Dogmatik düşüncede olan bazı kişiler için Üstad Bediüzzaman şunları söylemekte ve çaresini de belirtmektedir;
“İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanların öyle eblehleri vardır ki, şeffaf bir zerrede şemsin timsalini veya bir çiçeğin renginde şemsin tecellîsini görse, şemsin o timsal ve tecellîsinden, hakikî şemsin bütün levâzımâtını, hattâ âleme merkez olmasını ve seyyârâta olan cezbini talep edip isterler. Maahaza, o zerrede veya o çiçekte gördüğü timsal ve tecellînin bir ârızadan dolayı kayboldukları zaman, basar ve basiretinin körlüğü dolayısıyla, hakikî şemsin inkârına zehab ederler. Ve keza, o eblehler, tecelliyle husule gelen vücud-u zıllîyi, vücud-u hakikî ve aslîden fark edemezler, birbiriyle iltibas ederler. Bunun için, bir şeyde şemsin timsalini, gölgesini gördükleri zaman, şemsin hararetini, ziyasını ve sair hususiyatını da istemeye başlarlar.
Ve keza, o eblehler sinek, böcek ve sair küçük ve hasis şeylere bakarken, onlarda pek yüksek bir eser-i san’at ve hikmet görmekle, derler: “Sâni bunlara pek fazla ehemmiyet vermiştir. Bir sineğin ne kıymeti olabilir ki bu kadar masraflara, külfetlere mahal olsun?”
Arkadaş! Bu gibi eblehleri ikna ve işkâllerini def için, dört şeyin bilinmesi lâzımdır.
Birincisi: Cenab-ı Hakkın rububiyetinin kemaliyle alâkadar olan her şey Onu tavsif eder. Fakat o şeyin, rububiyetine mazhar olduğu münasebetiyle, kemalinin de mahall-i tecellîsi olur. Fakat o kemalle muttasıf olamaz.
İkincisi: Her şeyden Cenab-ı Hakkın nuruna bir kapı açılır. Bu kapılardan birisinin kapanması, gayr-ı mütenahi sair kapıların da kapanmasını istilzam etmez. Fakat hepsinin bir miftah ile açılması mümkündür.
Üçüncüsü: İlm-i muhitten in’ikâs eden kader, herşeyde esmâ-i nuriyeden bir hisse tersim etmiştir.
Dördüncüsü: “Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yasin Suresi, 36:82. “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.”(Lokman Suresi, 31:28.)” ¹ ayetleri gösterir.
İslam ve Dogmatizm hakkında düşünürken aşağıdaki maddeleri de göz ardı etmemek gerekir;
“1-“Kur’an, insanlara hitap ederken hiç bir yerde ‘dogmatizm’ eseri görülmez. Çünkü Kur’an, ancak insanın şuuruna, akıl ve muhakemesine hitap eder. Kur’an, inanç konularını dahi eleştirel sorgulayıcı şekilde ele alırken dogmatiklikle değil düşünerek anlayarak ve bilimle ikna olarak inanmayı emreder. Kur’an’ en çok karşı çıkan müşriklerin en belirgin özellikleri sorgulamaya, düşünmeye, yeni doğrulara karşı çıkmalarıdır. Kur’an da bu durum “Onlara ne zaman: “Allah’ın indirdiğine uyun” denilse: “Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyuyoruz” derler. Ya, ataları bir şeyden anlamıyor veya doğru yolu bulamamış idilerse!”(Bakara suresi 170.ayet)
“Ne var ki, yüzyıllardan beri süregelen bir sistemin yanlışlığını itiraf etmek ve “dünkü çocuğun” karşısında yenilgiyi kabullenip hakîkate boyun eğmek, onlar için hiç de kolay değildi. Dahası, tek tanrı inancını benimsemek ve bu inanca göre hayatı yeni baştan kurmak, hiç mi hiç işlerine gelmezdi. Haksızlığın, hırsızlığın, sömürünün mahkûm edildiği, dürüstlük ve erdemliliğin en yüce değer hâline geldiği, hak ve adâlet prensiplerinin egemen olduğu bir toplum düzeninde yaşamak, onlar için ölüm demekti. …. Anlatılanlar ve ayetler bağlamında görülecektir ki, Allah, varlığın ve kendi önermelerinin sorgulanarak kabul edilmesini ve imana araştırarak, düşünerek varılmasını istemektedir. Durum böyleyken İslam’a dogma diyenlerin, bu iddiaları, onların İslam cahili olduklarını ve sorgulanmadan araştırmadan bu fikirleri birilerinden aldıklarını yani kendilerinin dogma sahibi olduklarını gösterir.”
¹ https://kulliyat.risaleinurenstitusu.org/mesnevi-i-nuriye/meclis-i-mebusana-hitaben-yazilan-bir-hutbe/90