EURONUR ÖZEL

İnsanlığın Enkaz Altındaki Vicdanı

Özel Makale / Vicdan

İnsanlık tarihi, ilerleme ve medeniyet iddialarıyla örülü olsa da, bazı anlar vardır ki tüm bu makyaj kâğıttan bir kaplan gibi yırtılır.

Geçtiğimiz Cumartesi günü İran’ın Minab kentinde bir kız ilkokulunun enkazı altında kalan sadece beton yığınları değildi; orada modern dünyanın adalet iddiaları ve insanlığın ortak vicdanı can verdi.

Henüz oyun çağında olan, gelecek hayalleri okul sıralarından taşan 165 masum kız çocuğunun ve onları canı pahasına savunan 5 öğretmenin katli, küresel güç odaklarının kirli dehlizlerinde yazılan kanlı bir senaryonun son perdesiydi.

Ancak bu trajediyi, aylardır bir açık hava mezarlığına dönen Gazze’nin dinmeyen sızısından ayrı okumak, resmin bütününü görmeyi reddetmektir. Minab’da yükselen feryat, Gazze’nin susturulan çığlığıyla aynı kaynaktan beslenmektedir.

Kutsala İhanet: İftar Sofrasında Kanlı Ekmek

Bu vahşetin, rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan’da gerçekleşmiş olması, zulmün ulaştığı pervasızlığın en acı kanıtıdır.

İnsanların arınma ve barış için dua ettiği bir iklimde, çocukların üzerine bombalar yağdırmak; sadece insan haklarına değil, insanlığın tüm kutsal değerlerine karşı girişilmiş bir savaştır.

Minab’daki yavrular belki de o akşamki iftarın heyecanıyla dersteydiler. Gazze’deki çocuklar ise açlığın ve susuzluğun pençesinde, gökten bir yardım eli beklerken ölümle tanıştılar.

Ramazan’ın o manevi sükûneti, modern zaman tiranlarının hırsları yüzünden feryatlarla bölündü. Sahurda niyet edilen hayatlar, iftara kalmadan toprağa düştü. İftar sofralarına ekmek değil, ateş ve barut düştü.

Jeopolitik Hırsın Anatomisi

Bugün Ortadoğu’dan Orta Asya’ya uzanan bu kanlı hattın mimarları, isimleri dünya siyasetinin zirvesinde olsa da tarih önünde “yıkımın mimarları” olarak anılmaya mahkûmdur.

Uluslararası sistemin çıkmaz sokaklarında üretilen “maksimum baskı” stratejileri ile yayılmacı ve acımasız işgal politikaları, bugün bir okul bahçesinde çiçekleri değil, oruçlu ağızlarıyla cennete yürüyen çocukları toprağa gömdü.

Bu karar vericiler, ellerindeki muazzam teknolojik gücü birer tiranlık asası gibi kullanırken, sivil hayatın ve kutsal zamanların dokunulmazlığını hiçe saydı.

Onların stratejik haritalarında birer “istatistik” olarak görülen noktalar; gerçekte Ramazan’ın bereketini bekleyen, yarınlara dair hayaller kuran meleklerdi.

Teknolojinin, ahlakın önüne geçtiği bu çağda, füzelerin isabet oranı artarken insanlığın merhamet oranı dibe vurmuştur.

Gazze’den Minab’a: Tek Bir Fail, Binlerce Kurban

Gazze’de aylardır süregelen sistematik yıkım, modern dünyanın gözleri önünde bir vicdan sınavına dönüşmüştür.

Minab’daki 165 küçük tabut ile Gazze’nin isimsiz toplu mezarları arasındaki bağ, kullanılan mühimmattan daha derindir: Bu bağ, “ötekileştirilen” hayatların değersizleştirilmesi ve gücün mutlak hâkimiyetine dayanan tiranlıktır.

Hangi güvenlik doktrini, bir çocuğun parçalanmış oyuncağını veya bir iftar sofrasının kanla dağıtılmasını meşrulaştırabilir?

Zulüm, coğrafya değiştirse de failin soğuk ve hesapçı yüzü hiç değişmemektedir.

Tarihin Vicdan Mahkemesi

Masumların kanıyla sulanan topraklarda ne vaat edilen barış tesis edilebilir ne de bu zulmün failleri huzur bulabilir.

Tarih, teknolojik üstünlüğü ahlaki üstünlükle karıştıranları her zaman aynı utanç sayfasına kaydeder.

Vuranlar, tarihin tozlu sayfalarında “modern zaman canileri” olarak kalacak; vurulanlar ise saflığın, direnişin ve mazlumluğun ölümsüz simgeleri olarak kalplerimizde yaşayacaktır.

Ayağa Kalkma Vakti

Bugün dünya sadece ölen evlatlarına değil, kendi iflas eden insanlığına bir ağıt yakıyor.

Ancak unutulmamalıdır ki; çocuklar uyurken susulur, ama çocuklar öldürülürken ayağa kalkılır.

Ramazan’ın bu hüzünlü günlerinde, Minab’dan Gazze’ye uzanan bu feryat, insanlığın son sınavıdır.

Eğer bugün dilsiz kalırsak, yarın anlatacak bir insanlık hikâyemiz kalmayacaktır.

Vicdanımızı enkazın altından çıkarmak için bugün tek bir ses olma vaktidir.

Çünkü hüküm bellidir ve asla değişmeyecektir:

Vurulanlar masum, vuranlar cani.

İnsanlığa Ağıt

Minab’ın sokağı, sabah seheri,

Defterler gül açmış, umut yeriydi.

Gökten ölüm yağdı, dünya kirlendi,

Yüz altmış beş fidan, yere serildi.

 

Vurulanlar masum, vuranlar cani,

Dünya dilsiz kaldı, caniler fani.

 

Sıralar kırıldı, yarım kaldı ders,

Okul zili sustu, talih döndü ters.

Beş öğretmen siper, oldu canlara,

Bu kara leke hiç, sığmaz anlara.

 

Vurulanlar masum, vuranlar cani,

Dünya dilsiz kaldı, caniler fani.

 

Minik pabuç kaldı, tozlar içinde,

Bir oyun yarım bak, kanlı biçimde.

Hangi dava bedel, bir gülüşüne?

Hangi mermi sığar, çocuk düşüne?

 

Demir yığınları, ipek tene değdi,

İnsanlık bu hırsa, boynunu eğdi.

Vicdanlar sağırken, zulüm anında,

Cehennem kükredi, yerin altında.

 

Vurulanlar masum, vuranlar cani,

Dünya dilsiz kaldı, caniler fani.

 

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu