EURONUR ÖZEL

Hayatı Anlamlandıran Nur: Şükür Risalesi

Özel Makale / şükür

Bazı kelimeler vardır; çok söylenince eskir. İçi boşalır, kabuğu kalır.

Şükür” kelimesi böyle bir kelimedir.

Çocukken büyükler öğretti:

“El-hamdü-lillah de, şükret.”

Dedik. Ama ne dediğimizi bilmeden dedik. Ağızdan geçti, kalpten geçmedi.

Peki, bu kadim kelimenin o terk edilmiş; tozlanmış özüne nasıl döneriz?

Bediüzzaman Hazretlerinin Şükür Risalesi, tam da bu ‘ezberin’ dışına çıkıp; şükrü bir kelimeden bir ‘bakış açısına’ dönüştürmek için bizi derin bir tefekküre davet ediyor.

Ve soruyor:

Sen hiç gerçekten şükrettin mi?

Yoksa sadece kelimesini mi tekrarlıyorsun?

Kâinat Neden Var?

Risale bir soruyla başlatıyor düşünceyi:

Bütün bu kâinat neden kuruldu?

Yıldızlar neden dizildi gökyüzüne? Denizler neden dolduruldu sularla? Tohumlar neden çatlatıldı toprak altında?

Cevap şaşırtıcı değil ama derin:

Şükür için.

Fabrika işletilir, mahsul çıkar. Kâinat da işletiliyor ve en âlâ mahsulü şükür.

Bu cümleyi okuyunca insan duraklar.

Demek ki bütün o yıldızlar, bütün o denizler, bütün o bahar çiçekleri…

Sonunda bir kalbin “Elhamdülillah” demesi için var.

Varlığın gayesi, bir ses.

Ve o ses, minnettarlığın sesi.

Önce Hayat, Sonra İnsan, Sonra Rızık

Risale bize kâinatın mimarisini gösteriyor. Ve o mimari, halkalar hâlinde:

En dışta madde var. Madde, hayata hizmet eder.

Hayat, insana hizmet eder.

İnsan ise rızkın etrafında döner.

Ve rızık, şükrün davetçisidir.

Düşünün:

Bir elma.

Kıpkırmızı, parlak.

Dişiniz değdiğinde o çıtırtı, o tatlılık, o koku.

Bu tesadüf değil.

Bu lezzet, sizin şevkinizi uyandırsın diye tasarlandı. Gözünüz onu görüp sevinsin, eliniz uzanmak istesin, ağzınız onu tatsın…

Ve tüm bu süreç, kalbinizi “Bu nereden geldi?” sorusuna götürsün.

Lezzet, bir oktur. Hedefi şükürdür.

Kaşık Kime Hizmet Ediyor?

Risalede öyle bir an var ki, insan gülüp düşünüyor:

Dildeki tat alma duyusu anlatılıyor. Bu küçücük his, aslında devasa bir memuriyet taşıyor.

Allah adına görev yapıyorsa; sonsuz rahmet mutfaklarının şükreden bir müfettişi oluyor.

Her lokmanın lezzetini tartıyor, raporluyor, hayranlığını sunuyor.

Ama nefis adına, sadece mide için çalışıyorsa?

O müfettiş inip mide kapıcısı oluyor.

Aynı dil, aynı tat alma duyusu.

Fark sadece niyet.

Fark sadece: “Bu lezzeti kime bağlıyorsun?”

Ve bu fark, bir insanı iki farklı varlığa dönüştürüyor.

Elmas mı, Kömür mü?

Risalenin belki de en sarsıcı pasajı burada:

Bir nimet yiyorsunuz.

Şükrediyorsunuz.

O lokma, manevi bir elmas oluyor.

Nur oluyor.

Cennette bir meyve oluyor.

Geçici bir lezzet, ebedî bir izi bırakıyor.

Şükretmiyorsunuz. Aynı lokma ne oluyor?

