EURONUR ÖZEL

İnsan el’indeki mucize

El ile ilgili Kuran’da bazı tabirler vardır. Bu tabirler üzerine alimler bir çok görüş beyan etmişlerdir. “Allah’ın eli” gibi tabirler merkezinde bir çok tartışma yapılmıştır.

Bilhassa şu iki ayet bu tartışmanın asıl kaynaklarıdır:

“Herhalde sana bey’at edenler ancak Allah’a bey’at etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.(Fetih Suresi, 10)”

“Allah: “Ey İblis, ellerimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir?(Sad Suresi, 75)”

Sadece bu ayetler değil, el ile ilgili daha başka ayetler de var.

Bizim burada konumuz bu tartışmalar değil elbette. Biz daha çok bu el konusunun başka bir cihetine dikkat çekmek istiyoruz.

Zira insan eli Allah’ın yarattığı mucize sanatlardan birisidir.

Kuran bir çok manaları ihtiva etmesi sırrına binaen bir ölçüde el ile ilgili ayetleri insan elindeki mucizeye de işaret etmektedir. Çünkü insan eli sıra dışı bir yaratılışa sahiptir. “Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir” derken insan elindeki mucizeye de dikkat çekilmekte olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu fikri bize düşündüren aşağıda gelen hakikattir:

“Cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum; Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” Zâriyât Sûresi, 51:56-58.

“Cenâb-ı Hak, Resulüne ait olabilecek bazı halleri, Resulünü tekrim ve teşrif noktasında bazan kendine isnad eder. İşte, burada da, “Resulüm size vazife-i risalet ve tebliğ-i ubudiyet hizmetine mukabil, sizden bir ecir ve ücret ve mükâfat, bir it’âm istemez” mânâsında, “Ben sizi ibadet için halk etmişim, Bana rızık vermek ve it’âm etmek için değil” meâlindeki âyet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ait it’âm ve irzâkı murad etmek gerektir. Yoksa, gayet bedihî bir malûmu ilâm kabilinden olur, i’câz-ı Kur’ân’ın belâgatine uygun gelmez.(Lemalar, s.460)”

“Cenâb-ı Hak, Resulüne ait olabilecek bazı halleri, Resulünü tekrim ve teşrif noktasında bazan kendine isnad eder” sırrınca insana verilen el nimetinin önemini de bizlere anlatmak üzere “Allah’ın eli” gibi tabirlerle eli adeta Allah kendine isnat eder. Çünkü el insanlar için son derece yüksek bir nimet ve ikramdır.

İnsan elinin işlev ve fonksiyonlarına bakarak bunu kolayca idrak etmek mümkün.

Çünkü insan eli mucizedir.

İnsanın aklından, fikrinden ve düşüncesinden geçen her türlü projesi el ile yapılır.

Evlerimiz insan eli ile yapılmıştır.

Tüm çiftçilerimiz Allah’ın nimetlerini el ile yetiştirir.

Üzerimizdeki giysilerin hepsi mahir ellere sahip sanatlarlar tarafından dikilmiştir.

Kullandığımız bütün vasıtalar uzman mühendislerin elleri ile insanlığın hizmetine sunulmuştur.

Hayatımızı kolaylaştıran tüm küçük ve büyük aletler insan eli ile vücuda gelmiştir.

Velhasıl bu gün insanlığın yaptığı tüm işler, kurduğu medeniyetler hep el ile yapılmıştır.

Sadece maddi işler mi?

Elbette ki hayır. Eller aynı zamanda duygularımızın ve hislerimizin de tercümanıdır. Ellerimize dua ederiz. Ellerimizle Rabbimizden bir şeyler isteriz. Ellerimizle sevgilerimizi ve muhabbetimizi ifade ederiz. Daha bir çok şeyi de yaparız.

Çok fazla söze hacet yok. İnsan kendi elinin çok az bir tefekkürle ne kadar kıymetli, ne kadar harika ve mucize sanat olduğunu idrak eder.

Tabi ki bu el bir peygamber eli olursa mucize çok başka bir hal alır:

“Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi, وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ sırrıyla, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları inhizâma sevk etmesi, وَانْشَقَّ الْقَمَرُ nassı ile, aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi, ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi, ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mu’cize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir. Güya, ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler. Ve a’dâya karşı küçücük bir cephane-i Rabbânîdir ki, içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur. Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, Kàb-ı Kavseyn şeklini verir. Ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtantevhi on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın birtek eli böyle acip mu’cizâta mazhar ve medar olsa, o zâtın, Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler ne kadar bahtiyar olacakları, bedâhet derecesinde anlaşılmaz mı?(Mektubat, s.205)”

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu