EURONUR ÖZEL

Irkçılık Ve Barış Süreci Üzerine Bir Değerlendirme-1

Özel Makale / ırk

İsrail’in Üstün Irk Düşüncesine Dayalı Saldırganlığı Ve Bazı Gerçekler

Yazının başlığı çerçevesinde kaleme aldığım makaleyi birkaç bölüm şeklinde paylaşmayı düşünürken, hemen yanı başımızdaki İran olayları cereyan etti.

Evet, hafta sonu itibarıyla dünya, İsrail’in barbar Netenyahu’su ile müttefiki ABD’nin hunhar, vahşi Trump’ını konuşuyor. İnsanlar zikri geçen iki devletin İran’a savaş ilanı ile meşgul…

Akşam haberlerinde ABD ve İsrail’in füzeleri ile vurulan iki hastanenin bombalanmasından bahsedilirken, öbür yandan da dün 7 ile 12 yaş arası kız çocuklarının okudukları okulun bombalanması sonucu, 165 küçük masum öğrencinin uzun araçlarla mezarlığa taşınan tabutlarını izlemekle kahrolduk.
Bu olay, Vietnam Savaşı’ndan bu yana ABD tarafından gerçekleştirilen en büyük vahşet olarak nitelendirilecek ve tarihe geçecektir.

İran’ın yönetim kadrolarına, en tepedeki dini liderleri Hamaney’e öfkeli olanlar, hasmane duygular içinde olanlar, “kahrolduk” ifadelerimi belki abartılı görmüş olabilirler. Ben bunu bir haksızlık telakki ederim. Çünkü, tam tamına Kur’an-ı Kerim’in beş yerinde geçen aynı ayetlerde;

“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Yükü (günahı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden ve suçundan hiçbir şey yüklenmez ve suçlanamaz.”(1) buyurulmuştur.

Görüldüğü üzere bu âyet-i kerimede herkesin kendi günahından, işlemiş olduğu suçtan sorumlu olacağı, hiç kimsenin bir başkasının günahından dolayı sorumlu tutulamayacağı ve kınanamayacağı ifade edilmektedir.

Ancak, kötülükte çığır açanlar, hem kendi günahlarından sorumlu, hem de o günahı işleyenlerin kötülüğünden sorumlu olurlar.

Nitekim Hz. Peygamber, “Kim bir kötü âdet çıkarırsa; ona hem onun günahı, hem de onu işleyenlerin günahı vardır” buyurmuştur.

Allah’ın büyük önem atfederek beyan ettiği ve uyarı niteliğinde nazara verdiği gibi, suçlu addedilen birkaç kişiye istinaden, zulmen öldürülen çocuklara, kadınlara ve sıfatı ne olursa olsun, bütün masumların bu mağduriyetlerine sevinen birinin vicdansızlığına hükmedilir. Ve insanî duygu ve değerlerini külliyen kaybettiğinin de ifadesi ve en bariz nişanı olur.

Daha önceki makalelerimde de İsrail’in Gazze’ye olan gayriinsanî dengesiz savaşını, IŞİD’lilerin Şengal’deki kadınlara tecavüzlerini ve pazarlarda nasıl sattıklarını ve zulümlerini ve Saddam’ın Halepçe’deki masum insanları kimyasal silahlarla katliamlarına büyük tepki vermiş ve lanetlemiştim.

Alman filozof Goethe; “Hassas kalpler için Dünya cehennemdir.” demiş.

Elbette ki, yeryüzünde katliamlara, envaıçeşit zulümlere maruz kalanların, dili, dini, renkleri ne olursa olsun; yeri, yurdu nerede bulunursa bulunsun, bütün mazlumların, mağdurların yanında yer alma hassasiyetine sahip bir kalbimiz olsun da; varsın, GOETHE’nin dediği gibi, dünya bize cehennem olsun.

Allah Teala’nın, doğaya ve evrene âdetullah namıyla koyduğu bazı fıtrî kanunlar vardır. Diğer yandan Allah’ın insanları üstün kıldığı, akıl denilen bir cevher ile kuşatmıştır. Bu akıl ile insan; varlıklarda mevcut olan o kanunları keşfetmek, ilmiyle bilimsel çalışmalarda bulunmak, icat etmek ve önünde açık ufuklarda nihayetsiz terakki etmek zorunluluğu vardır.

Allah, Kur’an-ı Kerim’de; insanın dinine, rengine, diline, soyuna bakmaksızın; “İnsan bilsin ki, kendi çalışmasından başka bir şey yoktur ve çalışmasının semeresini de mutlaka alacaktır.”(2) buyurmuştur. Yani çalışan, aklını kullanan kim olursa olsun kazanacaktır ve çalışmayan tembel insan için de hiçbir şey yoktur.

Diğer yandan Allah, insana bahşettiği akıl hususunda, “Allah, aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır.”(3) buyurulmuştur.

Bütün bu anlatılanlardan şuraya varmak istiyorum. Bugün İsrail’in, ABD’nin çalışarak elde ettikleri ve başka kimsede bulunmayan yüksek teknoloji ile donatılmış silahları vardır. Son derece geliştirilmiş istihbaratları vardır. İran’da, Gazze’de, Lübnan’da üst derecede bütün yöneticilerini, belki de kanlarının hücrelerindeki DNA şifrelerine kodlanmış, nokta füzelerle katletti ve katletmeye devam etmektedir.

Hatırlarsanız Filistin’de Gazze’lilerin telsizlerine yerleştirdikleri patlayıcılarla yüzlercesini öldürmüştü.

