İman temelli özgüven

İnsanlar çoğu kez hata yapmaktan ve eleştirilmekten korkarlar. Bu durum hâliyle adım atmalarının önünü tıkamaktadır.

Korkan bir insanın bir şeyler ortaya koyabilmesi, yeni denemeler yapabilmesi, farklı bir adım atabilmesi çok zordur.
Korkunun en korkunç sonucu ise, yenilikçiliği bitirmesi, hevesi, şevki kırması, ümidi yok etmesidir.

Oysa hatalar, yeni öğrenimler ve kazanımlar için birer deneyimdir. Nitekim hatasız ulaşılabilmiş hangi zirve vardır? Konu ile ilgili Edison ne güzel örnektir. Kendisi binlerce kez sonuca ulaşamayınca, çevresindeki insanlar, “Senin bu yaptıklarının ne anlamı var?” türü cümleler kurunca, Edison, ne yaptığının bilinci içerisinde, “Binlerce olumsuz deneyim bana, bu yollarla sonuca gidilemeyeceğini öğretti, artık sona daha çok yaklaştık” cevabını vermiştir.
Bugün başarılı insanların hayatlarına bakıldığında çok hata yapan insanlar oldukları görülür.
Eleştirilmekten korkmak, risk almamayı ve neticede onca kabiliyeti keşfetmeye yönelik adımlar atmamayı netice vermektedir. Böylelikle düşünce, yenilik, fikir adına büyük mucitler, mütefekkirler, aydınlar maalesef yetişememektedir.
Özgüven eksikliği, girişimcilik ruhunun ölmesi, öğrenilmiş çaresizlik gibi türlü türlü hastalıklar, yenilikçi fikirlerin gelişmesine engel olmaktadır.
Türkiye şartlarında gerek eğitim sistemi; gerekse geleneksel aile yapısındaki otoriter tutumlar, çocukların girişimcilik ruhunu daha baştan köreltmeye başlamaktadır.
Bir şeyler yapabileceğine inanmayan, bir fikir üretmeyen ve ortaya koyamayan çocuklar, hep geri planda kalmayı tercih etmekte ve toplumdan kopuk, tembel, miskin yapılar ortaya çıkmaktadır.
Daha çocukluk döneminden itibaren bu şekilde yetişen bireyler büyüdükleri zaman da kendileri olamayıp, fikir üretemeyen, etkileri sıfır olan kişilikler olmaktadırlar.
Yapılan araştırmalarda çocukluk yıllarında anne ve babaların çocuklarına negatifliği çağrıştıran ‘hayır’ söylemleri, pozitif bir söylem olan ‘evet’ten kat kat fazla olduğu ortaya çıkmıştır. “Yapamazsın, edemezsin, kırarsın, düşersin, başaramazsın” gibi yüzlerce olumsuz yüklemeler ve sonrasında da okulda öğretmen tarafından yapılan negatif söylemler, maalesef kendi başına ayakta duramayan kişilikleri oluşturmaktadır.
Okullarda muhalif düşünceleri bastıran katı hiyerarşik yapı, soru sormanın hoş karşılanmadığı psikolojik hava, kişinin ‘kendi olması yolculuğu’nu frenlemektedir. Öyle ki parasının üzerini istemeye çekinen, ineceği durağı söyleyemeyen, bildiği halde parmak kaldıramayan, hakkını savunamayan, farklı bir ortamda konuşamayan, insânî istek ve zorunlu ihtiyaçlarını dahi iletmekten çekinen yapıların sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
Çaresizlik ve ümitsizlik duygusu, insânî kemâle doğru atılacak adımları engeller. Bediüzzaman’ın tesbitiyle de, ‘Yeis, mani-i her kemaldir’, yani “Ümitsizlik her kemâle manidir.” Günümüz sisteminin girişimcilere hayat hakkı tanımaması, muhalifini hazmedememesi, soru soranın yaka paça dışarı atılması, iyilerin mükâfatlandırılmayıp, kötülerin cezalandırılmaması sonucu toplumda çaresizlik ve ümitsizlik daha da derinleşmektedir.
Elbette ki her başarısızlığı veya silik kişilik tiplerini sisteme bağlamak doğru değildir. Zira bu sistemde yetişmiş fakat başarılı olmuş bir o kadar insan mevcuttur. O halde sistem tek başına suçlu değildir. Zaten başarı ve kendini gerçekleştirme denen şey, engellere rağmen atılan adımların sonucunda gelinecek noktadır.
Kimse başarı merdivenlerini terlemeden, tırmanmadan çıkamaz.
Girişimci ve başarılı bireylere bakıldığında genelde kurulu düzene muhalif insanlardır. Yanlışları gören, itiraz eden, değiştirmek isteyen tiplerdir. Fakat bu tipleri görmek istemeyen, farklılıkları görmeye, işitmeye tahammülü olmayan düşünceler de mevcuttur. İşte bu durum çaresizliği daha da derinleştirdiği gibi, ciddî kişilik bozulmalarına yol açmaktadır.
Sistem, kendi olmayan, kendini gerçekleştirmeyen, koyun mantığında insanlar yetiştiriyor ve istiyor ve bu da dalkavuk tipleri, riyakâr kişilikleri doğuruyor. Samimiyetsiz davranışlar, tasannu halleri cemiyet içinde ezilmiş, ümitsiz, çaresiz tiplerle beraber ciddî boyutlara ulaşıyor.
Çözüm, geniş dairede demokrasi, dar dairelerde iman temelli yaklaşımlarla istişare, muhabbet, uhuvvet gibi değerlerle kişilik kazanılacaktır. En başta aile, demokratik ortamı, başarılı ve kabiliyetlerini keşfetmiş bireyler yetiştiren en önemli ve en öncelikli noktadır. Sonra okullar, eğitimcilerin yaklaşımı ve devletin demokratik tutumları, bu problemin çözümü olacaktır.
İman temelli özgüven gelişimi, kişinin karşılaşacağı birçok problemin üstesinden gelmeyi sağlayacaktır. Bu yüzden, “Hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir” (Bediüzzaman) hakikati, iman temelli bir özgüvenin boyutlarını anlatmaktadır.
Bu yüzden çocuklarımızı korkularla büyütmemek, onları hep yüreklendirmek ve daha küçük yaşlardan itibaren gücünü imandan alan yaklaşımlarını desteklemek ve öğretmek, kişilikli bireylerin yetişmesini netice verecektir.
Bu ilk ve önemli noktada iyi bir eğitim alan çocuk, okul engeline de çok takılmayacak ve yarınlar bu yapıda yetişmiş çocukların eliyle merkezi insan olan, insanca yaklaşımların olduğu rejimlerle yönetilecektir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*