![]()
2- Allah, evreni ve içindeki bilim yasalarını yaratanın Allah olduğunu Kur’an’da sık sık vurgulamaktadır. Allah, Kur’an’da evrenin yaratılışından ve işleyiş sistemlerinden, düzenlerinden bahsederek insanı evreni araştırmaya, varlık üzerinde düşünmeye teşvik eder. Bu konuda insana evrenin sistemlerinin başlangıç veya sonucundan kesitler sunarak onun evreni ve insanı araştırmasını, kalkınmasını, ikna edilmiş olarak inanmasını ister. Kur’an bilgi sisteminde konular anlatılır, bilgilendirme yapılır, sonra sınav konuları ve soruları muhataba verilir, sonra da doğru tutum ve davranışlar gösterilir ve muhatabın bunları yapması istenir. Yani Allah, insanlara konuları da soruları da cevaplarını da veren merhametli bir yaratıcıdır.
3- Bilimin değişebilirliği ve son sözü söylememiş olduğu bir ortamda, sanki din bilime ve bilimsel gelişmelere engelmiş gibi körü körüne sorgulamadan inanmak anlamına gelen bu insafsızca yakıştırmayı İslam’a nasıl yapabiliriz! Zaten din ve özellikle İslam, akli durgunluğa, dogmatizme kaymış ve düşünme özelliğini yitirmiş, davranışlarını hurafelere göre yapanları bu ortamlarından çıkartmak için gelmiş ve peygamberler bu yolda işkencelere, baskı ve hakaretlere maruz bırakılmışlardır. O halde peygamberler ve dinler dogmatizm, durağan akılla ve toplumla mücadele etmek için gelmiş ve dogmatik ortaçağ Avrupa’sını içinde bulunduğu durağanlıktan, cehaletten kurtulması için tetikleyen itici, uyarıcı güç olmuşlardır.
4- Müslümanlıkta ahlaki vazifeler, dine dayanmakla birlikte akılla bunların anlaşılması ve zihne yerleştirilmesi sağlanmıştır. Çünkü İslam’ın temeli akıldır, bütün hitapları akla yöneliktir. İslam’da dogma yoktur. İslam’ın öğrettiği hüküm ve kuralların serbest münazara ve tartışma, araştırma sonucu kabul edilmesi bu dinin en önemli temel kuralı ve amacıdır. İman çeşitleri arasında tahkiki (araştırmaya, sorgulamaya dayanan) iman en makbul iman sayılmıştır.¹
Üstad S. Nursi bu konuyu şu şekilde açıklığa kavuşturmuştur: Hem Kur’an-ı Hakîm lisanıyla
“Akıl etmiyor musunuz? İyice düşünmüyorlar mı? Hiç tefekkür etmezler mi?”
gibi kudsî havaleler ile aklı istişhad ediyor (şahit gösteriyor) ve ikaz ediyor ve akla havale ediyor, tahkike sevk ediyor. Onunla, ehl-i ilim ve ashab-ı akla, din namına makam veriyor, ehemmiyet veriyor. Katolik mezhebi gibi aklı azletmiyor, ehl-i tefekkürü susturmuyor, körü körüne taklit istemiyor.
Hakikî Hıristiyanlık değil, belki şimdiki Hıristiyan dininin esasıyla İslâmiyet’in esası mühim bir noktadan ayrıldığından, sabık farklar gibi çok cihetlerle ayrı ayrı gidiyorlar. O mühim nokta şudur: İslâmiyet, tevhid-i hakikî dinidir ki vasıtaları, esbabları iskat ediyor, enâniyeti kırıyor, ubudiyet-i halisa tesis ediyor. Nefsin rububiyetinden tut, tâ her nevi rububiyet-i bâtılayı kat ediyor, reddediyor.²
Dipnotlar
¹https://www.academia.edu/125694133/Islam_Ve_Dogmatizm
²29. Mektup. 7. Kısım. 2. İşaret