EURONUR ÖZEL

İçimizdeki Beyinsizler

Özel Makale / içimizdeki

Musa’nın (AS) Yakarışı ve İçimizdeki Beyinsizler

Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam ayırıp seçti. (Ardından) Bunları da ‘(korkudan) dayanılmaz bir sarsıntı’ (deprem şaşkınlığı ve panik havası) tutuverince, dedi ki: “Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından (ve yapmaları gerektiği halde yapmadıklarından) dolayı bizi helak mı edeceksin? (Gerçi) O da Senin deneme (fitne)nden başkası değildir. Onunla Sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim Velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; çünkü bağışlayanların en hayırlısı Sensin (Allah’ım). (A’râf 155)

Bu yakarış Musa (AS) tarafından o dönemin şartlarına göre yapıldığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında da aynı manada Mehmet Akif Ersoy kalemi ile neşredilmiştir.

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!

İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok…
Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!

Mehmet Akif Ersoy’un Feryadı 

Bu feryatların esas sebebi “İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından (ve yapmaları gerektiği halde yapmadıklarından) dolayı bizi helak mı edeceksin?” hakikatinden kaynaklanıyor.

Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de uyguladığımız kanun budur. Bizim kanunumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın. (Ahzâb 38)

Bu konuda daha söylenecek, yazılacak birçok hakikatler bulunabilir ancak yazının sınırlarını aşar. Fakat madem durum budur. Âkil insanların kafa kafaya verip bu acı felaketten kurtulma fırsatları var. Yoksa Allah’ın CC kanunu geçmiş ümmetlere ne yaptı ise bizi de bekleyen odur. Bizim evvelki ümmetlerden bir ayrıcalığımız yok. Biz de imtihandan geçiyoruz.

Epstein dosyası ile içimizdeki beyinsizler iyice belli oldu. Bunlar sadece beyinsiz değil, aynı zamanda sapık, ahlaksız, deli, aşağılık kimselermiş. Dünya bunların yüzünden ekonomik, sosyal, toplumsal krizleri öyle bir yaşamaya başladı ki bir benzeri tarihte görülmedi.

ABD’de yaşayan milyonların vicdanı bu hakikati hissetti ki geniş protestolar yaşanmaya başlandı. Böyle giderse sonu felaket olacağını anladı ki, İsrail’de de binlerce insan tepki göstermeye başladılar. Bunlar hayra alamet gelişmeler. Bu insanların fiili dualarının kabul edileceğine inanıyorum.

Gelelim bizim ülkemize, bir an önce her türlü ihtilafın bırakılarak bu beyinsizlerin dünyayı ateşe atmalarına engel olacak çareleri düşünüp hayata geçirmemiz gerekiyor. Yoksa çabuk bir kıyamet kopmasının önünde fazla engel kalmadı.

Bu beyinsizlerin Türkiye uzantılarını korkmadan, çekinmeden deşifre etmek gerekiyor. Yoksa içimizdeki kanser mikrobu gibi hayatlarını devam ettirirlerse maazallah felaket senaryosunun kapıları açılır.

Kanser hastaları tedavi olduklarında, nasıl büyük bir ferahlık yaşıyorlar ise, biz de bu beyinsiz kanserlerden kurtulabilirsek toplum olarak çok rahat bir nefes alacağımıza hiç şüphem yok. Birçok problemimizin de çok daha rahat bir şekilde çözüleceğini göreceksiniz.

Altı Dehşetli Hastalık ve Kur’ânî Reçete

Alem-i İslâmiyet’teki altı dehşetli hastalık bundan 120 sene evvel teşhis edilip reçetesi de yazılmış. Yani hastaneye, doktora gitmemize gerek yok. Hastalık belli, tedavisi de belli. Sadece bunları hayata geçirmemiz için çalışmamız lazım.

Bu altı dehşetli hastalığın ilâcını da, bir tıp fakültesi hükmünde, hayat-ı içtimaiyemize, eczahane-i Kur’âniye’den ders aldığım “altı kelime” ile beyan ediyorum. Mualecenin (hastaya bakmak, ilaç kullanmak veya tedavi etmek) esasları, onları biliyorum. (Hutbe-i Şamiye 27)

Beşerin idare ve ahlâk ve içtimâiyâtı ile çok alâkadar olan içtimâiyyun ve siyâsiyyun ve ahlâkiyyunun kulakları çınlasın. (Sözler 97)

Gelsinler iyice düşünsünler 2026 yılının insanlarının yaralarına bu ilaçları nasıl tatbik edebiliriz kafa yorsunlar. Yeni tabirle beyin fırtınası mı, kasırgası mı ne yapacaksa yapsınlar yaşlı dünyayı belki bir felaketten düşmekten kurtarabilirler.

Evet, bazen serseri ve gizli, muzır bir adamın bir saraya ateş atmaya çalışması yüzünden, yüzer adamın yapması gibi, yüzer adamın muhafazasıyla ve bazan devlete ve padişaha iltica ile o sarayın vücudu devam edebilir. (Şuâlar 232)

Huzur-u İlahiye’de “bu kadar akıllı adamlardınız bu serseri haylaz adamların tahribatına karşı ne yaptınız” diye sual edilirse ne cevap vereceğiz?

Evet Akif ile bitirelim.

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol…
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu