Hile Tuzakları

Güven bunalımı fertlerin olduğu kadar toplumların da en büyük endişe ve kaygı kaynaklarının başında geliyor. İnsan oğlunun yaratılışındaki harikalık ve mükemmellik herkesin malümu. Bu muhteşem ve kompleks yapıya sahip olan insanoğlunun, istikametli, doğru, meşru ve mutlu bir hayat yaşaması ancak semavî emir ve yasaklara uymasıyla mümkün olduğu da ayrı bir gerçektir.

Bu konuda bir başka gerçek ise: İnsanın yaratılışında var olan “Hayvanî hislerin” tesirinde kalması ve de Bilhassa, menfaati öne çıkaran materyalist ve batı felsefesinin de hasisi menfaatleri için bunlara yardımcı olacak araçları son derece sinsice ve yoğunlukla kullanmasıdır.

Bu vasıtaların başında ise maddi menfaat için piyasaya sürülen ve resmi politika haline gelen: “Yalan, hile, kurnazlık, kandırma, yanlışa yönlendirme” (maniple etme) …vb münafıkane yol ve metotlardır.

Küre-i arzı bir köy hükmüne getiren mimsiz medeniyetin, maalesef insanlığa hediye ettiği ve dünyanın her köşesinde “zalim-mazlum” çatışma ve mücadelesine sahne ettiği bu münafikane tavır ve politkalar yürekleri dağlayarak devam ediyor.

İletişim çağının harika teknolojik araçlarıyla artık sokak ve evlere değil beyinlere giren ve işleyen bu amansız illet müttaki Müslümanları da ahtapot gibi ağına almış o meş’um emellerine alet ediyor. Çağın Mucizevi Kur’an tefsiri Risale-i Nurlardaki tespitler ışığında olaya baktığımız zaman, İnsanlığın yüzde seksenini içine alan bu illetin dışında kalan yüzde yirminin bir şekilde ayılması ve ayıltılması lâzım.

Hilesiz, yalansız, tuzaksız, kandırmasız, dürüst, sağlam, istikametli, berrak, saydam, samimi, dostça bir hayat için çare yine semavî emirlerdir. Kur’andır. Sünnettir. Bu konuda Risale-i Nurlarda geçen çok beliğ ve veciz bir cümleye dikkatnzi çekip tahlil etmek istiyorum

Risale-i Nurlarda geçen: “En büyük hile hilesizliktir.” beliğ sözünün sırrını yıllarca anlamakta güçlük çektiğimi ve bu konudaki acziyetimi itiraf ederek bu haftaki yazıma başlamak istiyorum. Bu derin manaya dikkat çekerek, sade ve temiz bir hayat yaşamamız halinde ancak rahmetin tecellisine vesile olabileceğimizi de vurgulamak istiyorum.

Çok yıllardan beri, bir çok üniversiteli kardeşimiz gibi, son olarak, Afyon ilinde yaptığımız “kış okuma programı” esnasında bir üniversiteli kardeşimizin: “Hocam! “En büyük hile, hilesizliktir.” Ne demek?” sorusu; bu konuya girmeme sebep oldu. Toplumumuzda bu hastalık var. Çoğumuzun kafasında da bu konuda istifhamlar var. Bunları gidermek lâzım. Kur’anın özü, İslâmiyetin ana prensibi, Allah Resulünün o pak ve temiz hayatını örnek alan bunca Allah dostlarının o muhteşem yaşantılarına rağmen, Müslümanlarda arasında böyle müstekreh hallerin varlığı çok düşündürücü ve endişe verici.

Bilindiği gibi, “hile” kelimesi, anlam olarak, kandırmak, yanıltmak, sahtelik, samimiyetsizlik, yalan, iki yüzlülük, münafıklık ..vb manalara gelir.

Allah Resülü bir hadislerinde : “Güvenilir olmak hazinedir” buyuruyor. Gerek Kendi iç dünyasında olsun gerekse de toplum hayatında olsun itimat ve güvene şiddetle ihtiyaç var.

Günümüzde, hele de gurup, cemaat, ekol içersinde olan fertlerin arasında, güven, samimiyet, sadakat, tesanüt, itimat ve uhuvvet gibi değerler; olmazsa olmazlardandır.

Arka gündemlerin. Farklı ve belirsiz düşüncelerin, şuur altındaki şüpheli ve kaygılı fikirlerin, tarafgirlik ve kasıt kokan icraatların, o­nu yapanlara hissi ve geçici bir menfaati olabilir. İşin aslında ise uzun vadede büyük tehlike arz eder. Açtığı yaraları kapatmak ise çoğu zaman mümkün olamamaktadır. İtimadın sarsıldığı, güvenin kalmadığı bir yapıda işler düzeninde gitmez. Sahte tavırlar, yapmacık hareketler, fıtrata zıt tavırların hakim olduğu “soğuk” bir atmosferin hakim olduğu bir ortamda maddi ve manevî hizmet de, üretim de olmaz.

Çözüm ve çare nedir? Yine meşru dairedir. İslâmiyet’in özüdür. Kur’andır ve sünnettir. Semavîliktir. Hilesizliktir. Berraklıktır. Saydamlıktır. Sadeliktir. Mert ve dik durmaktır. Samimiyettir. Hasbîliktir.

Gerek Türkiye’de gerekse de alemi İslam’daki dertlerin, yaraların, hastalıkların çaresi yine özdedir, Kur’andadır. Bu konuda büyükleri örnek almak gerekir.

Her konuda olduğu gibi “hile” konusundaki hastalığın çaresinde de müracaat kaynaklarımızın başında yine Risale-i Nur Külliyatı geliyor. Hazreti Bediüzzaman’ın temiz, sade; sünnete uymaya dayanan o pak hayatı ışık tutuyor.

Bediüzzaman Hazretleri; en tehlikeli anlarda dahi, o pak ve nezih hayatını kirletmeye çalışan ve iftiralarla hücum eden, her türlü zalimlerle münafıklara karşı bile böyle bir yola tevessül etmemiştir. Tenezzül etmemiştir.

O, kulu olduğu Allah’ına karşı olan net, saydam, berrak, pak ve medenî duruşunu her hal ve şartta tekrarlamış ve devam ettirmiştir. Hayatı boyunca asla ve kata yalan ve hileye tenezzül etmemiştir. Kendisiyle, hakikatlerle, hayatın gerçekleriyle, dostlarıyla hiçbir zaman ters düşmemiştir. Katiyen bir düzenbazlığa tevessül etmemiş ve etrafındaki talebelerini de aynı doğrultuda eğitmiş ve yetiştirmiştir.

Çamur atmaya yeltenenler karşı tutumundan birkaç örneği aşağıya alalım:

İKİNCİ VEHİMLİ SUAL: Ehl-i dünya diyorlar ki: “Sana nasıl emniyet edeceğiz ki, sen dünyamıza karışmayacaksın? Seni serbest bıraksak belki dünyamıza karışırsın. Hem nasıl bileceğiz ki, sen kurnazlık yapmıyorsun? Kendini târik-i dünya gösterip, halkın malını zâhiren almaz, gizli alır bir kurnazlık olmadığını nasıl bileceğiz?”

Elcevap: Yirmi sene evvelki Divan-ı Harb-i Örfîde ve hürriyetten daha evvel zamanda çoklara malûm hal ve vaziyetim ve İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnâmesi namında Divan-ı Harpteki müdafaatım kat’î gösterir ki, değil kurnazlık, belki ednâ bir hileye tenezzül etmez bir tarzda hayat geçirmişim. Eğer hile olsaydı, bu beş sene zarfında sizlere temellükkârâne bir müracaat edilecekti. Hileli adam kendini sevdirir, kendini çekmez. İğfal ve aldatmaya daima çalışır. Halbuki, bana karşı en mühim hücumlara ve tenkitlere mukabil, tezellüle tenezzül etmedim. “Tevekkeltü alâllah” deyip ehl-i dünyaya arkamı çevirdim.” diye cevap veriyor. (16. Mektup)

“Bizler bir fert gibi değiliz, ancak muhteşem bir cemaatiz. Yalana tenezzül etmeyiz” hükmünü veriyor. (İ.İ’caz)

“Nifakın en birinci cinayeti olan hud’a ve hilelere” dikkati çekiyor. (İ.İ’caz)

Münafıklar için Kur’an’da geçen çok dehşetli tarifler var :

“Allah’ı kandırmak gibi muhal bir şeye teşebbüs etmişlerdir. Alâmetlerin en çirkini olan kizb ile teşhir edilmişlerdir. “Hile” ile Allah’ı kandırmak istiyorlar. Hayvancasına hamakat, taaccübü muciptir.” diyor Kur’an’ı Kerim.

“Yani, o­nlar ancak nefislerine hile yapıyorlar; zira fiillerinde nef’ değil, zarar vardır.” Hakikatine işaret ediyor. Harika bir ders var şu ifadelerde: “Çünkü aldanan, cemaat-i müslimîn değildir. Ancak aldanan, aldatandır.” (İ. İ’caz)

Ya şu mertliğe ne demeli?: “Biz ki hakikî Müslüman’ız; aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz.” (D. Harb-i Örfî)

İşte münafıkların acı halleri: “İnsanlarca alâmetlerin en çirkini olan kizb ile teşhir edilmişlerdir.”

İşte ölçüsüzlerin o vahşi hallerini tarif eden tespitler: “Yani, hile ile Allah’ı kandırmak istiyorlar. Zira Resul-ü Ekrem (a.s.m.) Allah’ın elçisidir. o­na yapılan hile Allah’a racidir. Allah’a yapılan hile ise muhaldir. Muhali talep etmek hamakattir. Böyle hayvancasına hamakat, taaccübü muciptir.”

Ve işte Sefihlerin tarifi: “Yani, o­nlar ancak nefislerine hile yapıyorlar; zira fiillerinde nef’ değil, zarar vardır. Bu zarar da nefislerine racidir. Nefislerine zarar veren, ancak süfeha kısmıdır.”

Nifak ehlinin iflah olmaz hastalığının tarifi: “Yani, nifak ve hasetten kalblerinde, ruhlarında öyle bir maraz vardır ki, o maraz, hakkı bâtıl, hakikati hurafe telâkki etmeye sebeptir. Zaten fasit bir kalbden, bozuk bir ruhdan böyle rezaletlerin çıkması bedihîdir.”

Azgınların başını çarpacağı halin şahane tarifine bir bakalım:

“Münafıkların yaptıkları hileden takip edilen gayenin muhal olduğuna ve o muhaliyeti göz önüne getirip kelimesinin tasrihinden de garazlarının muhal olduğuna delâlet vardır. Çünkü Resul-ü Ekreme (a.s.m.) yapılan hud’a Allah’a racidir. Allah ile pençeleşmek isteyen düşer.”

İşte harika bir tespit: “Çünkü aldanan, cemaat-i müslimîn değildir. Ancak aldanan, aldatandır.”

Münafıkların aptallık ve ahmaklığını yüzlerine vuran bir acayip hal: “Yani, o­nlar yaptıkları hilenin nefislerine raci olduğunu hissetmiyorlar. Bu fezleke o­nların cehaletini ilân ediyor. Çünkü ukalâdan değildirler. Çünkü o­nların bu işi ukalâ işi değildir. Ve keza, hayvan sınıfına da benzemiyorlar. Çünkü hayvanlar zararlı olan şeyleri hissettikleri zaman çekinirler. Demek bunlar, hiss-i hayvanîden de mahrumdurlar. Öyleyse bunlar, ihtiyarları ve şuurları olmayan cemadat nev’ine dahildirler.”

Mert ve dik duruşun harika bir tavrı: “Fahr olmasın, derim: Biz ki hakikî Müslümanız; aldanırız, fakat aldatmayız. Bir hayat için yalana tenezzül etmeyiz.

Sahte kuleleri ele veren bir başka tespit: “Zira yalanlarla ittihad yalandır.”

Zalimlerin vesvesine karşı koyduğu tavır: “En ziyade hile ve fitne kuvvetiyle ayakta duran azametli kuvvetin bizi ye’se düşürmüyor.”

İşte imanın ve İslâm’ın tarifi: “Muhabbet, sadakat, hamiyet.”

Bütün bunlardan sonra Risale-i Nur dairesinde olanlar başta olmak üzere bütün Müslümanların ve ehli imanın kurtuluş reçetesi, her zaman olduğu gibi: Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaktır. Dünyadaki fesat şebekelerinin oyunlarının da, içteki münafıklar güruhunun tuzaklarının da, nefislerimizdeki o meşum his ve duyguların da oyun ve kandırmacalarını boşa çıkarmanın yolu; meşru çizgiyi aşmamak ve zorlamamaktır. İstikamet ve meşruiyet dairesinde hareket etmektir.

Yoksa yapılan bunca hizmet ve sarf edilen bunca emek ve enerji “kumistana” akmaya mahkum olur Allah korusun.

Çağrımız, en başta kendi nefis ve şahsımız olmak üzere, bütün Müslümanlara, insanlığa, camiamıza, siyasilere, idarecilere, aile fertlerine, dostlarımıza, komşularımıza; hülasa “güvenilir olmak” isteyen herkesedir.

Hayatta, yolculukta, alışverişte, sohbette, işte, hizmette… “Güven” isteyen herkese!

Hem iç dünyamızda, hem de dış dünyamızda, hilesiz, saf, berrak, samimi, ihlâslı ve hasbî günler yaşamak ve yaşatmak ümit ve temennisiyle.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*