İkinci Avrupa atakta… ve… Birinci Avrupa teyakkuzda…

Birinci ve İkinci Avrupa tabirlerinin, Bediüzzaman Said Nursî’ye ait olduğunu biliyoruz.

Hz. İsa‘ya (as) inanmış, insanî değerleri esas almış, dünyada barış ve medeniyeti prensip olarak benimsemiş Batı dünyasına, toptan Birinci Avrupa diyorlar. Genellikle Müslümanlar ile ittifak ve barış içinde yaşamayı amaç edinmiştir, bu Mesihi Avrupa… İkinci Avrupa’dan kasıt ise; bütün semavî dinlere ve insanî değerlere savaş açarken; kullandığı sloganlarla dünya kamuoyunu yanıltan saldırgan, emperyalist ve dinsiz Avrupa… Allah’a inanmadığı gibi, yaratılışın temel prensiplerini gelişen teknoloji ile müdahale eden, menfaatini umumun zararında arayan, insanlığın fıtrî sosyal, fizikî ve biyolojik yapılarını tahribe çalışan bu Avrupa’nın karşısına Müslümanların yalnız başlarına çıkamayacaklarını ve mutlaka Birinci Avrupa ile ittifak halinde çıkmaları gerektiğini de Said Nursî eserlerinde genişçe izah ediyorlar. Bediüzzaman’a göre bu keskin ve derin ayrımı gerçekleştiren hadisenin, Birinci Dünya Savaşı olduğunu da yazıyorlar. Hatta İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük sebebi olarak, dinsizlerin ve emperyalistlerin başlattığı Birinci Dünya Savaşı olduğunu, Asa-yı Musa isimli eserlerinde ifade ediyorlar. Diplomasi ve tarih araştırmacılarımız, 20. Y. Yılın ilk çeyreğinden günümüze doğru dikkatli bir tahlilde bulunsalar; dünya olaylarının Bediüzzaman Hz.lerinin; Kur’ân ve hadis ile işaret ettikleri yörüngede aktığını göreceklerdir.

Koronanın ilk günlerinde, global hegemonyacı veya İkinci Avrupa’nın, salgından dolayı fazla hareket edemeyeceğini yazmıştık. Aynı cereyanın Korona tiyatrosunu en geç Mayıs ayında rafa kaldıracağını açıklaması üzerine, Neoconların öncülük yaptığı savaş taraftarlarının cephelerdeki ısınma haberleri gelmeye başladı. Önceliğinin Rusya olacağını hepimiz biliyoruz. İslâm Coğrafyasında BOP’çuları Şam-ı Şerif önlerinde durduran Rusya’ya; İkinci Avrupalıların diş bilediklerini biliyoruz. Bilhassa Şam-ı Şerif’i koruma ve Libya’nın toprak bütünlüğünü savunma gibi hareketleriyle Putin, Troçkicilerin gazabını çoktan üzerine çekmiş oldu.

Hatırlarsanız; bu cereyanın dört sene boyunca Trump’a karşı açtıkları mücadelenin özünde de bu vardı. İktidara geldiği günden son demine kadar Trump, dış işleri bakanı ve genel güvenlikten sorumlu generali başta olmak üzere en az elli adamını bu yolda kurban vermişti.

Neoliberallerin önderliğinde giriştikleri maddî engellemeler, ambargolar, karamalar ve renkli ihtilâllerle netice alamayan İkinci Avrupalılar, ülkeyi çepeçevre ablukaya alma girişimlerini Belarus, Ermenistan ve Ukrayna’dan sonra Kazakistan’da gösterdiler. Fakat bu gün, düne hiç benzemiyor. George Bush zamanındaki NATO’yu Trump ile genel sekreter Stoltenberg’in kısmen değiştirdikleri gibi; artık Libya’nın yok edilmesinde ve Afganistan’da cepheye sürdükleri orduları bulmaları iyice zorlaştı. Kaldı ki Fransa-İngiltere arasındaki askerî anlaşmazlıklar ile Almanya’nın derinden derine Neocon’lara “dur!” demesi, enternasyonal ihtilâlcilerin işlerini iyice zora sokmuş görünüyor. Neocon-Neoliberal İttifak’ın Helmuth Kohl’den bu yana Almanya’ya yaptıkları yatırımları biliyorsunuz. Angela Merkel’den günümüzdeki dışişleri bakanına kadar… Söz buraya gelmişken; İkinci Avrupa’nın genellikle hiçbir siyasî parti, STK veya dini cemaat ayırımı yapmaksızın elemanlarını, demokrasiye yönelmiş bütün ülkelerin sosyal yapılarına yerleştirdiğini, tekrar okuyucularımıza hatırlatmış olalım. Onlarca politikacının birer fedaî halinde çalışmaları –ki AB sekreterliğine getirilmiş hanımefendi halâ çalışıyor,- Avrupa Birliği’nin fıtrî duruşunu bozsa da, teslimiyete asla müsait olmadıkları bir vakıa. Çok başarılı ve sevilen donanma kumandanları General Schönberg’in istifaya kadar giden resti, bu hakikati isbat ediyor.

Hem otuza yakın Avrupa ülkelerinin teşkil ettirttikleri Birliğin barışa taraftar olmaları ve hem de NATO’nun üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları; ABD’deki Neoconların Kamala Harris önderliğindeki global ihtilâl ve bölgesel savaş projelerini büyük çapta başarısızlığa uğratıyor.

Tahsil, kariyer ve istikballerini Neocon-Neoliberaller aracılığıyla kazandıklarından “kurşun askerlerce” hareket eden siyasetçi ve diplomatların karşılarına; güçlerini “millî devletlerden ve halklardan” alan siyasetçiler dikilince; global rüşvetlerin, bilişim ağların, düşünce enstitülerinin ve dünya milletlerinden alınıp yetiştirilen kadroların da yeterli olmayacağını, İkinci Avrupalılar da şaşkınlık içinde öğrenmiş olacaklar. İşte bu milli refleksin korkusundan olacak ki, ABD başkanına Doğu Avrupa’ya ordu göndermesine bir kısım insanlar mani oluyorlar. Neoliberal basın Ukrayna için savaş tamtamlarını manşete çıkarsa bile, AB komiserleri burada bir savaşın olmayacağı görüşündeler. Türkiye’nin elini-ayağını sıkıca bağlamış Putin’e rağmen AKP hükümetinin, müttefikleri olan neocon’lara verebileceği bir destek şimdilik görünmüyor. Yahudi asıllı savaş tetikçilerinden Vitali, Zelenski ve Sakaşvili; Kiev’de NATO’yu bekleye dursunlar.

Korona sürecinde dünya kapitalinin ekserisini kontrolleri altına alan Davos, Londra ve New York üçgeninin vitrindeki artistleri, büyük rüşvetlerle uyduları haline getirdikleri devlet başkanlarını kıyama dâvet etseler bile, milli devletlerin çoktan uyandıkları gerçeğini kabullenmek zorunda kalacaklar.

Çokça değişmiş ve şartları başkalaşmış “korona sonrası” dünyamızdaki olayları, İnsaniyet ve İslâmiyet penceresinden takip etmeye inşaallah devam edeceğiz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*