“İman” markalı aküyü duydunuz mu?

Duymamışsınızdır. Çünkü bu isimde bir akü yok. Ama bizim yazımızda, böyle bir şeyin münasebeti, bağı olacak.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin, M. Kemal ile ilk meclisteki muhâveresini biliyorsunuzdur. Orada M. Kemal, Üstada hitaben “… namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz…” deyince, Üstad da ona; “Paşa, Paşa! İslâmiyet’te, îmandan sonra en yüksek hakîkat namazdır. Namaz kılmayan haindir,  hainin hükmü merduddur” diye cevap verir. Ve bu cümleyi, risalelerin bazı yerlerinde de ifade eder. Evet, İslâmiyet’te en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra da namazdır.

İman ve namaz… İslâmiyetin en büyük iki temel hakikati… İslâmiyetin, Müslüman olmanın olmazsa olmaz şartları… İbadetin envâını, bütün çeşitlerini içine alan namaz, bütün ibadetlerin özüdür, hulâsasıdır. Bu irtibatı yine Üstad, birçok yerde beyan etmektedir. Bu münasebetle, ibadete ve ibadetin bütün çeşitlerini içinde topladığından dolayı da namaza dair birçok tahşidat yapmaktadır.

İşârâtü’l-İ’câz adlı eserinde, Bakara Suresinin 21. ve 22. âyetlerini tefsir ederken, bahsettiğimiz yerde ibadetin tarifini şöyle yapmaktadır Üstad: “Akaidî ve imanî hükümleri kavî (kuvvetli) ve sabit kılmakla meleke (alışkanlık) hâline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah’ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden (yasaklarından) sakınmaktan ibaret olan ibadetle, vicdanî ve aklî olan imanî hükümler terbiye ve takviye edilmezse (kuvvetlendirilmezse), eserleri ve tesirleri zayıf kalır. Bu hâle, âlem-i İslamın hâl-i hazırdaki (şu andaki) vaziyeti şahittir.” Burada Üstadın, ibadeti tarifte kullandığı kelimeler çok enteresandır. İbadeti öyle tarif etmektedir ki, o bahsi okuyana kadar ibadetin öyle bir tarifini duymamıştık. Sadece biz değil, enteresandır El-Ezher’in hocalarından birinin ifadesiyle, onlar da duymamış. Mısır’da bulunduğumuz zaman, oradaki kardeşlerle bir akşam, Ezher şeyhlerinden [hocalarından] birinin evinde ders yapmaya gidiyorduk. Yolda kardeşler bana “Ağabey nereyi okuyalım?” dediler. Ben de bu bahsi söyledim. Ders yapılırken, ibadetin buradaki tarifine gelince, hoca birden ‘Allah-u Ekber!’ diye ayağa kalkıp “Ben ibadetin bu şekilde tarifini hiç duymamıştım. Böyle bir tarif, ancak Bediüzzaman’a mahsustur” demişti. Tabiî biz de şaşırmış ve Risale-i Nur gibi bir nimete sahip olduğumuz için bir kez daha şükretmiştik.

İşte, biz burayı okurken şöyle bir izahatta bulunuyoruz: “Demek ki, müsbet ve menfî olmak üzere iki çeşit ibadet varmış. Nasıl namaz kılmak bir ibadetse, içki içmemek de bir ibadettir. Keza, oruç tutmak bir ibadet olduğu gibi, zina etmemek de bir ibadettir. ‘Akaidi ve imanî hükümleri kavî (kuvvetli) ve sabit kılmakla meleke (alışkanlık) hâline getiren, ancak ibadettir.’ Yani bu ne demektir? Bir Müslümanın önce sağlam bir imanı olacak. Ondan sonra da, o imanın gereğini yerine getirmek için ibadet edecek. Tabiî, ibadetin en şamili de namaz olduğuna göre, namaz kılacak. Burada, elde edilen imanın sağlam bir şekilde elimizde kalması için, kuvvetlendirilmesi ve ona alışmaya, alışkanlık hâline getirmeye sebeb olan şey de ibadettir. Yani iman namazı, namaz da imanı gerektiriyor. Bunu şu şekilde bir misalle îzah edecek olursak: Malûm, otomobilleri, vasıtaları çalıştırırken onlara ilk hareketi veren aküdür. Aküdeki elektrik enerjisi, bir şekilde mekanik enerjiye dönüşerek motoru çalıştırır. Ondan sonra da durum tersine döner. Bu sefer de, çalışmakta olan motor, bir tertibat sayesinde, aküyü şarj etmeye başlar. Eğer, akü uzun müddet şarj olmazsa, daha o aküden istenen maksad meydana gelmez, motor da çalışmaz. Hatta yeni bir aküyü, 15-20 gün, motoru hiç çalıştırmadan bırakırsanız, hem akü biter, hem de motor çalışmaz. İşte biz burada imanı aküye benzetirsek, ibadeti, namazı da motora benzetebiliriz. Nasıl akü motoru çalıştırıyorsa; iman da insana namaz kıldırıyor. Ve motorun çalışmasıyla akü şarj olduğu gibi, ibadetin devam etmesiyle de iman kuvvetleniyor.”

İşte, “‘İman’ markalı akü duydunuz mu?” derken, bu meseleyi kastetmiştik. Cenab-ı Hak, bizleri kuvvetli bir imandan ayırmadığı gibi, o imanın gereği olan başta namaz olmak üzere, ibadetlerimizi hakkıyla yapmayı nasip etsin inşaallah. Eğer iman sahibi bir Müslüman namaz kılmazsa, onun hâli de, ehliyeti olup, araba sürmeyi bilmeyen adamın hâline benzer.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*