EURONUR ÖZEL

Her Şey Kötüye Gidiyor Gibi Geliyorsa Bu Yazıyı Oku

Özel Makale / Her Şey

Aklını başına al, kalbini temizle ta şu musibetli perde senin nazarından kalksın, hakikati görebilesin.

Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizam perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz. Sözler/ İkinci Söz

O Âdildir. Hiç kimseye haksızlık etmez.

O Merhametkârdır. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

O Raiyetperverdir: Yarattıklarını korur, gözetir.

O Muktedirdir. Her şeye gücü yeter. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr.

O İntizamperverdir. Kâinatı mükemmel bir düzenle idare eder.

O Müşfiktir. Şefkatlidir, kullarını sever.

Bu vecize, bize dünyayı ve hayatı nasıl okumamız gerektiğini gösteriyor.

Psikoloji açısından bakıldığında ise özellikle kaygı, karamsarlık, bilişsel çarpıtmalar ve insanın zihninde oluşturduğu “felaket senaryoları” bakımından oldukça dikkat çekici bir mana taşıyor.

Vehim Nedir?

Buradaki anahtar kelime bence “vehim”dir.

Risale-i Nur açısından vehim, insanın zihninde meydana gelen bir tasavvurun, bir kurgunun hakikatin önüne geçmesidir.

İnsan yaşadığı acıya, kayba, belirsizliğe veya korkuya bakar ve oradan bütün hayat hakkında hüküm vermeye başlar:

“İçimde kötü bir şey olacak korkusu var.”

“Kafamın içindeki sesler bir saniye bile susmuyor.”

“Her an kontrolü kaybedecekmiş gibi hissediyorum.”

“Nefes almak bile zor geliyor, boğuluyorum sanki.”

“Ya sevdiklerimin başına bir şey gelirse?”

“Attığım her adımda yanlış yapacakmışım gibi bir his var.”

“Kafamın içindeki fırtına hiç dinmiyor.”

“Her şey kötüye gidiyor.”

“Benim için artık hiçbir umut yok.”

“Benim sonum karanlık.”

“Başıma kötü bir şey gelecek.”

“Hayatımın hiçbir anlamı yok.”

Fakat Risale-i Nur bu vecizeyle insanı, kendi zihninin ürettiği tablo ile dış dünyadaki gerçekliği birbirinden ayırmaya çağırıyor.

Çünkü insanın hissettiği şey ile hakikat her zaman aynı şey değildir.

Psikolojide bunun çok yakın bir karşılığı vardır: bilişsel çarpıtmalar.

Bilişsel Çarpıtma Nedir?

“Bilişsel çarpıtma”, insanın bir olayı değerlendirirken farkında olmadan gerçeği olduğundan daha olumsuz, tehditkâr veya kesin biçimde yorumlamasıdır.

Yani olay başka, zihnin olaya verdiği yorum başka olabilir.

Mesela bir arkadaşınız mesajınıza cevap vermedi:

Gerçek: “Mesajıma henüz cevap vermedi.”

Bilişsel çarpıtma: “Beni önemsemiyor. Kesin beni sevmiyor.”

Burada zihin, elinde yeterli delil olmadan bir olaydan büyük bir sonuç çıkarmıştır.

Risale-i Nur’daki “vehim” kavramıyla bazı bilişsel çarpıtmalar arasında bu bakımdan benzerlik kurulabilir. Vehim, ihtimali gerçekmiş gibi hissettirebilir. Bilişsel çarpıtma da zihnin yorumunu hakikatmiş gibi kabul etmemize yol açabilir.

Mesela:

“Başım ağrıyor. Kesin ciddi bir hastalığım var.” — Felaketleştirme

“Bu işte başarısız oldum. Ben başarısız bir insanım.” — Aşırı genelleme

“Bana biraz soğuk davrandı. Kesin beni sevmiyor.” — Zihin okuma

“On kişi yazımı beğendi, biri eleştirdi. Demek ki yazım kötü.” — Olumluyu görmezden gelme

“İçimde kötü bir şey olacakmış gibi geliyor. Demek ki gerçekten kötü bir şey olacak.” — Duygusal akıl yürütme

Özellikle sonuncusu “vehim” kavramını anlamak açısından önemlidir:

“Öyle hissediyorum, öyleyse öyledir.”

Halbuki psikoloji bize şöyle diyor: Bir düşüncenin zihnimizden geçmesi onun doğru olduğunu; bir duyguyu çok güçlü hissetmemiz de o duygunun bize anlattığı senaryonun gerçek olduğunu göstermez.

Risale-i Nur’daki “senin vehminin gösterdiği surette olamaz” ifadesini psikolojik dille şöyle açıklayabiliriz:

“Zihninin sana çizdiği karanlık tabloyu hemen hakikatin kendisi zannetme; önce delillere ve büyük resme bak.”

Kaygı, Karamsarlık ve Vehmin Gösterdiği Dünya

Özellikle depresif veya kaygılı dönemlerde insan zihni bazı olayları olduğundan daha tehditkâr, daha umutsuz veya daha kesin görebilir. Mesela küçük bir olumsuzluktan hareket ederek geleceğin tamamını karanlık görmek “felaketleştirme”; tek bir kötü olaydan genel sonuç çıkarmak “aşırı genelleme”; olumlu olanları görmeyip yalnızca olumsuzluklara odaklanmak ise “zihinsel filtreleme” olarak tarif edilir.

Risale’nin kullandığı “senin vehminin gösterdiği suret” ifadesi psikolojik açıdan tam burada dikkat çekicidir.

Yani:

“Zihninin sana gösterdiği dünya ile gerçek dünya aynı şey olmayabilir.”

İnsan bazen hakikatin içinde değil, hakikat hakkında yaptığı yorumun içinde acı çeker.

Mesela bir insan önemli bir işini kaybettiğinde olay şudur:

“İşimi kaybettim.”

Fakat vesvese buna şunları ekleyebilir:

“Bir daha iş bulamayacağım.”

“Hayatım mahvoldu.”

“Ben başarısız bir insanım.”

“Bundan sonra hiçbir şey düzelmeyecek.”

İlk cümle olaydır.

Diğerleri ise olayın zihinsel yorumlarıdır ve bu, Lümme-i Şeytaniye denilen şeytanın fısıltı merkezinden gelir.

Düşündüğümüz her şey gerçek değildir.

Hissettiğimiz her şey de dış dünyanın objektif tarifi değildir. Yani gerçekte var değildir.

Fakat Risale-i Nur burada modern psikolojiden bir adım daha ilerdedir. Sadece “düşünceni sorgula” demez; insanı kâinatın bütününe ve Allah adına, yani mana-yı harfiyle bakmaya davet eder.

Her Şeyde Büyük Resme Bak

Şimdi dikkatle bakalım. Cümlede özellikle şu sıfatların sıralanması bundan dolayı önemlidir:

“Âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizamperver, müşfik…”

Yani görünen âlemin arkasında adalet, merhamet, kudret, düzen ve şefkat bulunduğunu söylüyor.

Bunun psikolojik karşılığı “büyük resmi yeniden görebilmek” şeklinde düşünülebilir.

Kaygı insanın dikkat alanını daraltır.

İnsan korktuğunda bütün hayatı değil, tehdidi görmeye başlar.

Bir odada yüz güzel şey ve bir tehlike varsa kaygılı zihin çoğu zaman o tek tehlikeye kilitlenir. Bu aslında beynin hayatta kalma sisteminin bir özelliğidir. Fakat sürekli hâle geldiğinde insanın dünya algısını bozabilir.

“Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil.”
Mektubat / 29. Mektup

Dikkatle okuyunca zihnimde şu manalar geliyor:

“Sadece seni korkutan hadiseye bakma. Memleketin tamamına bak.”

Yani sadece hastalığa değil, vücudun yıllardır nasıl çalıştırıldığına da bak.

Sadece kaybettiğin şeye değil, sana verilmiş olanlara da bak.