Posa. Sadece posa.

Elmas mahiyetindeki nimet, kömüre dönüyor.

Bu cümle, insanın içinde çınlıyor. Demek ki her soframızda iki yol var. Biri ışığa çıkıyor, biri karanlığa.

Fark bir kelime.

Fark bir bilinç.

Fark kalbin “Bu bana verildi” deyip diyememesi.

Hırs Neden Şükürsüzlüktür?

Risalede bir denklem var:

Şükrün ölçüsü kanaat ve rızadır.

Şükürsüzlüğün ölçüsü ise hırs.

Neden?

Çünkü hırs, elindekini görmez. Hep yokluğuna bakar. Hep eksikliğinden şikâyet eder.

“Bu kadar az mı?” der.

“Bu neden böyle?” der.

Ve bu bakış, nimeti inkâr eder.

Kur’an’da otuz bir kez tekrarlanan o ayet düşündürücü:

“Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?”

Demek ki şükürsüzlük, bir ihmal değil. Bir inkâr.

Karınca örneği çarpıcı:

Senelik ihtiyacı birkaç tane buğday iken, elinden gelse binlerce tane toplar.

Bu yüzden ayaklar altında kalır, ezilir.

Arı ise kanaatiyle başlar üstünde uçar.

İki böcek.

İki farklı kader.

İki farklı niyet.

Şükür İçinde Saklı Tevhid

Risalenin en derin katmanı belki burası:

Bir elma yiyorsunuz ve “Elhamdülillah” diyorsunuz.

Bu ne anlama geliyor?

Sadece teşekkür değil.

Bu, o elmanın “doğrudan kudret elinin eseri” olduğunu ilan etmek.

Aracısız, dolaysız, sebepsizce gelen bir hediye.

Bu ilanı yapan biri, her şeyi O’na bağlamış demektir.

Cüzîsini de küllîsini de.

Küçüğünü de büyüğünü de.

Ve bu bağlama, saf bir tevhiddir.

Demek ki her gerçek şükür, bir iman beyanıdır.

Her lokma başında söylenen Elhamdülillah, gizli bir kelime-i şehadettir.

İnsanın Muhtaçlığı, Şükrün Genişliği

Neden insan, tüm canlılar içinde en çok rızkın çeşidine muhtaç?

Çünkü insan, bütün isimlerin aynasıdır.

Hayvan bir-iki çeşit rızıkla yaşar.

İnsan ise hem maddeye hem manaya hem sevgiye hem bilgiye hem güzelliğe muhtaç.

Bu çok-boyutlu muhtaçlık, çok-boyutlu bir şükrü doğurur.

Ve bu şükrün özeti, namazdır.

Dildeki şükür, bedendeki şükür, kalpteki şükür; hepsi bir araya gelip namaz olur.

Namaz, şükrün fihristidir.

Sonuç: Var Olmanın Fiili

Şükür Risalesi bize şunu öğretiyor:

Şükür bir duygu değil, bir bilinçtir.

Şükür bir teşekkür değil, bir görüştür.

Şükür bir alışkanlık değil, bir uyanıştır.

Elmaya bakan iki göz var. Biri elma görür, öbürü onu verenin elini görür.

Sofraya oturan iki insan var. Biri doyar, öbürü şükreder.

Hayat yaşayan iki kişi var. Biri tüketir, öbürü tanır.

İkinci olmak için büyük bir fedakârlık gerekmiyor.

Sadece bir an durmak gerek.

Ve sormak:

“Bu nimet benden mi geldi, yoksa bana mı verildi?”

O soruyu içtenlikle sorabilen biri, şükrün kapısına ulaşmış demektir.

Ve o kapıdan girince anlıyor:

En büyük nimet, nimeti nimet bilebilmektir.

“Allah’ım, bizi şükredenlerden eyle – rahmetinle; ey Erhamürrâhimîn.”

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu