EURONUR ÖZEL

İsm-i Hakem: Kâinatın Kusursuz Mizanı

Özel Makale / Hakem

“Rabbinin yoluna hikmetle çağır.” (Nahl Suresi,125. ayet).1

İnsanoğlu, yaratılışından bu yana gökyüzüne, toprağa ve kendi kalbine bakarak aynı soruyu sormuştur:

Bu muazzam düzen bir rastlantı mıdır?

Yoksa her zerrede tecelli eden bir maksat ve hüküm mü gizlidir?

Günümüzde, ilmi ilerlemeler zirvedeyken bile, insanın ruhu modern hayatın getirdiği iki büyük buhranla sarsılmaktadır: Anlamsızlık (Nihilizm) ve Güvencesizlik (Ya da modern psikolojinin terimiyle: Varoluşsal Kaygı).

Kâinatın büyüklüğü karşısında kendini terk edilmiş ve küçük hisseden kalplerin çığlığı, bu kadim sorunun yakıcılığını artırmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi’nin, Otuzuncu Lema Üçüncü Nükte’si; bu ezelî sorunun cevabını; Allah’ın (c.c.) İsm-i Hakîm (her işi hikmetle yapan) ve onun ayrılmaz ikizi olan İsm-i Hakem (hüküm ve adaletle idare eden) isimlerinin mutlak tecellilerinde bulur.

Kâinat, rastgele fırlatılmış toz bulutu değil; her kelimesi, her harfi, hatta her noktası manalarla dolu, Hâkim bir Zat’ın fermanıdır.

Kâinatın Kusursuz Mühendisliği: İsm-i Hakîm

Risale, kâinatı çok katmanlı, ilahî bir Kitab-ı Kebîr olarak tasvir eder. Bu kitapta, yeryüzü bir sayfa; bir bahçe, bir satır; bir ağaç ise manalı bir kelimedir.

İşte bu kelimelerin en küçüğü olan çekirdek, bizlere Hakîm isminin mührünü gösterir. Avucumuza sığan bu minicik sandıkçanın içinde, yüzlerce yıl yaşayacak devasa bir ağacın; tonlarca meyvenin ve milyarlarca yaprağın bütün programı yazılıdır.

Bu program, ne bir karışıklık; ne bir hata; ne de bir kusur kabul eder. Bu durum, bize şunu söyler:

Bir harf kendi varlığını bir harf kadar gösterirken, onu yazan Kâtibini koca bir satır kadar açıkça gösterir. Zira bu kusursuz mühendislik; kör, şuursuz bir tabiatın eseri olamaz. Ancak nihayetsiz bir ilmin, mutlak bir iradenin eseri olabilir.

Biyoloji ve Bütüncül Tasarım (Complexity)

  • Hücre İçi Düzen (Hakîm) / ATP Sentaz Enzimi (Moleküler Motor): Hücrelerimizde enerjiyi (ATP) üreten bu motor, saniyede 100 devir yapan, inanılmaz hassaslıkta bir nano-makinedir. Varlığı, kör tesadüften çok; en yüksek seviyede bir ‘tasarım ve hikmet’ (Hakîm) gerektirir.3
  • DNA’daki Bilgi (Hakîm) / Genetik Kodlama: Her canlıda bulunan DNA, sadece moleküler bir yapı değil; yazılım diline benzer; hata kontrol mekanizmalarına sahip; milyarlarca harflik bir veri bankasıdır. Bu bilgi yoğunluğu, mutlak bir ilim ve nizam (Hakîm) ismine işaret eder.4

Kur’an-ı Kerim, bu intizamı en veciz şekilde ifade eder:

“Gökleri gördüğünüz gibi direksiz yükselten, sonra Arş’a kurulan; güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah’tır. Her biri, belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir. O, bütün işleri düzenler…” (Ra’d Suresi, 2. ayet).5

Modern kozmolojinin keşfettiği “Kâinatın Hassas Ayarları” (Fine-Tuning) tezi de, bu ilahi düzeni doğrular.

Fizik ve Hassas Ayarlar (Fine-Tuning)

  • Nükleer Kuvvetler (Hakîm) / Güçlü Nükleer Kuvvet: Atom çekirdeğini bir arada tutan bu kuvvet, sadece %1-2 oranında farklı olsaydı; ya hidrojen hariç hiçbir element oluşamazdı ya da yıldızlar yanıp çok çabuk sönerdi. Bu ‘hayati denge’, kâinatın sadece var olmasını değil; aynı zamanda hayata izin vermesini de sağlar.6
  • Kâinatı yöneten temel fizikî sabitler (yerçekimi sabiti, kozmolojik sabit vb.): En ufak bir sapma göstermesi durumunda dahi, ne yıldızların, ne gezegenlerin ne de hayatın var olamayacağı bir denge üzerine kurulmuştur. Mesela, kâinatın temel fiziki sabitlerinin değerleri (özellikle Kozmolojik Sabit), hayatın oluşumuna izin veren inanılmaz derecede dar bir aralıkta ayarlanmıştır.7

Bu hayati ölçüler, kâinatın tesadüfi değil, Mutlak bir İlim ve Hikmet ile tasarlandığını gösterir. Kâinat, her şeyi yerli yerine koyan bir Hakîm’in mührünü taşır.

Kâinatın Kalbindeki Mutlak Hükümranlık: İsm-i Hakem

İsm-i Hakîm her şeyi yerli yerine koyarken; İsm-i Hakem, koyduğu bu dengeler üzerine Hükmünü icra eder ve mutlak Adaleti tesis eder.

Hakem ismi, sadece Ahiretteki büyük mahkemeyi değil, aynı zamanda kâinatın her anındaki Hâkimiyet ve Hükümranlık Birliği’ni de ifade eder.

Psikoloji ve Anlam Arayışı (Logoterapi)

  • Varoluşsal Boşluk (Hakîm/Hakem) / Viktor Frankl’ın Logoterapi’si: Modern insanın anlamsızlık (nihilizm) buhranı, hayatın nihai bir amaca (Hakîm) ve mutlak bir değer yargısına (Hakem) sahip olmadığı inancından kaynaklanır. Logoterapi, kişinin bu amaca ulaşarak bu boşluğu doldurabileceğini savunur. İman, bu amacın ve mutlak hükmün kabulüdür.8

Bu sarsılmaz düzenin farkına varmak, bireyin içinde bulunduğu kaos ve belirsizlik hissini dindirerek, Logoterapi’nin de vurguladığı gibi; ona manidar bir yaratılış zemininde yaşama imkanı sunar.

Hükümranlığın Reddi Kabul Etmez Tecellisi

İsm-i Hakem, Hakîm’in koyduğu bu dengeler üzerine Hükmünü icra eder ve mutlak Adaleti tesis eder.

Hakem isminin tecellileri, insanın kalbindeki yalnızlık ve terk edilmişlik hissine karşı mutlak bir sahiplenme ve mercii olma duygusunu yerleştirir.

Risale, Mülkiyette İştirak Yoktur düsturunu ilan eder. Bir memlekette iki padişah, bir şehirde iki vali olamayacağı gibi; kâinat gibi mutlak bir düzende de iki Yaratıcı, iki Efendi olamaz. Çünkü en ufak bir işte dahi iki el karışırsa, o iş karışır ve bozulur.

İsm-i Hakem, her şeyin dizginini elinde tutan Mutlak Bir Hükümranın varlığını ilan eder. Bu hükümranlık o kadar kat’idir ki:

Vahdeti İktiza Eder: Kâinattaki mükemmel intizam (Hakîm’in tecellisi) kaçınılmaz olarak Vahdeti (tek bir Yaratıcıyı) gerektirir. Eğer bir çekirdekte bile iki farklı irade parmak karıştırsaydı, o çekirdeğin programı anında bozulurdu.

Tek bir Hakem, Hükümranlıkta ortağı olmadığı için mutlak adalet tesis edebilir; zira ortağın varlığı çıkar çatışması ve adaletsizlik getirir.

Bu hükümranlık; Evreni sahiplenirken, aynı zamanda insanı da sahiplenir. Bütün evren tek bir irade tarafından yönetildiği için, insan kendini sahipsiz değil; daima gözetim altında ve ait hisseder.

Bu tecelli, bireyin sosyal yalnızlık anlarında bile bir Yaratıcıya dayanma ve sığınma ihtiyacını tatmin eden şefkatli bir hükümdür

Şirki İmkânsız Kılar: Şirk (ortak koşmak), kâinatın en küçük bir zerresinden en büyük galaksisine kadar hükmeden Kadîr-i Mutlak’ın kudretine acziyet, hikmetine abesiyet isnat etmek demektir.

Oysa Rabbimiz, Mutlak Hükümranlıkta tektir. Bu mutlak birlik ve hüküm, sadece bir teori değil; bizzat yaşadığımız hayatın kendisidir.

Toprağa attığımız her tohumun, aynı Güneş’ten; aynı sudan beslenerek kendi özel meyvesini vermesi; Tek bir Hükümranın her şeye; hiçbir karışıklığa mahal vermeden hükmettiğinin en büyük şahididir.

Ahiretin Zorunlu Hükmü: Adaletin Sınırı

Hakem isminin tecellisi, sadece Ahirete ertelenmiş bir adalet değil, bizzat yaşadığımız bu dünyada da sürekli aktif bir terbiyedir.

İsm-i Hakem, bizim için sebep-sonuç zincirinden oluşan Sünnetullah’ı (kâinattaki değişmez kanunları, doğal yasaları) da göndermiştir.

