İslam’la yeniden doğmak

“Kur’ân bana her şeyden önce kim olduğumu ve niçin yaşayacağımı öğretti. Gerçek ihtiyaçlarımın neler olduğunu ve kendimi modern hayattan nasıl koruyacağımı da Kur’ân’dan öğrendim.”

“Kur’ân okurken özellikle Meryem Sûresi’nden çok etkilendim ve Meryem Sûresi’ni bitirdiğimde Kur’ân’ın İlâhî bir kitap olduğuna dair düşüncelerim daha da güçlendi. Kur’ân’da ‘Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder’ meâlinde bir âyet var. Bu âyet de o dönemler beni çok etkilemişti.
“Bunun üzerine bir Kur’ân Tercümesi aldım ve okumaya başladım. Önce Fatiha Sûresini, daha sonra Bakara ve Âl-i İmran Sûresini okudum. Bu sûreler beni çok etkiledi ve Kur’ân’ın Allah tarafından indirildiğine inanmaya başladım.”

“Kur’ân okumadan önce zihnimde cevaplanması gereken bir çok soru vardı. Okuduğum kitaplar bu sorulara cevap veremiyordu. Fakat Kur’ân, hem sorularıma cevaplar verdi, hem de kalbime büyük bir sükûnet indirdi. Kur’ân’dan bu denli etkilenmemin bir başka sebebi de, Kur’ân’ın insanın hayatını baştan aşağı yeniden düzenlemesiydi. Kur’ân insanın hayat sürmesi için ihtiyaç duyduğu her alana bir takım kurallar koyuyor ve insanı yeni bir hayatla tanıştırıyor.”

“Kitapçı, kasabada Kur’ân bulunmadığını, Kur’ân’ı ancak Belo Horizonte şehrindeki kitapçılarda bulabileceğimi söyledi. Hiç vakit kaybetmeden atıma atlayıp Belo Horizonte’ye doğru yola çıktım. 11-12 saatlik yolculuğun ardından Belo Horizonte’ye ulaştım. Tam üç gün boyunca bu şehirde Kur’ân aradım. Üç günün sonunda bir kitapçıda nihayet Portekizce’ye çevrilmiş bir Kur’ân tercümesini okudum. Beni içine çeken, bana huzur veren bu kitabı bir an olsun elimden bırakmak istemiyordum. Kur’ân’la birlikte geçen bu bir ayın sonunda Müslüman olmaya karar verdim.”

Paragrafları daha uzatabilirim. Ama bu kadarı, anlatmak istediğim şey için yeterli.

Yukarıda Kur’ân hakkında birbirinden farklı ağızlardan çıkmış yorumlar var. Hem de çok güzel yorumlar var. Merak ediyor insan değil mi? Kim söylemiş bunları? Kur’ân’la ilgili araştırma yapan bir bilim adamı mı? Yoksa doçent mi? Belki de bir öğrenci yapmıştır bu yorumlardan birini, Kur’ân’la ilgili üniversitedeki tezini hazırlarken söylemiştir. Evet perdenin arka tarafında olan biri olarak hemen cevabı verebilirim: Hayır.

Bu güzelim ve hayat kokan sözleri İslâmla yeni tanışmış mühtediler söylüyor. Yani hidayete erenler. Kimi Nijeryalı, kimi Alman, kimi Çinli veya Brezilyalı mü’minlerden sadır oluyor bu güzelim sözler. Kur’ân ile yakınlığın çok güzel ipuçlarını veren bu sözler…
Kur’ân ile yakın olmamanın ne kadar hazin sonuçlar verdiğini gösteren bu sözler…

Sizin gibi bu yazının kâtibi de okudu bu sözleri. Hem de burada yazılmayan diğer ayrıntılarıyla beraber. Değerli bir dostun tavsiyesiyle okuduğu bu hidayet öyküleri onda bir sorular dizisini arka arkaya getirdi:

Kur’ân ile ilgili küçük bir yorum yap deseler, böyle içten ve samimî tarif edebilir miydim Kur’ân’ı?
Geçenlerde kendisi aynı zamanda hocam olan bir hukukçu diyordu: “Risâle-i Nur bir hukuk kitabıdır.”

Kur’ân’ı kendime ders kitabı yapabildim mi? Bir ‘Hayat Bilgisi’ kitabım oldu mu Kur’ân? Suâllerimi onda arayıp da bulduğumu, Kur’ân vasıtasıyla Rabbimle konuştuğumu kaç kez hatırladım.

