“Herşey serbest” değildir!

Image
İnsanların en çok ilgilendikleri konulardan biri de sağlıklarıdır. Bunu göz önüne alarak medya organları, sağlık konularından da çok bahseder. Neşriyatta “reyting”ini yükseltmenin bir yolunun da, insanların sağlığıyla ilgili konulardaki merak ve alâkasından istifade etmek olduğu düşünülür ve bilhassa magazin basınında, halka sağlık ile ilgili konularda çeşitli ve geniş neşriyat yapılır.

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4

Ancak, genelde yabancı kaynaklara dayalı olduğu için magazin basınının yaptığı bu neşriyatta sağlık meselelerinden, dinî olmayan (lâdinî) bir bakış açısıyla bahsedilir.

Magazin basınının bu neşriyatında, dinimize aykırı çeşitli konular arasında bazan, şarabın sağlığa faydalarından bahsedildiğine de rastlanır. Her milâdî yılbaşında günah azgınlığı ile Batı’nın sefahatinin taklitçiliğinde daha da ileri gitmek isteyenlere bunu teşvik edici yayınlar yapan magazin basını, alkollü içki içmeyle ilgili tavsiyelerine de geniş yer verir. Misal olarak: Bu mevzuda başı çeken yayın holdingindeki akademik ünvanlı bir doktorun, bilhassa milâdî yılbaşı öncesindeki sağlık yazılarında “Bu akşam her şey serbest” (?) diyecek kadar yanlış “fetva”cılıkta haddini aşması, çok ibret verici bir durumdur.

Yüzbinlerce insanı bu şekilde sorumsuzca harama cüretlendirmenin ve haram işlemelerine sebep olmanın âhirette, Mahkeme-i Kübrâda, elbette bir bedeli, cezası olacaktır.

Ankara’da Üniversite öğrencilerinden bir gurubun, bir arkadaşlarının evinde gece yarılarına kadar “yılbaşı gecesinde eğlenmek” için bir araya gelip (muhtemelen içkili olduklarından), doğal gaz bacasının kaçağını fark edemeyerek hayatlarını kaybettiklerinin haberi, ertesi gün ilk haberler arasında verildi. O ölen öğrenciler, âhirette Mahkeme-i Kübrâ’da hak alabilmek için: “- O gün okuduğumuz gazetede, büyük puntolarla ‘Bu akşam herşey serbest’ büyük başlıklı yazısını okumamız da, bu halimizin sebeplerinden biri olmuştur.” diyebilecek olmaları, ihtimalden uzak mıdır?

Allah bize verdiği rızıkların helal ve temiz olanlarını seçip almamızı emrediyor ve bizi dünyada bu seçimimizle ilgili de imtihan ediyor. En basit, kolay ve ucuz bulunan rızıklarda en fazla şifa verici unsurları bizim istifademize veriyor. Sadece kepekli buğdayın bile, bize gıda olarak ve bazı hastalıklardan korunabilmekte ne kadar çok faydaları bulunuyor.

Etrafımıza baksak; canlı, cansız bütün kâinat, Allah’ın “eşref-i mahlûkât” olarak yarattığı insan cinsine hizmet ediyor. Güneş, gece-gündüz her an, yüzellimilyon km mesafeden dünyamızı çekmese, -270 derece soğuk ve karanlık uzaya savrulup helak olmaz mıyız? Güneşin dünyamızı bu çekiminden başka, bizim için hayatî önemi, ne kadar büyüktür. Yeryüzündeki toprağın, yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının, atmosferin, rüzgarların, yağmurun, karın, yer altındaki çeşitli maddelerin, petrolün, doğal gazın ve meyvesinden, çiçeğinden, kökünden, yaprağından, gövdesinden, gövdesindeki kabuktan, çekirdeğinden istifade ettiğimiz çeşitli bitkilerin, zehirli bir böcekten çıkıp bize şifa kaynağı olan balın, akılsız bazı hayvanların süt, et, yağ, deri, yün, kemik, hatta boynuzunun bizim istifademize verilmesini düşünelim. Bunları bizim istifademize veren Kimdir?

Bize meyve nimeti olarak verilenlerden sadece biri olan üzüm, Kur’an’da da bahsedilen meyvelerdendir. Çeşitli üzüm cinslerini yaş ve kuru haliyle meyve olarak yiyebileceğimiz gibi, ondan yapılan üzüm suyu, pekmez, bulamaç, sirke, vs halinde şifalı ve helal gıda olarak almak mümkünken, onu alkole dönüştürüp almak; yanlış seçim ve Allah’ın koyduğu yasağı çiğnemektir. Helal dairesi geniş, ihtiyaca ve keyfe kâfi iken harama talip olanlar, bu yanlış seçimlerinden dolayı mesul ve cezaya müstahak olmaktadır.

Aklımızı ve cüz’î irademizi nasıl kullandığımızla ilgili olarak her konuda olduğu gibi, Allah bu konuda da bizi imtihan ediyor. Yiyecek ve içecek olarak bize helal kıldıklarını araştırıp almaktan başka, Allah’ın bize yasakladığı şeylerle tedavi olmamak konusunda da, seçimimizi doğru yapmanın imtihanını oluyoruz.

Bu imtihanda Allah’ın yasakladığından vazgeçmeyenler, âhirette ceza görebileceklerini düşünmemekle, kendilerini büyük bir manevî tehlikeye atmış oluyorlar.

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*