Sadece bugünkü sıkıntıya değil, hayatındaki değişimlere de bak.

Sadece ölümü değil, hayatın sürekli yenilenmesini de gör.

Buradaki “âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât” ifadesi de önemlidir. “Gelişmenin ve mükemmelleşmenin eserleri” demektir.

Yalnızca mevcut âna bakarak varlık hakkında nihai hüküm veremeyiz. Çünkü hayat bir süreçtir.

Psikoterapide de insanın en büyük yanılgılarından biri, geçici bir psikolojik hâli kalıcı bir gerçeklik zannetmesidir.

Hissettiğin Karanlık Gerçek mi?

Kardeşim! Benim sorum şu:

“Şu anda hissettiğin karanlık ve acı gerçekten hayatın bütününde geçerli mi, bütün hakikatin mi, yoksa bulunduğun ruh hâlinin dünyanı kararttığı, sadece bu ana ait bir sıkıntı mı?”

“Üzülme, her şey güzel.” demiyorum.

Acı gerçektir.

Kayıp gerçektir.

Hastalık gerçektir.

Ölüm gerçektir.

Haksızlıklar da gerçektir.

Fakat bunlardan hareket ederek “Öyleyse bütün varlık anlamsızdır, sahipsizdir, merhametsizdir ve ne yapsam düzelmiyor.” sonucuna ulaşmak başka bir şeydir.

Metindeki itiraz tam olarak bu ikinci noktaya yöneliktir.

Bu nedenle cümleyi psikolojik ve Risale-i Nur perspektifini birleştirerek şöyle okuyorum ben:

İnsan sıkıntı içindeyken zihni ona karanlık bir dünya resmi çizebilir. Fakat o resmin tamamını hakikat kabul etmeden önce durup delillere bakmalıdır.

Kâinattaki düzeni, hayatın devamını, insan bedenindeki olağanüstü işleyişi, geçmişte aşılan sıkıntıları, kendisine verilen nimetleri, değişimi ve gelişimi yeniden görmelidir.

Çünkü insanın o anda hissettiği karanlık, varlığın tamamının karanlık olduğu anlamına gelmez.

Bence cümlenin psikolojik açıdan en güçlü özeti şu olabilir:

“Vehim, bir ihtimali hakikat; bir duyguyu hüküm; bir anı ise bütün hayat zannetmektir.”

Risale-i Nur ise insanı tek bir karanlık kareye değil, filmin tamamına bakmaya çağırır.

Ve cümlenin “müşfik bir melik” vurgusu bunun üzerine son derece önemli bir mana daha ekler: İnsan yalnızca “Her şey düzelecek.” diye kendisini teselli etmiyor;

“Ben her şeyi göremesem de hiçbir şey başıboş değil.” diyerek güvenebileceği daha büyük bir anlam çerçevesine yerleşiyor.

İşte delili:

“Her şeyin melekûtu (görünmeyeni) O’nun elindedir…”
(Mü’minûn, 23/88; Yâsîn, 36/83)

Vehim ile Hakikati Birbirinden Ayırmak

Vehim diyor ki: “Hayatım berbat ve kapkaranlık.”

Psikoloji cevaben der ki: “Kafanda kurguladığın düşünce ile gerçeği birbirinden ayır.”

Elhamdülillah, Risale-i Nur ise bunlara daha geniş bir pencere açarak diyor ki: “Bir hadiseye bakıp bütün memleket hakkında hüküm verme; Melik’in adaletine, merhametine, kudretine, şefkatine ve memlekette görünen bütün eserlere beraber bak.”

İşte o zaman mesele yalnızca “olumlu düşünmek” olmaktan çıkar; “hakikati vehimle karşılaştırarak okumak” hâline gelir.

Kardeşim! Kâinatın yüzündeki güzellikleri oku ve o Melik’in (Hâlık’ın) sıfatlarına güven; çünkü O’nun merhameti, senin vehminin (kuruntularının) dar kalıbına sığmaz.

Vesselam.

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu