Hürriyet ve Allah’a ibadet

Peygamberimiz (asm) insanları Allah’a abd olmaya, yani ibadete davet ederken kendisini Allah’ın abdi, yani Allah’a ibadet eden biri olarak tanıtmış ve ibadette herkesten ileri olduğunu göstermiştir. “Abd”, Allah’a iman eden ve imanın gereği olarak Ona ibadet ve itaat eden hür bir insandır. İbadet ise Allah’ın birliğine gönülden inanan, emirlerini kabul eden tevazu ile toplumda insanlara hizmet eden kişidir.

“Ubudiyet” kelimesi ise abd kelimesinin masdarı olup insanın sıfatıdır. Ubudiyet insana hastır, ibadet edilen ise “İlâh” olduğu için “Ulûhiyet” de Allah’a has bir sıfattır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de insanın yaratılış amacını “Ben cinleri ve insanları Bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat, 51: 56) buyurarak ifade etmiştir.

İbadet ise “Allah’a iman etmek ve itaat etmektir.” İman ibadetin başıdır. Allah’a iman eden elbette ona itaat edecektir. İtaat ise emirleri yapmak ve yasaklardan kaçmak, toplumda da marufu/iyiliği emredip münkeri/kötülüğü yasaklayarak tevazu içinde insanlara yardımcı olmaktır. Bundan dolayı peygamberler Allah’a abd olmakla övünmüşlerdir. Nitekim “Kelime-i Şahadet”te Peygamberimiz (asm) “Allah’a ibadet eden Allah’ın elçisi” olarak geçmekte ve imanın bu şekilde kabul edileceği belirtilmektedir.
Hz. İsa’ya (as) “Sen Allah’ın oğlusun” dediklerinde bu iddiayı kesin bir dille reddetmiş ve “Ben de sizin gibi Allah’a ibadet eden bir kulum; ancak Allah bana kitap vermiş ve beni size bir haberci ve nebi olarak göndermiştir” demiştir. (Meryem, 19:30) Hz. Davud (as) da kral olmakla beraber “abd” idi. Yüce Allah onu “Ne güzel bir kul/abd” (Sad, 38:44) diye övmektedir.
Peygamberlerin “abd” olma sıfatları “nebî” ve “resul” olma sıfatlarından daha üstündür. Bu sebeple Kelime-i Şahadet ve Kelime-i Tevhidde “abd” sıfatı “resul” ve “nebi” sıfatından önce gelir. Kur’ân-ı Kerim’de de yüce Allah “Allah bu Kur’ânı abdine inzal buyurdu” (Kehf, 18:1) buyurarak peygamberin abd olma yönünü öne çıkarmış ve abdiyetine, ibadetine dikkatleri çekmiştir. Peygamberler son derece Allah’a itaat ettikleri gibi, insanları da zorlamayarak, hür olarak, Allah’a ibadet etmeye dâvet etmekle görevlendirmiştir. “Biz her kavme ‘Allah’a ibadet edin ve tağuta kulluk etmekten sakının’ diye tebliğde bulunmaları için peygamber gönderdik” (Nahl, 16: 36) buyurarak insanları hürriyet içinde, gönül rızası ile Allah’a itaat etmeye çağırmalarını istemiştir.
Allah insana irade ve akıl vererek onu hür bırakmıştır. İnsan ancak hürriyet içinde iradesini kullanarak kabiliyetlerini geliştirebilir ve insanlığını gerçekleştirebilir. İnsanın iradesini kullanarak seçme ve seçim yapma özgürlüğü yoksa o insan hür değil, birilerinin kölesi durumundadır. Bu durumda insanlık fonksiyonlarını gerçekleştiremez ve kabiliyetlerini geliştiremez. İbadet ise, hürriyet içinde iradesini kullanarak Allah’a itaati seçmesidir. İnsan bu seçimde hür değilse o zaman sorumluluk yüklenemez. Nitekim köle efendisine itaat etmek zorundadır ve bundan dolayı da kazanımı kendisine değil, efendisine aittir. Para kazansa kendisinin olmaz efendisinin olur. Zarar da efendisine aittir. Çünkü o körü körüne itaat etmekle mükelleftir. Allah’a ibadet ve itaat eden insan ise böyle değildir. Hürdür ve kendi iradesi ile Allah’a itaat etmektedir, iradesini, aklını, azalarını ve duygularını kullanarak bu itaati benimseyerek yapmaktadır.
İnsan fıtraten Allah’a itaat ve ibadet etme istidadında yaratılmıştır. Peygamberimiz (asm) bu gerçeği “Her doğan çocuk İslâm fıtratı üzere doğar” hadisi ile ifade etmiştir. İnsan fıtratı hürriyete âşıktır ve insanı köleleştirmek onun istidat ve kabiliyetlerini söndürür. İnsan fıtraten hürdür. Kölelik vahşet devrinden insanlığa miras kalmıştır. İslâmiyet köleliği kaldırmak için her tedbire başvurmuş ve köle azat etmeyi en büyük sevaplardan saymış ve günahlara kefaret olarak köle azat ederek hürriyetine kavuşturmayı önermiştir. Savaş durumunda esirlik hariç bir insanı köle yapmak çok büyük günah ve insan hakkına tecavüz olarak kabul edilmiştir. Nitekim Peygamberimiz (asm) “Bir insanı kuvvet kullanarak zorla kendisine köle ve hizmetçi yapanın namazı asla kabul edilmez ve kıyamette ben onun hasmı olurum” (Buhari, İcare, 10) buyurarak yasaklamıştır. Bu sebeple İslâm’dan sonra savaşlarda dahi insanlar esir alınabilirler ancak asla köleleştirilemezler hükmü verilmiştir.
İnsan hür olarak yaratıldığı için Peygamberimiz (asm) “Hiçbiriniz emriniz altında bulunanlara ‘abdim/kulum’ demesin. Çünkü hepimiz Allah’ın kullarıyız” (Ebu Davud, Edeb, 75) buyurmuşlar ve kulum demeyi yasaklamıştır. Yine “Kahrolsun mala, altına, gümüşe ve paraya kul ve köle olan insana” buyurarak dünyaya kul ve köle onları da yermiştir. (Tirmizi, Zühd, 42)
İnsanın sıfatı ubudiyettir; Allah’tan başka ibadete lâyık olan olmadığı için “Ulûhiyet” ise Allah’a has bir sıfattır. İbadete ve övgüye lâyık olan ancak Allah’tır. İnsan eksik ve noksandır, acizlik ve zayıflık insanın vasfıdır; günah işlediği ve hataya düştüğü için tövbe etmek ibadetin başıdır. Günah işlemek insanın özelliği olduğundan Kur’ân-ı Kerim “Ey iman edenler! Hepiniz birden Allah’a tövbe edin!” (Nur, 24: 31) buyurur. Peygamberimiz (asm) Mi’racda “Abdine vahyedeceğini vahyetti” (Necm, 53:10) buyurarak Allah’a en yakın makamı “abd olmak”la vasıflandırmıştır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*