Hz. Adem’in (a.s.) imtihanı

İnsanlığın atası, ilk insan ve ilk peygamber Âdem (a.s.) varlıklar arasından seçilmiş ve özel bir donanımla yaratılmış. Emanet-i kübranın hâmili olacak şekilde donatılmış. Çünkü O, göklerin ve yerin yüklenmekten çekindiği emaneti taşıyacaktır.[1] Cennet’e konmuş ve ilk imtihan orada başlamıştır. Cennet aslında imtihan yeri değil, ancak Âdem (a.s.) başka bir göreve seçilmiştir. Bir vesile ile Cennet’ten çıkması gerekecektir. O yasak ağaç buna vesile kılınmış ve asıl görevini yerine getirmek üzere dünyaya gönderilmiştir.

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.”[2]

Ayette de ifade edildiği gibi Âdem (a.s.) yeryüzünün halifesi olacak. Daha yaratılmadan önce Allah, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” Diyerek onun cennette ebedi olarak kalmayacağına işaret edilmiş oluyordu. Yani yeryüzüne gönderilecek ve bir vazife ile tavzif edilecekti. Öyle de oldu. Daha yaratılmadan Cennetten çıkarılacağına karar verilmişti.

Meşakkatli bir hayatın içine gönderildi. Kendisi ve nesli yeryüzünü imar edecekler, esma-i hüsnaya aynalık edecekler, en sonunda tekrar hayatın hesabını vermek üzere Rablerinin huzuruna çıkacaklar. Çünkü bir görev varsa, sorumluluk var demektir. Sorumluluğu ne kadar yerine getirip getirmediklerinden hesaba çekilecekler. Bu arada yaratılışları gereği iyiliği ve kötülüğü yapabilecek kabiliyette oldukları için bazen iyilik, bazen de kötülük yapacaklar. Cennet sadece iyiliklerin toplandığı yer olduğu için fıtratlarındaki bu kabiliyet bile cennetten çıkarılacaklarının bir işareti idi.

Zaten melekler de bunu dile getirmişler ve “yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın?” demişlerdi. Yani onun fıtratı yeryüzüne gönderilmeyi gerektiriyordu. Cennet kötülük yapılacak, kan dökülecek mekan değildi.

İşte imtihan sırrı da burada başlıyordu. Fıtratlarının neşv ü neması için, imtihan için yeryüzüne gönderileceklerdi. Bütün insanlık için imtihan başlamıştı. Yük ağır ve imtihan çok çetin geçecekti. “İnsanlar içinde en ağır imtihana çekilenler Peygamberlerdir. Sonra sırasıyla (rütbeleri) onları takib edenler, sonra onları takip edenlerdir. Kişi dinine göre müptela kılınır (imtihana çekilir) Eğer dininde salabetli ise imtihanı (göreceği bela ve musibet) ağır olur. Eğer dininde gevşek ise o oranda imtihan edilir. Bela o kimseyi devamlı takib eder. Nihayet onu bırakıncaya kadar. Böylece kul, yeryüzünde hatası olmadığı halde yürür.”[3]

Çok çetin imtihanlara tabi tutulan peygamberlerden biri de Musa (a.s.). Âdem (a.s.) ile aralarında geçen bir münakaşayı Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle ifade buyurmaktadır.

“Hz. Adem ve Musa aleyhimasselam münakaşa ettiler. Musa, Adem´e: “İşlediğin günahla insanları cennetten çıkaran ve onları şekavete (bedbahtlığa) atan sensin değil mi!” dedi. Adem de Musa´ya: “Sen, Allah´ın risalet vermek suretiyle seçtiği ve hususi kelamına mazhar kıldığı kimse ol da, daha yaratılmamdan (kırk yıl) önce Allah´ın bana yazdığı bir işten dolayı beni ayıplamaya kalk (bu olacak şey değil)!” diye cevap verdi.” Resulullah devamla dedi ki: “Hz. Adem Musa´yı ilzam etti!”[4]

İnsanlığın dünyaya gelmesi ile yeryüzü şenlenmiş, onların arasından yüzbinlerce peygamberler seçilerek çıkarılmış, varlıkların medar-ı iftiharı, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bu sayede varlıkların şerefi haline gelmiştir.

Bütün varlıklar adına Rabbinden, “…bütün efâzıl-ı benî Âdemi arkasına alıp, arz üstünde durup, Arş-ı Âzama müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman ve bihakkın fahr-i kâinat ne istiyor?”

“Bak, dinle: Saadet-i ebediye istiyor. Bekà istiyor. Lika istiyor. Cennet istiyor. Hem, merâyâ-yı mevcudatta ahkâmını ve cemâllerini gösteren bütün esmâ-i kudsiye-i İlâhiye ile beraber istiyor. Hattâ, eğer rahmet, inâyet, hikmet, adalet gibi hesapsız o matlubun esbab-ı mucibesi olmasaydı, şu zâtın tek duası, baharımızın icadı kadar kudretine hafif gelen şu Cennetin binasına sebebiyet verecekti.” [5]

İnsanlığın medar-ı iftiharı peygamberler, evliyalar, asfiyalar… bu imtihanın sonuçlarıdır. Ortada kaybedilmiş bir imtihan yoktur. Evet, çürüyen tohumlar olmuş ancak meyve veren ağaçlar haline gelmiş milyonlar da var.

Mevlana’nın deyimiyle herkes, kamışlıktan koparıldığı için feryat eden ney gibi, koparıldığı kamışlığı arıyor. O kamışlık, baba yurdu Cennettir. Yolculuk orayadır. Dua ve niyazımız, yolda çürümeden, sağ salim, alnı ak olarak baba yurduna dönmek, gurbet acısını merhamet ve Rabbimizin ikramı olan Cennet ile dindirmektir.

 

Dipnotlar:

[1] Ahzap, 33/72
[2] Bakara, 2/30
[3] Râmûzu’l-Ehâdîs, s. 71 (983. hadis.)
[4] Buhârî, Kader 11, Enbiya 31, Tefsir, Taha 1;Müslim, Kader 13, (2652); Muvatta, Kader 1, (2, 898)
[5] Sözler, s. 326

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*