İhlas ve Bediüzzaman

Üstadın talebelerine İhlas ve İhlas Risalesi ile ilgili söyledikleri hususlar cay-i dikkattir. Bu ifadeleri teeniyle anlamaya çalışmak büyük kazanımlara vesile olacaktır.

Kendisini ziyaret eden talebelerine Üstadın İhlâs Risalesi temalı mesajlar verdiğini biliyoruz. Üstadımız, her amelde “Allah rızası” gayesiyle hareketin önemine dikkat çeker. Ahmet Gümüş Ağabey de Üstadın İhlâs Risalesi değerlendirmesini şu şekilde aktarır: “Her gidişimizde bize İhlâs Risalelerini adeta özetlerdi. Her işin Allah rızası için olmasını ve o gaye ile hareket edilmesini anlatırdı. Yine sözden ziyade hal ve hareketin daha tesirli olacağını anlatırdı.”

İhlas Risalesinin laakal her on beş günde okunması gerektiği talebelerinde merak uyandırır. İhlas Risalesi, rakam telaffuz edilerek okunması tavsiye edilen tek risaledir. Molla Hamid Ekinci Ağabey’in: “Efendim! İhlâs Risalesi’nin on beş günde bir defa okunmasını emretmişsiniz. Bu ihlâs dua değil, salavat değil… On beş günde bir defa okunmasının hikmeti nedir?” şeklindeki meraklı sorusuna Üstadımız şu veciz cevabı veriyor: “Kardeşim mümkünse her gün okuyun. Bütün ibadetlerin başı, mayesi ihlâstır.”

Bu zamanın hastalığının enaniyet olduğu Risale-i Nur’un müteaddit yerlerinde geçer. İhlâs ve uhuvvete tezat teşkil eden bu mevzu, talebeleri arasında endişeye sebep olmuştur. Bayram Yüksel ağabey, Üstad ile Zübeyir Ağabey arasında geçen ibretli diyaloğu aktararak istifademize sunar:

“Hususan Üstadımız daima derslerinde ihlas ve uhuvvetten bahsederdi. “Bu zaman enaniyet zamanıdır” derdi. Hatta birgün Zübeyir Ağabey ‘Üstadım ben enaniyetten çok korkuyorum.’ dediğinde, mübarek Üstadımız Zübeyir Ağabey’e, ‘Evet kork, titre!’ demişti. Bu gaflet zamanında hususan tarafgirane mefkureler sahibi her şeyi kendi mesleğine alet ederek, hatta dinin ve uhrevi hareketini de dünyevi mesleğine bir nevi alet hükmüne getiriyorlar. Halbuki hakaik-ı imaniye ve hizmet-i Nuriye-i Kudsiye kainatta hiçbir şeye alet olamaz. Rıza-yı ilahiden başka bir gaye olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların tarafgirane çarpışmaları hengemında, bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek, dinini dünyaya alet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet-i ilahiyeye dayanmaktır.”

İhlâs tüm manevi hastalıklarımızın ilacı hükmündedir. Dolayısıyla sürekli istimal etmek durumundayız. İhlâsı kazansak bile ehli dünya hücuma devam edecektir. Bu tehlikeye dikkat çeken üstadımız Abdülvahid Tabakçı Ağabey’e hayatı boyunca unutamadığı şu ifadeyi kullanmıştır: “İhlâs ile imanı kazanmak kolay, ama muhafaza etmek çok güç.”

İman hizmetinin merkezinde ihlâs olmalıdır. Mesleğimizin ihlâs olduğu unutulmadan hizmetimizi ifa etmeliyiz. Mehmet Fırıncı Ağabey Üstadın meslek-ihlâs rabıtasıyla ilgili ifadelerini şu şekilde nazara verir: “Bizim mesleğimiz ihlâstır. Her halükarda ihlâsı muhafazayla mükellefiz. Bizim vazifemiz yalnız ve yalnız ihlâs dairesinde imana hizmet etmektir.”

Üstadın; her gelen ziyaretçisine İhlâs Risalesini özetlemesi, on beş günde bir defa okunması gerektiğinin hikmeti, enaniyet hastalığı karşısında ihlâsın nokta-ı istinad yapılması, ihlâsın muhafazasının zorluğu ve mesleğimizin ihlâs olduğu hakikatleri üzerinde tefekkür ve şahs-ı manevi içinde hareket etmek elzemdir vesselam…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*