Ve ben Rabbimin bana seslenişini kaç kez hissettim Kur’ân okuyarak. Suallerimin cevabını sadece tefsirlerde aradım, ya da Kur’ân’ı iyi bildiğine inandığım insanlarda, hocalarda. Neden hiç Kur’ân ile bire bir muhatab olmadım? Benim kitabım. Hayat kitabım. Ders kitabım…

Sorular, bir hakikatin açılması için kapıyı zorlayan sorular…
Sorular güzeldi. Zira hayat sorularla yaşanırdı. Gelin görün ki bir de olayın başka bir boyutu vardı.
Alışkanlıkların bir gerçek gibi önümüze sürüldüğü olaylar…

Düşündü sonra… “Müslüman olarak dünyada bir insana bahşedilecek en büyük nimete ulaştım” sözünü inanarak söylemek için İslâm’la yeniden tanışmış olmak mı gerek? Ya da ille de sonradan bu hakikati keşfedip ne kadar değerli olduğunu anlamak mı gerek? Görünüş böyle olsa da bu mümkün değil. Şükür ki İslâmiyeti aramak meşakkatine düşürülmeyen milyonlarca insan var. Zannedersem bunların bir çoğu yeniden Müslüman olmak istemeyeceklerdir!

Ama gelin görün ki ‘İslâm’la yeniden doğmak’ için bize yol gösteren güzelim hakikatler var.

“İmanınızı lailahe illallah ile yenileyiniz” hadisi, her namazın içinde teşehhütte otururken Kelime-i Şehadeti yeniden okumamız, her yeni günün yeni bir âlem olması ve o yeni günün Bismillah, Lâilâhe illallah kelâmlarıyla nurlandırılması, Müslümanlaştırılması…

Peki İslâm’la yeniden doğmak için ne yapmalıyız? İslâm’la ilk defa tanışanları hatırlamaya çalışıyorum. Ne yapıyorlardı sahi: Önce bir Kur’ân meâli alıyorlardı. Kur’ân neden bahsediyor? Bize neleri tavsiye ediyor? Neleri emredip, neleri yasaklıyor? Suâllerime nasıl cevap veriyor? Bizzat Kur’ân’ın kendisinden duyardı sorularının cevabını. Sonra Kur’ân’ı dinlerdi. Sûrelerini dikkatle ezberlerdi. Zira onun kitabıydı. O’nun hitabıydı. Hatta o civarda Kur’ân yoksa, başka bir şehre giderdi. Araba yoksa atla giderdi. Saatlerce giderdi. Saatler sonra kitabına ulaşmanın heyecanını hissederdi. Kur’ân’la azıcık hemhal olmanın verdiği lezzeti düşününce Kur’ân’ı derinliğiyle öğrenmenin heyecanı düşerdi içine ve kendisine Kur’ân indirilen Peygamberimizin (asm) hadisleriyle tanışırlardı. Efendimizin (asm) getirdiği nurla âlemin nasıl nurlandığını fark ederler hadisler ışığında. Sonra o güzelim Kur’ân’ı tefsir eden üçyüz elli bin tefsirle devam ederdi keşifleri. Her biri asrın imamı olmuş, çevrelerine ışık olmuş zatlarla hakikat kahramanlarıyla tanışır. Nasıl büyük bir dâvâda olduğunun idrakine varır. Kur’ân’ı bu asrın diliyle okur. Ve bu yolculuk ömür devam ettikçe devam ederdi.

Onlar İslâm’la ilk defa doğmak için yaptılar bunu. Bizim de ‘İslâm’la yeniden doğmak’ için bir tefekküre ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Hatta evvel kendimde bunu ciddî bir ihtiyaç olarak hissediyorum. Kur’ân’la aramıza koyduğumuz engelleri aşmak için ise ciddî okumalar ve tefekküre ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Bugünkü durumu İslâm’la yeni tanışmış, aslen Ermeni olan Cabir kardeşimiz çok kritik bir özetle şöyle sunuyor. İçinde çözümüyle beraber:

“Müslüman bir ailede doğanlar İslâm’ı iyi biliyorlar, ama yaşamıyorlar. Sonradan İslâm’a girenler İslâm’ı pek fazla bilmiyorlar, fakat İslâm’ı bulmak için çok çaba sarfediyorlar. Müslümanlar olarak ilim ve takvayı bir araya getirebilirsek sanırım hâlimiz şu anki durumumuzdan çok daha iyi olacak.”
Anlatmak istediklerim uzun. Bu bir önsöz niteliğinde. Bu da son söz:

“İman edenlerin Allah’ı anma ve O’ndan inen Kur’ân dolayısıyla kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi?” (Hadid Sûresi: 16)

Not: “Cennete Otostop” isimli kitabıyla bu yazının doğmasına vesile olan Adem Özköse Ağabeyimiz gazeteci olarak Suriye’ye gitmişti. Gittiği günden beri haber alınamıyor. Rabbim yardımcısı olsun, muhafaza etsin. Bu kitabı tavsiye ettiği için değerli dostum, ağabeyim Murat Kabakçı’ya teşekkürler.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*