![]()
“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder.” Sözler, 23. Söz.
İman Tevhidi İktiza Eder
Arkadaş, İman, kelime anlamıyla bir şeye kalpten inanmak ve güvenmektir. Ancak Bu sadece bir “Yaratıcı var” demek değil ki. Gerçek iman, tevhidi yani Allah’ın birliğini, her şeyin dizgininin O’nun elinde olduğunu bilmeyi icab eder.
“Allah birdir, mülk O’nundur, vücud O’nundur, her şey O’nundur.” der. Lâyetezelzel bir itikada sahiptirler. Bu kısım tevhid sahipleri her şeyin üstünde Cenab-ı Hakk’ın sikkesini görür ve her şeyin cephesinde bulunan mührünü, damgasını okur. (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)
Eğer bir insan Allah’a gerçekten inanıyorsa, kainattaki her hadisenin arkasında O’nun ilmini, iradesini ve kudretini görür. Sebeplerin birer perde olduğunu anlayan mümin, her hayrın O’ndan geldiğini bilir. Dolayısıyla iman, tevhidin sırrını bize okumalarla öğretir ve şifa olur.
“Sultan-ı Kâinat birdir. Herşeyin anahtarı Onun yanında, herşeyin dizgini Onun elindedir. Herşey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.” 20. Mektup
Tevhid Teslimi İktiza Eder
Tevhid ilminde yükselen bir insan için ikinci durak teslimiyettir. Eğer her şeyi çekip çeviren, atomlardan galaksilere kadar her şeye hükmeden tek bir Sultan varsa, o zaman O’na muhalefet etmek değil, O’nun hikmetine (her şeyi bizim faydamıza göre yaratması) gülerek, sevinçle baksak, anlamaya çalışsak nasıl olur ?
Teslimiyet, pasif bir boyun büküş değil; sonsuz bir kudrete dayanmanın getirdiği aktif bir özgüvendir. “Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder” prensibiyle hareket eden kişi, hayatın zorlukları karşısında sarsılmaz. Çünkü bilir ki; O’nun izin vermediği hiçbir şey gerçekleşmez ve O’nun takdiri, bizim planlarımızdan daha hayırlıdır.
Teslim Tevekkülü İktiza Eder
Şimdi gelelim uygulamaya
Teslimiyetin pratik hayata yansıyan yüzü tevekküldür. Tevekkül, insanın üzerine düşen sorumlulukları (esbabı) yerine getirdikten sonra, sonucu Allah’ın hikmetine bırakmasıdır.
“Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenâb-ı Hakk’tan istemek ve neticeleri Ondan bilmek ve Ona minnettar olmaktan ibarettir.” 23. Söz
Bir tohumu toprağa ekip suyunu veren çiftçinin, artık mahsulün yetişmesi için güneşin doğmasına ve yağmurun yağmasına hükmedemeyeceğini bilip beklemesi tam bir tevekkül örneğidir. Tevhid ve teslimiyet sahibi bir ademoğlu, “Hasbünallahu ve Nimel Vekil” der. Bu durum, kişiyi gereksiz endişelerden, gelecek kaygısından ve “Acaba ne olacak?” korkusundan özgürleştirir.
Tevekkül Saadet-i Dareyni İktiza Eder
Bu zincirleme mantığın ulaştığı son nokta saadet-i dareyn, yani dünya ve ahiret mutluluğudur. Peki, tevekkül nasıl mutluluk getirir?
Dünya Saadeti: Tevekkül eden bir insan, kainatın ağır yükünü omuzlarında taşımaz. Olaylar karşısında “Vardır bir hayır” diyerek psikolojik bir rahatlama yaşar. Hırs, haset, vesvese ve korku gibi kalbi perişan eden hastalıklardan kurtulur. Bu, dünyadayken bir nevi cennet hayatı yaşamaktır.
Ahiret Saadeti: Allah’a güvenen ve O’nun rızası dairesinde yaşayan kişi, bu kulluk şuuruyla ebedi saadetin kapılarını aralar. İmanlı bir tevekkül, nihayetinde cennetin anahtarı olur.
Aslında biliyor musun arkadaş, mutluluk, dış dünyadaki olayların bizim istediğimiz gibi gitmesinde değil, bizim o olaylara bakış açımızdadır.
İman ile başlayan bu yol, tevhid ile derinleşir, teslimiyet ile kök salar, tevekkül ile meyve verir ve nihayetinde hem bu dünyayı hem de ebedi hayatı bir huzur bahçesine çevirir. İnsan, acizliğini anlayıp sonsuz bir kudrete dayandığı an, aslında kainatın en güçlü varlığı haline gelir. Çünkü “İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir.” (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz)
Arkadaş, insanın en temel ihtiyacı hayata bir anlam yüklemesidir. Kişinin kaotik (bir hercümerc içinde) görünen dünyada (Tevhid) fikrine ulaşmasıdır.
Tevhidle bakan görür ki. Başımıza gelen olaylar birbirinden kopuk tesadüfler silsilesi değil, bizi çok seven Bir Rahman ve Rahimin eseridir ve mutlaka bizim hayrımız gözetilir.
Teslim ise insanın kontrol edemediği alanları (ölüm, hastalık, geçmiş, başkalarının davranışları) kabul etmesidir.
Kişi, kontrol edemediği dev dalgalarla savaşmayı bırakıp enerjisini kendi kontrol alanına saklar. Bu “teslimiyet”, bir yenilgi değil; gereksiz direnci kırarak kalbini kırılmalardan ve acılardan muhafaza eder.
Bazan insan kaygı kuyusuna düşer, gelecekteki belirsizliği felaketmiş gibi ve gerçekmiş gibi kurar kafasında.
Bu durumda tevekkül denilen hakiki dost gelir yardıma ve der ki sana “Elinden geleni yaptın, gerisi Kadir-i Mutlak olan Rabbinin takdirinde.”
Dış dünyada ne olursa olsun (depremler, kayıplar, krizler), iç dünyasında sağlam bir imanı olan kişi yıkılmaz. Bu kişi hem bugünde (dünya saadeti) huzurludur hem de ölüm sonrası gibi en büyük belirsizliğe karşı bir umut ve emin olma hali (ahiret saadeti) beslediği için bir boşluğa düşmez. Bu bilgiye ulaşmak için Haşir Risalesi okumalısın.
Bu bakış açısıyla; “Tevhid bizim dünyaya bakış açımız, teslim bir his yönetimi, tevekkül günlük hayatımızda artık alışkanlık haline getirdiğimiz bir davranış modeli, iki dünya saadeti ise bunların doğal bir manevi ve maddi çıktısıdır ve neticesidir diyebiliriz ve dedik. “Ümitvarız.”
“Allah’ın adıyla! Allah’a tevekkül ettim. Allah’a dayanmaktan başka kudret ve kuvvet yoktur.” (Ebû Dâvud, Edeb, 102-103)