EURONUR ÖZEL

Hava ile Hüve’yi Bilmek

Özel Makale / hava

Havanın Zerresinde Saklı İlahi Sırlar

Gözlerimizin önünde bir perde gibi duran, dokunduğumuzda ise elimizden kayıp giden bir unsurdur hava. Varlığıyla yokluğu öyle ince bir çizgiyle harmanlar ki, biz bu şeffaf denizde her gün defalarca nefes alıp verirken, aslında evrenin en büyük sırlarından birine açılan bir pencerenin önünden geçeriz.

Bu pencere, İlahi Sanatkâr’ın (Sâni-i Zülcelâl) sonsuz kudretinin ve ilminin büyüleyici inceliklerini gözler önüne serer.

Bediüzzaman Hazretlerinin “Hüve Nüktesi”nde (Sözler, On Üçüncü Söz, Hüve Nüktesi, s.185) dile getirdiği bu derin hakikat, havanın her zerresinde yankılanan mükemmel bir uyumu ortaya koyar. Bu uyum, tevhidin kolay ve anlaşılır olduğunu, şirkin ise akla ve mantığa sığmayan bir imkânsızlık olduğunu gösterir.

Akla ve kalbe hitap eden bu keşif, insanı nutfeden yaratan Yüce Yaratıcı’nın tasarımındaki inceliği gösterir. Bu incelik, havanın görünmezliğinde saklıdır.

Sıradan bir gözlemle başlayalım: Minicik bir avuç toprak, yüzlerce farklı çiçeğe saksılık eder. Her bir toprak molekülü, o çiçeğin tüm genetik kodunu taşıyor gibi görünür. Modern bilim bu “sihri” DNA ve RNA’nın işleyişiyle açıklamaya çalışır.

Ancak bu bilginin ve işlevin nihai kaynağını işaret etmez. Aynı durum hava için de geçerlidir. Konuşmalarımız, müziğimiz, uzaktan erişim teknolojilerimiz… Tüm bunlar, havadaki ses ve elektromanyetik dalgalarla taşınır.

Dünya üzerinde aynı anda milyarlarca insan konuşur, radyo yayınları yapılır, telefonlar çalar. Bu karmaşık ses ve veri cümbüşü, havanın her bir zerresi tarafından taşınır. Alıcıya kusursuz bir şekilde ulaşır.

Akustik fizikteki “süperpozisyon” ilkesi, bu durumun bir yansımasıdır. Farklı enstrümanların seslerinin birbirine karışmadan armoni oluşturması gibi, milyarlarca farklı frekanstaki dalga da havada düzenle yol alır.

Bu işleyişi cansız maddeye veya tesadüfe atfetmek, her bir hava zerresini bir “ilah” gibi görmek olurdu. O zaman her zerre, tüm bilgi akışını organize eden, şaşırmayan bir işlemci gibi hareket etmeliydi. Bu, aklın ve bilimin kabul edemeyeceği, sonsuz “muhal” içeren bir fantezidir.

İşte bu noktada tevhidin hikmeti belirir. Hava, tüm zerreleriyle İlahi İrade’nin neferi olur. Her bir zerre, O’nun kudret kaleminin ucunda şekillenir.

Kur’an-ı Kerim, “yedi gök, yer ve içindeki her şeyin O’nu tesbih ettiğini” bildirir. (İsrâ Sûresi, 44. ayet).

Ancak biz bu tesbihi anlamayız. Bu ayet, havanın her zerresinin ilahi bir düzenle hareket ettiğini gösterir. Bir zerrenin taşıdığı tüm bilgi, tüm kâinatın seslerini bir anda taşıyabilir.

James Clerk Maxwell’in denklemleri, elektromanyetik dalgaların havada nasıl yayıldığını açıklar. Bu denklemlerin ortaya koyduğu düzen, havanın ilahi bir mühendislikle tasarlanmış olduğunu gösterir. Bu bize, doğa yasalarının, Yaradan’ın koyduğu düzenin bir tezahürü olduğunu açıklar.

“Hüve Nüktesi”nin en dokunaklı keşiflerinden biri, havanın sadece maddi âlemin değil, aynı zamanda âlem-i misal (ruhlar âlemi ile cisim âlemi arasındaki geçiş âlemi; hayal) ve Levh-i Mahfuz’un da bir anahtarı olmasıdır.

İnsan zihnindeki hafıza ve hayal gücü, bu sırların küçük birer örneğidir. Mercimek büyüklüğündeki beynimizde, milyarlarca anı ve ses depolanır. İhtiyaç duyduğumuzda anında geri çağrılır. Bu, ilahi bir tasarımın kanıtıdır.

Bu muazzam depolama ve erişim yeteneği, evrenin her anını kaydeden bir “Levh-i Mahfuz” olduğunu gösterir.

Levh-i Mahfuz, olmuşların ve olacakların, zamandaki bütün anların ve mekândaki bütün varlıkların, kısacası, her şeyin yazılı bulunduğu bir ilâhî muhafaza levhası; ilahî ilmin aynası, kaderin defteri, kâinatın programıdır.

Daha insanlar ve kâinat yaratılmadan önce vardı. Ömer b. Amr b. As (r.a) şöyle dedi: Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle söylediğini duydum:

“Allah (c.c) yarattıklarının kaderlerini, gökleri ve yerleri yaratmadan elli bin sene önce yazdı ve arşı su üzerinde idi.” (Müslim, Kader, 2/16).

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bu hadisi, Levh-i Mahfuz’daki yazılı kayıtlara işaret eder. Âlem-i misal, bu kitabın “canlı sineması” gibidir. Geçmiş ve gelecek, orada bir film şeridi gibi mevcuttur.

Fani hayatların gelip geçici anları, sonsuzlukta seyredilmek üzere kaydedilir. Tıpkı havanın her bir zerresinin sayısız ses ve görüntüyü barındırabilmesi gibi, Levh-i Mahfuz da evrenin tüm geçmişini ve geleceğini içerir.

Modern Bilimin Işığında Levh-i Mahfuz

Günümüzdeki “Büyük Veri” (Big Data) kavramı ve “holografik evren” teorileri, bilginin bir şekilde kaydedildiği fikrine işaret eder.

Tıpkı bir bilgisayarın verileri işlemesi gibi, Levh-i Mahfuz da kozmik bir veri tabanıdır. Evrenin tüm varoluş bilgileri, sonsuz bir bellekte tutulur.

Her Nefeste Tevhidin İşareti

Bu derin keşifler, bizi hayret ve hayranlıkla doldurur. Her nefes alışımızda ciğerlerimize dolan hava, Yaratıcının bize gönderdiği bir mesajdır.

Bir rüzgârın esişinde, bir kuşun cıvıltısında, hatta bir radyo dalgasının titreşiminde dahi, “Hüve!” Yani “O var ve her şey O’ndandır!” sesini duyarız.

“De ki: O Allah bir tektir. Allah Samed’dir. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.” mealindeki İhlas Suresi, tevhidin en veciz ifadesidir.

Bu, sadece bir inanç meselesi değil, yaratılışın bize sunduğu en büyük ilmi ve felsefi delildir.

Bizler, bu muazzam düzenin içinde ilahi kudretin birer şahidiyiz. Her zerre, “Sübhânallah!” der ve Allah’ın birliğini haykırır.

“O Allah ki, Hâlık’tır; herşeyi O yaratır. Bâri’dir; yarattıklarını, her birine ve her haline lâyık şekilde yaratır. Musavvir’dir; yarattıklarına dilediği gibi şekiller verir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa O’nu tesbih eder. O’nun kudreti her şeye galip, hikmeti her şeyi kuşatmıştır.” (Haşr Suresi, 24. ayet).

Bu ayet, tüm mevcudatın Yaratıcı’yı tesbih ettiğini vurgular. Bu keşifler, bizi gafletten uyandırır ve varlığın her noktasında tecelli eden sonsuz Kudret’e yöneltir. Biz de havanın taşıdığı sesi kalbimizde yankılandırırız:

“Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Lokman Sûresi, 27. ayet).

Ne mutlu o kalplere ki, havanın her nefesinde bu sırrı keşfedebiliyor ve her zerrede İlahi İrade’nin imzasına şahit olabiliyor!

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu