını şu şekilde sıralar:

“Evet, kardeşlerim, sizler sırr-ı ihlası tam muhafaza ediyorsunuz. Bu kadar esbab-ı tefrika içinde vahdetinizi muhafaza harikadır. Hafız Ali, müstesna bir mahviyet ve tevazu içinde ihlası ve fenafi’l-ihvan düsturunu muhafaza etmesi, Hüsrev’in hakikaten tedbirce bana ihtiyaç bırakmayacak bir derecede tedbir ve dirayeti, Hafız Mustafa’nın hizmet-i nuriyede büyük iktidarı içinde kuvvetli bir sadakati ve fedakârane teslimiyeti; hem Abdurrahman, hem Lütfü, hem Hafız Ali manasını taşıyan büyük ruhlu Küçük Ali, Risale-i Nur hizmetini dünyada her şeye tercihen hayatının en büyük maksadı yapması ve sebeb-i ihtilafa karşı, kuvveli mukavemeti bulunduğunu bu dört mektubunuz bana bildirdi.” (Kastamonu Lahikası, 349)

Meşveret, insanı istibdat ve tahakküm belâsından kurtarır, şüpheleri izale der. Musibetleri def eder, ayrıca saadetin anahtarıdır, terbiye edicidir. Kısa zamanda çok işlerin görülmesine sebep olur. İnsanları terakkiyata götüren bir binektir.

Evet, bazı üstün kabiliyetlerin inisiyatifi ele alıp, meşveret görünümünde fikrî bir tahakküm sağlaması cemaat ve ihlâs ruhunu bozar. Oysa fazilet, tahakkümü netice vermemelidir. Aksi hâlde fikrî bir istibdat olur. Kişi dâhî de olsa, cemaat hareketine ve şahs-ı mânevîsine mağlup olur.

Zübeyir Ağabey bir gün meşveretteyken, orada bulunan Mustafa Türkmenoğlu “Benim görüşüm şöyle” demiş. Zübeyir Ağabey, hemen araya girip “Benim görüşüm diye bir şey yok, Üstad böyle diyor, Risale-i Nur’da böyle demek gerekir” diye uyarmış.

İşte buradan da anlaşılıyor ki, istişare heyeti içerisinde bulunacak kardeşlerin ciddî bir Risale-i Nur vukufiyeti, düzenli okuması, tetkik ehli olması, Üstadın hayatını, talebelerini, lahika mektuplarını çok iyi bilmesi şarttır. Ki böylece bir meselede Üstadımız şöyle diyor, Risale-i Nur’da bu mesele şöyledir diye izahat yapabilsin, satırdan konuşabilsin.

“Herkes bir meşrepte olmaz… Çok sıkı tutmayınız… Medar-ı niza bir mesele varsa, meşveret ediniz… Müsamaha ile birbirine bakmak şimdi elzemdir… İnsan kusursuz olmaz, rakipsiz de olmaz…” diye Risale-i Nur’da istişare ile ilgili tavsiyeler vardır.

Zübeyir Gündüzalp’in meşveret sistemi ile ilgili ilginç bir tespiti var. Ona göre istişarede kimin bulunup fikir beyan edeceği önemlidir. Zira herkes her meşverete girmezdi. Onun başlattığı meşveret sisteminde bir konuda kim, hizmetin hangi meselesinde uzman ise, onunla ilgili meşverete girsin şeklinde idi.

Zübeyir Gündüzalp “Eğer herkesi her meseleye sokarsanız, ehil olmayanlar işin içine girer, gelişi güzel kararlar alınır. O takdirde doğru ve isabetli karar alma imkânı azalır” derdi.

Meşveret en doğruyu bulma yöntemidir. Dolayısıyla en az hata yapılan bir sistemdir. Fakat istikametli ve isabetli bir meşveretin olabilmesi için de, hiç şüphesiz ehil insanların, okuyan, kendini sürekli yenileyen, prensip sahibi, hakperest, özgüveni yerinde, çabuk tesir altında kalmayan, en önemlisi de ihlas ve tesanüt dersini tam almış, ciddî kişilerden teşekkül etmesidir.

İstişare anları, en doğruyu bulabilmek için biraraya gelinmiş, fiilî duanın yapıldığı saatlerdir. Aynen Sahabe titizliğinde; “Bu işimden Allah razı mı?” diye düşündükleri gibi, istişaredeki kişilerin de, “Bu iş Risale-i Nur mesleğine ne kadar uygun, Risale-i Nur’da yeri var mı, Üstadın hayatında uygulama şekli nasıldır, saff-ı evvel talebelerinde bu konuda bir örnek var mı?” gibi niyet ve düşüncelerle doğruyu bulmak için dua vaziyetinde bulunmaktır.

İstişare ortamı, tam demokrasi ortamıdır ki, herkes fikirlerini açık yüreklilikle, tesir altına girmeden ve tesir altına almadan ifade edebildikleri bir zemindir.

İstikameti bozan en önemli nokta enaniyettir. Zira kişi kendisini kusursuz bilir, düzeltilecek hiçbir noktasının olmadığı fikriyle istişarede bulunursa, bu Cenab-ı Hakk’ın ve Resulullah’ın (asm) emrettiği istişare olmaktan çıkar, kişisel zaafların tatmin edildiği bir ortam hâline dönüşür.

Konuyla ilgili, ‘İlmin Kapısı Hazret-i Ali’ isimli kitapta, Hazret-i Ali’nin (ra), istişarede bulunacak kişilerin vasıfları ile ilgili şu tespitleri dikkat çekicidir: “İnsanlara kin besleyen bağlarını kopar. Seni intikama doğru çeken ipleri kes. Emin olmadığın konularda anlamazlıktan gel. Asla ispiyoncuların sözüne kolayca aldanma. Çünkü ispiyoncular ne kadar masum görünseler de hilecidirler. İstişare meclisinde seni mal varlığını kaybetmekle korkutup, ihsan etmekten alıkoyacak cimrilere, cesaret gerektiren işlere karşı seni tedirgin edecek korkaklara, seni zulme sevk edecek ihtiras sahiplerine yer verme. Cimrilik, korkaklık ve hırs öyle bir huydur ki, ancak Allah’ın cömertliğine, kudretine, takdirine güvenmeyenlerde bulunur.”

Dipnot:
* Hutbe-i Şamiye

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*