Hükümet, AB’de samimî mi?

Image
Avrupa’nın mahiyetini bilmeyenler, klâsik Avrupa karşıtı şovları gerçekle karıştırıyorlar. Başbakanın son Almanya ziyareti esnasında Düsseldorf’taki dindaşlarımıza yaptığı konuşmanın yankıları, Türkiye’yi idare edenlerin Avrupa’yı doğru tahlil edemediklerini ortaya koyuyor. Danışman, müşavir ve yardımcılarının da bu meselede hâlâ müptedi olduklarını gösteriyor. Belki de öyle görünüyorlar. Almanya kamuoyunda belli neticelerin üretilebilmesi için böyle senaryolara ihtiyaç olmuş olabilir.

Avrupa kamuoyunu İslâmiyet ve Türklerle korkutan neocon orijinli Sarkozy, Merkel ve Rasmussen gibi politikacılara yeni kozlar verecek konuşmaları, mitingleri ve basın açıklamaları, hükümetin AB meselesinde samimî olmadığı izlenimini veriyor. AB’nin günümüzdeki lokomotif siyasetçilerinin üyeliğimize bakışlarını bildiğimiz halde restleşmenin, bizi neocon ve neoliberal çetesine mahkûm eden siyasetlere yaracağını herkes biliyor.
Devletimizin istihbaratının, hariciyesinin ve AB temsilcilerimizin, bilhassa Almanya’nın kendi toprakları üzerinde siyasetçilerimizin oradaki Türklere yönelik şovlarından fevkalâde rahatsız olduğunu bilmemeleri mümkün değildir. Merhum Erbakan ile Türkeş’in buralarda yerli-yersiz giriştikleri boy gösterilerinden sonra, Almanya’daki Millî Görüş ve Ülkü Ocaklarının uğradıkları takibatı ve çektikleri sıkıntıları arşivlerden öğrenmek mümkündür…

MAKSATLI ÇIKIŞLAR

Başbakanın AB’ye yaptığı rest ve çıkışlarla, neocon ve neoliberal cereyanlara sessiz kalınmasını arşivlerden mukayese edenler, Erdoğan’ın iç âleminde AB ile problemli olduğunu ihsas ettiriyor. Aslında kendileriyle kamuoyu önünde kavgalı izlenimi vermeye çalıştığı liderlerle samimî şahsî dostlukları var. Bilhassa Berlusconi ve Sarkozy ile… Rasmussen, Merkel, Sarkozy ve Berlusconi gibi Avrupalı siyasetçilerin de AB’ye şüpheli baktıkları bir vakıa… Yine neocon ve neoliberal global yazarların Avrupa’daki “İslâmî tehlike” ile alâkalı köşe yazılarına dikkat ettiğimizde, AB’nin “dünya barışında” söz sahibi aktör olmasını istemeyenlerin maksatları anlaşılıyor. Dinsiz ve sefih felsefeyi benimsemiş söz konusu siyasetçi, yazar ve medya patronları, en fazla “Hıristiyanlık değerleriyle” mücadele ediyorlar.
Tayyip Beyin de “Hıristiyan kulübü” takıntısı hem neoconların ve hem de AB’de Türkiye aleyhine propaganda yapanların işlerini kolaylaştırıyor. Vatikan’ın AB anayasasına yapmak istediği “Hıristiyanlık” vurgusuna neocon siyasetçilerle birlikte Erdoğan’ın da itiraz etmesi, hükümet olarak AB’yi doğru okuyamadığımızı ve Avrupa’yı da iki Avrupa halinde tahlil edemediğimizi gösteriyor.

Önemli bir nokta daha var. AKP’nin Kemalizmi koruma refleksiyle AB reformlarına ayak direttiği şayiası da doğru çıkacağa benziyor. Türkiye’nin bu istikamette yapacağı bir-iki çalışma ile Kemalizmin demokratikleşme önünde engel olmaktan çıkacağına kesin gözüyle bakan AB’li gözlemciler, bilhassa Washington ve New York merkezli finans çevrelerinin, enstitü ve global cereyanların dayatmasıyla AKP’nin AB sürecinde ipe un serdiğini ifade ediyorlar. Oyunun içine yerleşmiş Merkel, Sarkozy, Wilders, Rasmussen ve Berlusconi gibi aktörlerin dışında, Türkiye’nin AB’ye girişini “olmazsa olmaz” kabul edenlerle Tayyip Beyin işbirliğine gitmemesi, evlenmeden boşama tehditleri savunan damadı tedai ettiriyor.

AKP, AB’DE SAMİMÎ DEĞİL

Ne içerde ve ne de dışarda temel meselelerde kalıcı çözümlere yönelmemiş; günü kurtarma, kişisel menfaat hedefli ve iktidarda kalma dengelerine odaklanmış bir AKP var ortada. Dünya barışı, demokratikleşme, İslâm birliği, millî politikalar ve halkın kalıcı refahını hedefleyen müşahhas projeler için AKP bugüne kadar ne yaptı? Global fon ve bankacılığın ülkemizdeki sıcak parası ve sivil Kemalizmin yeni alan kazanımları da AKP’nin AB’ye yönelmesine müsaade etmiyor.
AKP’nin AB’deki şovları millet olarak izzetimize dokunuyor. Brüksel’in bize Washington’dan daha yakın olduğunu biliyoruz. Bürokratlarımıza varıncaya kadar ABD’ye taşınan bir Türkiye’yi “hür ve müstakil” AB yakından izliyor. Hürriyetlerin Arap çöllerinde bile serpilip nihalleştiği bir dünyada, hâlâ Kemalizm adına yapılmış 12 Eylül ve 28 Şubat ihtilâllerinin ömrünü uzatan politikalarda beis görmeyen AKP’nin trajikomik beyan ve hareketleri, bize büyük zarar veriyor..

 

Image

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*