Sosyoloji ve Sünnetullah (Toplum Kanunları)

  • Toplumun Çöküşü (Hakem) / İbn-i Haldun’un Umran Teorisi: İbn-i Haldun, toplumların adalet ve asabiyet (dayanışma) temelleri üzerine yükseldiğini; zulüm ve israfın (Hakîm/Hakem isimlerinin zıddı) ise kaçınılmaz olarak devletlerin ve medeniyetlerin çöküşünü getirdiğini ortaya koymuştur. Bu, Hakem isminin toplum düzeyindeki değişmez yasasıdır (Sünnetullah).9
  • Grup Psikolojisi ve Adalet (Hakem) / Reciprocity (Karşılıklılık) İlkesi: İnsan toplumlarının temelini oluşturan bu ilke, iyiliğe iyilik; kötülüğe karşılık verme (iyilik veya kötülük olarak) beklentisidir. Adalet mekanizması (Hakem isminin tecellisi), bu ilkenin kurum ve kâinat çapında bir ifadesidir. Bu ilke bozulduğunda toplumda güvencesizlik başlar.10

Bu Sünnetullah, toplum alanında da geçerlidir. İbn-i Haldun’un Umran Teorisi’nde belirttiği gibi, kişinin veya toplumun adalet ve iktisat prensiplerinden sapması (zulüm, israf, tembellik); anında dünyevi sonuçlarla (huzursuzluk, karmaşa, çöküş) karşılaşır.11

Bu durum, O’nun hükmünün acımasız değil; aksine bizi doğru yola çağıran şefkatli bir ikazı ve terbiyesi olduğunu gösterir.

Hakem isminin en görkemli tecellisi, Haşir (Ahiret) inancında kendini gösterir. Eğer bu dünyada her zerre, her çiçek; her hayvan bir hikmetle yaratılmışsa; bütün hikmetlerin nihai gayesi olan insanın hayatının ve fiillerinin neticesiz kalması tam bir abesiyet olurdu.

Hakem-i Mutlak’ın hükmü, bu dünyada zalimin cezasız; mazlumun mükâfatsız kalmasıyla yarım kalan adalet sahnesinin; Büyük Mahkeme-i Kübra’da tamamlanmasını gerektirir.

Sosyal adaletin sağlanamamasının yol açtığı güvensizlik ve öfke, Hakem isminin Ahiret tecellisiyle mutlak bir çözüme kavuşur. Ahiret olmazsa, O’nun;

  • Kemâl-i Hikmetine hadsiz abesiyet,
  • Cemâl-i Rahmetine nihayetsiz çirkinlik,
  • Kemâl-i Adaletine ise nihayetsiz zulüm isnat etmek gerekir.

Bu ise en acip bir muhaldir. Dünya bir deneme, Ahiret ise kesin hükümdür. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde buyurur:

“Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hattâ boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.”12

Bu Hadis-i Şerif dahi, Hakem isminin hükmünün; en küçük canlıya dahi ulaşacağını ve Mutlak Adaletin tecelli edeceğini gösterir. Bu inanç, bireye yaşadığı haksızlıklara karşı sarsılmaz bir teselli ve direnç verir.

Hikmetin ve Hükmün İlanı

Hakîm’in yarattığı, Hakem’in hükmettiği bu muazzam kâinat, sessiz bir kitaptır. Bu sessiz kitabın manasını okuyacak, Hükümdarın fermanını ilan edecek bir Tercümana ihtiyaç vardır.

Bu tercüman, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’dır.

Kâinattaki hadsiz intizam, hikmet, rahmet ve adaletin varlığı ne kadar inkâr edilemezse; bütün bu hakikatleri bize öğreten; bize yol gösteren Allah’ın Habibi ve en büyük dellâlı olan Hz. Muhammed (a.s.m.)’in risaleti de aynı derecede inkâr edilemez.

O, kâinatın en parlak ziyasıdır. O, getirdiği Kur’an ve Sünnet ile Hakem’in hükmü olan hukuki ve ahlaki prensipleri (Şeriatı) tesis ederek; fert ve toplum hayatında adaleti ve hikmeti yerleştirmiştir.13

Bu kadar ince ve mükemmel bir hikmetle tezyin edilen, mutlak bir Hüküm ile idare edilen bu âlemde, mahlûkatın en şereflisi olan insan başıboş değildir.

İsm-i Hakîm, her şeyde iktisadı; ölçüyü ve faydayı esas aldığı gibi; insanın hayatında da israf ve abesiyet yoktur.

Bu ilahî hükümler, sadece büyük sistemlerde değil; en küçük olaylarda bile kendini gösteren ince bir şefkat ağıdır.

