EURONUR ÖZEL

Hastalıklar ve İnsan

Özel Makale / İnsan

Ömür bir sermayedir. Allah’ın insanlara bir lütfudur. Her sermaye sahibi kâr etmek ister. Aklı başında hiçbir insan sermayesini neticesiz bir ticaret için harcamak istemez. Kârlı olmayan bir işe sermayesini yatırıp da zarar etmek istemez. Sermaye kâr etmek için vardır.

İnsanın en kıymetli sermayesi, ömrüdür. Ondan daha kıymetli bir sermayesi yoktur. Ömrü için feda etmeyeceği bir dünyalığı yoktur. Bu derece kıymetli olan ömür sermayesini neticesiz ve kârsız bir ticaretle heba etmek istemez. Aklın gereği, bu çok değerli sermayeyi en kârlı bir ticarete yatırmaktır. Hastalıklar ve sıkıntılar, sabretmek şartıyla, ömür sermayesini bereketlendiren, kârını artıran ve ömrü meyvedar eden sebeplerdendir.

Ömür Sermayesi ve Kârlı Ticaret Anlayışı

Hastalıklar insanı Allah’a daha çok yaklaştırmaktadır. Basit bir hastalık bile bu dünyanın fani ve geçici olduğunu, ömür sermayesinin ebedi olmadığını, bu dünyada ebedi olarak yaşamayacağını hatırlatmaktadır. Mademki burada ebedi kalınmayacak, o halde ileride kalacağı ebediyet yurdu için bir şeyler hazırlaması elzemdir diye düşünecektir. Hayatına bir yön verecek, onu en verimli şekilde kullanmaya çalışacaktır.

Hastalık ve musibetler, ömrü uzatıyor. Uzun bir ömürde kazanılabilecek neticeleri kısa bir zamanda sabır ve şükürle elde ediyor. Zaman olarak ömür uzamasa da meyveleri ve neticeleri itibariyle uzun bir ömür gibi neticeler hasıl ediyor. Hastalık ve musibetlere sabretmek başlı başına bir ibadettir. Onların Allah’tan geldiğini düşünüp Allah’tan gelene razı olup şükretmek o da ayrı bir ibadettir. Bunlarla beraber ibadetlerini aksatmadan devam etmesi ise ayrı bir kârlı ticarettir. İç içe geçmiş üç ayrı ibadetin sevabını aynı anda almaktadır. Bu ise büyük bir kârlı ticarettir.

Hastalıkların Manevi Kazançları ve İbadet Boyutu

“O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde ’Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak O’nadır’ derler.” (Bakara Sûresi, 2:156.)

Bazen öyle hastalıklar vardır ki, bir saati bir gün ibadet haline getirmektedir. Bu ise hastalığa sabretmek suretiyle elde edilmektedir. Hastalığın şiddetine göre bu neticeler artmaktadır. Öyle musibetler vardır ki, bir dakikada insanı büyük bir veli haline getirmektedir. Bir dakikada şehit olan bir insan bir velayet mertebesini elde etmektedir. Onun başına gelen büyük ve can yakıcı bir sıkıntı olarak görünmekte ise de, elde ettiği sonuç o musibeti gayet küçük hale getirecektir. Savaşta ölen, suda boğulan, yangında ölen, göçük altında kalanlar böyle büyük bir neticeyi elde etmektedirler.

Hastalık ve musibetler insana aczini, fakirliğini hatırlatmaktadır. Allah’ın rahmet ve merhametine iltica etmesini sağlamaktadır. Vücudunun bile sahibi olmadığını hatırlatmaktadır. Bunların hepsinin birer emanet olduğunu düşünüp, emanet sahibinin rızasına uygun şekilde onları kullanmaya çaba harcayacaktır. Hayatın yönünü fani dünyadan baki tarafa döndürecektir. Asıl hastalığın bedende olan değil, ruhta ve kalpte olan hastalık olduğunu hissettirecektir. Sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ısırmasına razı olmak akıllı bir iş olmadığı gibi, bedene gelen basit bir ağrıdan vaveyla edip, bağırıp çağırmak ama iman ve ibadetteki kusurlarını görmemek, işte asıl hastalık budur. Böylesine bir hastalıktan çekinmek ve sakınmak lazımdır.

“Beni yediren ve içiren O’dur. Hastalandığımda bana şifa veren de O’dur.” (Şuarâ Sûresi, 26:79-80.)

“İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en zengini, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belâları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nispeten en ednâ bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür.

Hastalığın İkaz Rolü ve İnsan

Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı hava boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan.”

İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.” (Lem’alar, erisale, S. 331)

Ali Sarıkaya

Adana'nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. 1976 da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Osmaniye'de yaşamaktadır. Osmaniye'de yerel… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu