Hz. Nuh’un (as) ve Cezeri’nin şehri: Cizre

Cizre çok eski tarihli bir efsanedir. Her karışında tarih kokan bu güzide ilçemiz nüfusuyla,tarihiyle, konumuyla çoktan il olmayı hak ediyor. Bu yazımızda bazı tarihi ve kültürü özelliklerini nazara vererek Cizreyi daha yakından tanımaya gayret edeceğiz.

Cizrenin dışındaki Kasrik Ören yeriyle başlayalım. Şırnak-Cizre karayolunun 30. Km. si üzerinde yer alan Kasrik Ören Yeri, Guti’ler döneminde “Sazirka” olarak anılmaktaydı.Cudi ve Gabar dağlarının kesiştiği Kasrik Boğaz’nda 4 bin yıllık tarihi eserler, şehir kalıntıları, tarihi su bentleri, köprüsü, kaya üzerine yapılmış freskler ve doğal kaya oluşumları görülmeye değerdir. Cizre ve Finik Beyleri’nin bu yöreyi yazlık olarak kullandıkları bilinmektedir.

Bugünde yerel halk ve şehir dışından gelenler kasrik ören yerini mesire olarak kullanılır. Balık restaurantları meşhurdur. Tarihi bir yerleşim olduğundan daha planlı, daha dikkatli ve çevreye daha duyarlı olmak elzemdir. Maalesef gezimizde bu hassasiyetin yeterli olmadığını müşahede ettik. Bilhassa derenin hemen her yanına dağılan çöpler kapsamlı bir temizlik ve eğitime başlamak gerektiğini düşündürdü.

Şimdi şehre girebiliriz. Dicle kenarındaki Cizre kalesi tüm görkemiyle sizi karşılar. En az 6000 yıllık surları ilk olarak Gutiler tarafından yapılmıştır. 360 oda ve üç katlı olarak inşa edilmesi aslında şehrin bölge için önemini gösterir. Cizre Kalesi,siyah bazalt taştan yaptırılmış olup, bey ve saray binaları ile lojman kısımları, mescid ve medrese, zindan, divan, askeri kısımlardan oluşurdu. Altında “Develer Hanı” bölümü bulunur ki; bey ve konuklarının develeri,atları için ahır olarak kullanılırdı. Bu da kompleksin büyüklüğü ve en ince detaylarının düşünüldüğünü gösterir.

Cizre Kalesi içinde bulunan Hamidiye Kışlası (1897) Sultan Abdulhamit zamanında Alay Komutanı ve Paşa olarak tayin edilen Cizre Miran aşiretleri reisi Mustafa Paşa (Mıstı-i Miri) tarafından beyaz kalkerli taştan üç katlı olarak inşa ettirilmiştir. Yakın tarihimizin canlı tanığı olan bina, aynı zamanda Osmanlıların da bölgeye verdiği öneminin alametidir.

Şehrin kalbine doğru yol aldığımızda en önemli yapıların başında Cizre Ulu cami gelir. 639 yılında kiliseden camiye çevrilmiştir. Minaresi 1156 yılında dört köşe şeklinde yapılmış; 1160 yılında Cizre Emiri Baz Şah ın oğlu Emir Ali Sencer tarafından büyük onarıma alınmıştır. Cizre Ulucami, ortası delik büyük değirmen taşlarına benzer taşların üst üste konulup sütun yapılması ile üzerlerine kubbeler konulmak suretiyle yapılmıştır.Bu kubbeler demir köşebentlerle birbirlerine sütunlar bağlanarak sağlamlaştırılmıştır.Her kapının üzerinde Kur an-ı Kerim ayet ve sureleri bulunur. Büyük demir kapısı şu anda İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde 1983’ten beri muhafaza altına alınmıştır.Üzerinde gümüş motifler,bakır şekiller,kufi yazılar bulunmaktadır. Cizre Ulucami kapı tokmakları dünyaca meşhur bir oymacılık sanatının en mühim şaheseridir. Tüm bu bilgiler sade görünümlü caminin perde arkasında sanat, zarafet ve samimiyet bulunduğuna işaret eder.

Ulu camiye yürüme mesafesinde Abdaliye Medresesi şehrin önemli iki medresesinden biridir.1437 yılında Cizre beylerinden Emir Abdullah(Abdal) tarafından yaptırılmıştır. Medrese güneyde sağda büyük bir mescitten oluşmuş olup, güneyde solda dersaneler ile kuzeyde ve batıda öğrenci yemekhanesi, öğretmen öğrenci lojmanları yer almakta idi. Batıda şimdi Nusaybin caddesi tarafına açılan kapıda iki oda bir eyvan temelleri varken, son seneler de bilinçsiz düzenlemeyle bir şadırvan yapılmış, kuzeyi bir cami haline getirilmiştir. Esas mescit yıkılmak üzeredir. Caminin tamamı siyah bazalt taştan yaptırıldığı halde, ikinci onarımlarda moloz taşlar kullanılmıştır. Mescid kısmının kapısı işlemeli beyaz mermerden yapılmıştır. Güneyde idare odalarının altında dünyaca meşhur aşk öykü sahipleri Mem-u Zin türbeleri bulunur. Tüm bu yanlış tadilatlara rağmen halen cazip bir ziyaret yeridir.

Diğer önemli medrese de şehrin simgelerinden Kırmızı medresedir. Cizre Beyliği döneminde II. Han Şeref Bey tarafından XIV. Yüzyılda yaptırılmıştır. Medrese Cizre ye özgü kırmızı tuğlalardan örüldüğü için Kırmızı Medrese denilir.

Güneyinde Mescit ile altında Şeyh Ahmed El-Cezeri adlı meşhur müfessir, yazar, şairin türbesi İle, Cizre emirlerine ait aile mezarlığı da vardır. Medresenin içi avlulu, iki eyvanlı ve tek katlıdır. Doğusunda, batısında ve kuzeyinde dershaneler, yemekhane ve öğretmen lojmanları bulunur. Ayrıca, Medresenin güneybatısında kare planlı bir oda bulunur ki çok güzel motiflerle süslenmiştir. Bu oda Profesör ve başmüderris odasıdır.

Medresedeki ters kubbe bir mühendislik harikasıdır. Kubbenin yükü kenara değil merkeze verilmiştir. Sekiz köşe şeklinde tasarlanan kubbenin her köşesinde bir muhabbet ehli oturur ve herkes birbirinin yüzünü görebilirdi. Bu nedenle ters kubbe ilahi aşkın terennüm edildiği önemli bir aşk mekanıdır.

Kırmızı medresenden sonraki durağımız 50 metre uzaklıktaki Hz. Nuh camisidir. Cami tarihi değildir ama sahip olduğu iki türbeden dolayı bölgenin inanç merkezidir. En büyük peygamberlerden Hz. Nuh (as) ve en büyük ilim adamlarından el Cezeri’nin türbeleri yoğun olarak ziyaret edilir.

Dünyanın en eski türbelerinden biri Nuh (as) peygamber’in türbesidir. Cizreye yerleşen Hz.Nuh (A.S) vefatından sonra, Dağkapı Mahallesinde defnedilmiştir. Burası daha sonra Havraya, sonra kiliseye ve 639 yılında da camiye çevrilmiştir. Nuh Camiinin güney kısmında caminin bodrumunda mezarı şerifleri bulunur.Önce merdivenle inilirdi.Uzun ve dar bir namazgahı geçtikten sonra türbeye varılırdı.Türbenin üzerinde bir de sanduka bulunuyordu. Sonraki süreçte bugünkü şeklini aldığı restorasyona alınmıştır.

Nuh (as) türbesi konusundaki tartışmalar güncelliğini korumaktadır. Tam bir fikir birliği olmamakla birlikte, Ünlü tarihçi Cizreli İbnülesin Firuzabadi, Evliya Çelebi, Katip Çelebi, Ebubekir Helevi ve Babilli Berassus (Bersis) bu türbenin Nuh’a (as) ait olduğunu yazarlar. Dolayısıyla en güçlü ihtimalin cizre olduğu söylenebilir.

Nuh (as) türbesine birkaç metre mesafede, aynı bahçede sibernetik alanın en büyük dâhisi kabul edilen, fizikçi, robot ustası, bilim insanı İsmail Ebu’l-İz El Cezeri’nin türbesi vardır. Bugünkü sibernetik ve robot biliminde çalışmalar yapan ilk bilim adamı olan El Cezeri, “Kitab-ı Hiyel” adlı eserinde 50’den fazla cihazın kullanım esaslarını, yararlanma olanaklarını çizimlerle gösterdi.

Aynı bahçede dini kitap ve hac malzemeleri süzerine işletmesi bulunan, şehir dışarıdan gelenlere gönüllü rehberlik yapan, cizre sevdalısı gönül ve muhabbet insanı kıymetli Abdülaziz Bilge kardeşimizin çayını içmenizi tavsiye ederiz. Hoş sohbetiyle, kültürüyle, güçlü Risale-i Nur altyapısıyla ve samimiyetiyle cizre gezinize bambaşka bir boyut katacaktır.

Cizre’de bölgeye has damak tatlarının hakim olduğu zengin bir yemek kültürü mevcuttur. Özel günlerde yapılan yemeklerin yanı sıra her zaman sofralarda eksik olmayan belli başlı yöresel yemekler kısaca şöyle özetlenebilir: Kutlık, Serbıdev, Perdepilav, Kipe, Hekeheşandi, Şımşıpe, Meyre (Mehir), Bırınzer, Mahmılatık, Fıreydin, Suryaz.

Cizre’den bahsetmişken hayatımda tanıdığım en mütevazi, samimi, nezaketli nur talebelerinden olan kıymetli Servet Sönmez ağabeyden bahsetmeden olmaz. Tüm içtenliğime ifade etmek isterim ki cizreye yolunuz düştüğünde ilk yapmanız gereken Yeni Asya Cizre Temsilcimiz Servet ağabeyi aramak olmalıdır. Tanışıp, birkaç dakika geçtikten sonra ne demek istediğimi daha iyi anlamış olacaksınız.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*