Bir karıncanın, kışlık rızkını toplarken tohumun sadece bir ucunu kırması; tohumun çimlenip çürümesini engellemek için gösterdiği bu biyolojik tedbir; basit bir içgüdü değil; Hakîm isminin bütün canlılara yayılan rızık hikmetinin en sevimli misalidir.14

Bu düzen, bütün ihtiyaçların şefkatle düşünüldüğünü gösterir.

Mazlumun döktüğü bir damla gözyaşının, boşluğa akıp kaybolduğu düşünülmemelidir. O damla, bizzat Hakem-i Mutlak’ın adalet terazisine konmuş bir delil hükmündedir.

Ahiretin varlığı, o damlanın hesabının mutlaka sorulacağını garanti eden en büyük şefkat fermanıdır.

İsm-i Hakîm, her şeyi bir amaç uğruna yaratmıştır ve bu amaçların en yücesi, varlıkları imtihanla sorumlu tutarak kemale erdirmektir. Bu sebeple:

Bütün varlıklar için nihai vazife, bu sonsuz Hikmet ve Adaleti;

  • İmanla tanımak ve O’nun sonsuz kudretine teslimiyetle huzur bulmak,
  • Ubudiyetle (kullukla) sevmek ve O’nun bütün mahlûkata yayılmış şefkatine karşılık vermek,
  • Ve O’nun koyduğu Hikmet ve Hüküm yasalarına (hem şeriatına hem de Sünnetullah’ına) uygun, iktisatlı ve faydalı bir hayat nizamı içinde hareket etmektir.

Bu vazife, yaratılışın anlamını derinleştirmekte; ruhun güven ihtiyacını kökünden karşılamakta ve kâinatın bu kusursuz mizanında her varlığın en doğru yerini bulmasını temin etmektedir.

Hakîm ve Hakem isimlerinin o mutlak tecellisi, bütün kâinatın derinliklerinden yankılanarak; her kalbe seslenir:

Korkma! Bu muazzam kâinat, sahipsiz ve başıboş değildir. Bütün hüküm, en adil ve en merhametli olanın elindedir.

Bu iman, en büyük sükûnet ve en büyük teselli kaynağıdır. O halde, Allah’ın bu sonsuz Hikmet ve Adaletine karşı; imanla tanımak ve ubudiyetle sevmek insanın yegâne vazifesidir.

Ve insan, bu muazzam hükümranlığın en şerefli şahididir.

 

Dipnotlar:

1- Kur’an-ı Kerim, Nahl Suresi, 16:125.

2 – Nursi, Bediüzzaman Said. Lem’alar, Otuzuncu Lem’a, Üçüncü Nükte. (Risale-i Nur Külliyatı).

3 – Behe, Michael J. Darwin’in Kara Kutusu: Evrimin Biyokimyasal Meydan Okuması. Free Press, 1996. (Hücre düzeyindeki indirgenemez karmaşıklık tezine ait klasik bir kaynaktır.)

4 – Dawkins, Richard. Kör Saatçi. W. W. Norton & Company, 1986. (Karşı görüş olsa da, canlının mekanizmasının “saat” gibi işlediği fikrini vurgulaması açısından önemlidir).

5 – Kur’an-ı Kerim, Ra’d Suresi, 13:2.

6 – Stenger, Victor J. İnce Ayar Yanılgısı: Evren Neden Bizim İçin Tasarlanmadı. Prometheus Books, 2011.

7 – Davies, Paul. Altın Saçlı Kız Bilmecesi: Evren Hayat İçin Neden Uygun? (Fizik ve Kozmoloji alanında “ince ayar” tezi için temel kaynaklardan biridir.)

8 – Frankl, Viktor E. Man’ın Anlam Arayışı. Beacon Press, 2006. (Anlamsızlık krizine karşı anlam arayışının önemini vurgulayan temel bir psikoloji kaynağı.)

9 – İbn Haldûn. Mukaddime. (Toplum kanunlarının ilahi bir hükme bağlılığını gösteren kadim bir sosyal bilimler kaynağı.)

10 – Cialdini, Robert B. Etki: İkna Psikolojisi. HarperBusiness, 2006. (Sosyal psikolojide karşılıklılık ilkesinin önemini ele alır.)

11 – İbn Haldûn. Mukaddime. (Toplumsal çöküş ve adalet teorisi).

12 – Müslim, Birr 60 (2582); Tirmizî, Kıyâmet 2.

13 – Kur’an-ı Kerim, Ahzab Suresi, 33:21: “Andolsun, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için Resûlullah’ta güzel bir örnek vardır.”

14 – Yavuz, Y. ve Çamlıtepe, Y. (2018). Hasatçı Karıncalar (Hymenoptera: Formicidae) ve Granivory Davranışları. (Bu tür karıncaların tohumları manipüle etme ve depolama davranışlarını ele alan akademik çalışma).

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu