![]()
Daha evvel Hazreti Eyyüb (as)’ın kıssasından 1-2. Nüktelerin özeti kısaca arz edilmişti. Bugünkü mevzumuz Üçüncü Nüktenin özeti ile devam edeceğiz. Hazreti Eyyüb (as) hastalığı manen devâ ve şifa mahiyetindedir. Muhterem okuyucuların dikkatine medar Üçüncü Nükte ve özeti kısaca aşağıya yazılmıştır.
Üçüncü Nükte: Bir iki sözde beyan ettiğimiz gibi, her insan geçmiş hayatını düşünse, kalbine ve lisanına ya “Ah!” ya da “Oh” gelir. Yani ya teessüf eder veya “Elhamdulillâh” der. Teessüfü dedirten, eski zamanın lezâizinin zeval ve firakından neş’et eden manevi elemlerdir. Çünkü zeval-i lezzet elemdir. Bazen muvakkat bir lezzet, daimi elem verir. Düşünmek ise, o elemi deşiyor, teessüf akıtıyor.
Eski hayatında geçirdiği muvakkat âlâmın zevalinden neş’et eden manevi ve daimi lezzet, “Elhamdulillâh” dedirtir. Bu fıtri haletle beraber, musibetlerin neticesi olan sevabı ve muvafakat-ı uhreviyeyi ve kısa ömrünün musibet vasıtasıyla uzun bir ömür hükmüne geçmesini düşünse, sabırdan ziyade, şükreder. “Küfür ve dalaletin dışında her türlü hal için Allah’a hamd olsun.” [1] demesi iktiza eder.
Musibetin Gerçek Yüzü: Uzun Bir Ömür Sermayesi
Meşhur bir söz var ki: “Musibet zamanı uzundur.” Evet, musibet zamanı uzundur. Fakat örf-ü nasta zannedildiği gibi sıkıntılı olduğu için uzun değildir. Belki uzun bir ömür hayatı neticeler verdiği için uzundur. [2]
Bediüzzaman hazretleri konuyu şöyle özetlemiştir: Yirmi Birinci Söz’ün Birinci Makam’ında beyan edildiği gibi: Cenab-ı Hakk’ın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin tahakkümüyle ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı baki tevehhüm etmesiyle, sabır kuvvetini mazi ve müstakbele dağıtıp hâlihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvaya başlar. [3]
Üçüncü Nüktede Bediüzzaman Hazretlerinin Mesajları
Geçmişe Bakış: Ah mı, Oh mu?
Bir iki Söz’de beyan ettiğimiz gibi, her insan geçmiş hayatını düşünse, kalbine ve lisanına ya ‘ah’ veya ‘oh’ gelir. Yani, ya teessüf eder, ya ‘Elhamdülillâh’ der.
Bediüzzaman hazretlerinin buyurduğu üzere lezzetin bitiminde acı; acının bitiminde lezzet vardır. Mesela, geçmişte çok ağır bir hastalık geçiren biri, onu hatırladığında “Oh, elhamdülillah” der. Çünkü o hastalık bitmiş, acılar dinmiştir ve yerine sıhhat gelmiştir. Hem o hastalık birçok günahına da kefaret olmuştur.
Geçmişte nefsinin süfli arzularının peşinden koşan, her türlü gayrimeşru lezzetleri tadan biri, o lezzetlerin bitmesinden dolayı devamlı “ah ve of” çeker. O gayrimeşru lezzetler bir de onun boynuna günahların ağır yükünü yüklediği için, “ah ve of” çekmesini daha da artırır. Günahlarla geçen eski günleri hatırlayıp düşünmek, insana büyük bir acı ve pişmanlık verir.
“Teessüfü dedirten, eski zamanın lezaizinin zeval ve firakından neşet eden manevi elemlerdir. Çünkü zeval-i lezzet elemdir. Bazen muvakkat bir lezzet daimî elem verir.” demektedir.
Meşru ve helal dairede olan lezzetler insana elem vermez. Lakin meşru lezzetlere iman gözü ile bakılmaz ise o da elem ve teessüfe sebebiyet verebilir. Dünya lezzetlerinin bir gölge, numune ve bir tadımlık olduğunu bilemeyenler için, lezzetler, meşru da olsa onların zevalinden dolayı kişi azap çeker ve acı duyar. Şayet o lezzetler haram ise, acı ve azap iki kat daha artar. Yani hem dünyada o lezzetlerin zevalinden azap duyar hem de ahirette onun hesabından dolayı azap çeker.
Risalelerde Arabi olarak geçen “Küfür ve dalalet dışındaki her halimden dolayı Allah’a hamd olsun.” Hadis-i Şerifin beyanı bize şöyle bir mesaj veriyor:
Hadis-i şerifin meali: “Küfür ve dalaletten başka her türlü hâl için Allah’a hamd olsun.” [4] “Musibet zamanı uzundur. Fakat örf-ü nasta zannedildiği gibi sıkıntılı olduğundan uzun değil, belki uzun bir ömür gibi hayati neticeler verdiği için uzundur.” denilmektedir.
Hazreti Eyyüb (as) Tavrı
Musibet anında çekilen sıkıntılar ve acılar insanın günahları siler, manen temizler, sevapları çoğaltır, olgunlaştırır ve kemale erdirir. Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmaya vesile olur.
Elhasıl: Ehl-i dünya ise musibete düşman nazarı ile baktığı için, bitmeyen bir acı olarak biliyor. İşin hakikatine bakılırsa musibetin bizce görünmeyen iç yüzü hayır ve güzelliklerle donatılmış ilahi bir hediye gibidir.
“Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor, ta meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin.” [5]
Allah’ım! İmtihanımızı kolaylaştır. Bizlere merhamet eyle. Aile efradlarımıza sıla-i rahim nasip eyle, bizleri her türlü arzı ve semavi afetlerden muhafaza eyle. Amin. Amin bi hürmeti seyyid’ül mürselin.
Dipnotlar:
[1] Feyz’ül- Kadir 1-368.662
[2] 2. Lem’a Üçüncü Nükte say. 24
[3] İkinci Lem’a
[4] Hadis: Tirmizî, Deavât: 45
[5] Lem’alar, 25. Lem’a 1. Devâ