Hazır mevcut duruma baktığımızda başta Arap ülkeleri ve Türkiye de dâhil olmak üzere; millet fakr u zaruret içinde iken; Amerika’nın silah sanayisine F-16’larına, F-35’lerine ve diğer geliştirdikleri silahlarına muhtaçtırlar ve trilyon dolarlarla bu silahları almaktadırlar.

Allah bilir ya istedikleri an bu uçakları da düşürebilir ve geçersiz de kılabilirler.

Esefle ifade etmeliyim ki; İslam ülkeleri ve Müslümanlar inançlarının gereğini yerine getirmekten çok uzaklaştılar. Aynen şu hüküm gibi; “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.” denilmiş. İşte, bugün Müslümanlar bu ters inançsızlık girdabında debelenip durmaktadırlar.

Bir gün Hz. Peygamber, etrafında halka olmuş ashabına;
“Yakında milletler, yemek yiyenlerin başkalarını çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi, size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.” buyurdu.

Birisi: “Bu, o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi.

Rasûlullah (asm), “Hayır, aksine siz o gün kalabalık, fakat selin önündeki çerçöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden, sizden korkma hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak.” buyurdu.

Yine bir adam: “Vehn nedir ya Rasûlullah?” diye sorunca:

“Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir.”(4) buyurdu.

İşte yukarıdaki hadis hikâyesinden de anlaşıldığı üzere, bütün İslam ülkeleri acaba bize de sıra geliyor mu, gelecek mi? diye korku ve endişe içerisinde olduklarını müşahede ediyoruz.

Allah aşkına elimizi vicdanımıza koyalım ve doğru konuşalım. Bu son zaman dilimlerinde Müslümanların ufacık zayıf bir bağ ile, manevi ve inanç değerlerine bağlı kaldıkları ve bütün gücüyle ve hissiyatıyla dünyaya bağlandıkları, dünyaperest oldukları, hiçbir dönem görülmüş müdür?
Yüreği bu dünya sevgisi ile dolan bir Müslümanın karşısında düşman titreyip korkar mı? Belki de tam aksine İslam ülkeleri, karşıdaki düşmandan yani ABD ve İsrail’den tir tir titredikleri ve endişeli bir bekleyiş içinde olduklarını hakkaniyetle teslim edelim.

ABD ve İsrail’e hiç güven olur mu?

Afganistan’a demokrasiyi getireceğiz diye yıllarca iç çatışmalarla halkını nasıl mahvettiğini ve kesif bulutlar altında güneşe hasret bıraktığını…

Aynı yöntemle Irak’ı önce İran’la 8-10 sene çatıştırdığını ve iki taraftan milyonların ölümüne sebebiyet verdiğini ve en sonunda yoksulluğa terk ettiğini…

Suriye’de 50-60 bin tırla silah ve mühimmat yardımlarını yaparak önce Kürtleri IŞİD’e karşı kullandığını ve sonradan Kürtlerin askerî birikim ve deneyimlerini bu sefer İran’a karşı kullanmaya hazır, pazarlık konusu yaptığını ve bu teklif kabul görmeyince, Ahmet Şara (Colani)’yı kucaklayıp, Kürtlerden desteğini çektiğini ve yalnızlığa terk ettiğini…

Şimdi de Irak Kürtlerini İran’a karşı kullanmak için Barzani ve Talebani ile telefon irtibatına giriştiklerini ve diplomatik temaslarda bulunduklarını…

Ve Müslüman ülkelerdeki üslerini kullanarak; tüm eksikliklerine ve kusurlarına ve halkına reva gördüğü zulümlerine rağmen; Müslüman İran’a karşı nasıl harekete geçirdiklerini…

Ve Mısır ile diğerlerini de arabulucu yapabilmek amacıyla, nasıl beklemeye aldığını; hiç unutmamak ve ciddi anlamda bunu anlamak gerekir.

Demek oluyor ki, hiçbir zaman kırmızı kravatlı, kırmızı adamla ve İsrail ile dost olmamak ve güvenmemek lazımdır.

Fesubhanallah; İlk döneminin ilk gününden itibaren, gördüğüm bu kırmızı adamdan ve gazeteci Kaşıkçı’nın katili, Suudi’nin prensi Selman’dan hep nefret ettim…

Birbirimize merhamet etmezsek; ABD ve İsrail’in acımaz merhametsizliğine ve zulmüne maruz kalabiliriz.

Bundan dolayı hemen şimdi, aklıselime dönelim, vicdanlarımızın sesine kulak verelim, geride bıraktığımız ve birbirimizi üzdüğümüz ve kalplerimizde hâsıl olan kırgınlıklarımızı bir yana bırakarak, yeni bir sahife açalım, helalleşerek ve yüreklerimizdeki merhamet duygularımızı yeniden harekete geçirerek, canlı ve zinde tutarak barışalım.

Devam edecek

DİPNOTLAR:

(1) Fatır 35/18. Zümer 39/7. Necm 53/38. İsra 17/15. En’am 6/164
(2) Necm 53/39-40-41
(3) Yunus 10/100.
(4) Ebu Davud, Melahim, 5

Bir Yorum

  1. uzağa gitmeye gerek yok, önce şu Risale-i Nur cemaatleri bir araya gelsin, kalp ve gönül birliği yapsın, ihlas ve uhuvvet düsturlarını kendi nefislerinde yaşasın, sonra dünya müslümanlarından birlik ve beraberlik istensin.

    0
    0

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu