Isparta:1982

Ağabeyler heyetinden daha önce bahsetmiştim.

O gün için 23 kişiden oluşuyor ve her ay farklı bir bölge ilinde toplanıp istişare ediyordu. Bu heyet 1982 Anayasa oylamasından önce Isparta’da toplandı ve referandumda nasıl davranılacağını görüştü. Bu toplantıya üç Mehmetler gelmemişti. Nasip değilmiş, keşke gelebilselerdi. Malûm istişareye 23 kişinin dışında yüzlerce kişi katıldı, salon doluydu. Mustafa Sungur Ağabey divanı yönetiyor ve sırayla söz isteyenlere söz veriyordu. Gündüzden 7-8 kişilik bir grup, özel bir odada yoğun bir faaliyet içinde idiler, yemekleri bile odaya servis edilmişti. Bunların bir kısmı daha önceleri Yeni Asya’da yazmışlardı. Onların sözcüsü parmak kaldırarak söz aldı ve cebinden bir kâğıt çıkardı. Gündüz çalışan grubun hazırladığı bir bildiri mahiyetindeydi.

Bildiriyi sonuna kadar okudu. Sanki Mehmet Kırkıncı Abinin mahiyetinde hazırlanmış intibaını veriyordu. 82 Anayasasına EVET denmesi gerektiğini ileri sürdükten sonra, ilginç bir şekilde Yeni Asya Gazetesi ve yayınları hakkında da hazırlık yapmışlardı. Okunan yazının bir bölümünde, Yeni Asya yönetiminin alınan kararlara uymadığından dem vuruluyordu. Bundan sonra gazete ve neşriyatın hiçbir şekilde takip edilmemesi ve dershanelere sokulmaması isteniyordu. Hatta mevcut yayınların da derhal atılması isteniyordu. Bildiri mahiyetindeki yazıyı okuyan sözcü “Bu bildiriyi Üstadımızın varisi abilerimiz imzalasın ve tüm illere gönderelim” önerisinde bulundu.

Bir abimiz Ali M. “Ege Kutluların etkisi altında, eğer bu yazı dağıtılırsa Ege tümüyle gider” dedi. Mehmet Kırkıncı Abi “Bırakın Ege de Kutluların olsun canım” dedi. Ben söz aldım: “Ege Kutluların, Antep ve civarı Nazım G. Abinin, Erzurum ve civarı zat-ı alinizin, falan yer bir başka muhterem abimizin olacak. Bütün bölgeler parsellenmiş, bize hiçbir yer kalmamış. Biz maraba mıyız?” dedim. Elbette bu kinaye bir ifadeydi. Mehmet Kırkıncı Abi tekrar “Sen mert ve cesur bir delikanlısın, ama bazı şeyleri bilmiyorsun” diye müdahale etti. Âcizane devam ettim: “Evet ben bazı şeyleri bilmeyebilirim, ama bildiğim bir şey var. O da Nurculuk, Risale-i Nur Külliyatı’na göre yapılır ve Külliyatın hiçbir yerinde de “Ege Kutluların olsun” diye bir şey yok. Eğer bilseydim Nurculuk sizin tasarrufunuzda olacak ben Nurcu olmazdım. Ve eğer öyleyse derhal istifa ediyorum” dedim.

Ortam çok fazla gerildi. Bazı farklı konuşmalar da yapıldı. O gece Sungur Abi bana altı kez söz vermişti. Geç saatlere doğru Av. Gültekin S. Abi söz aldı: “Hiçbir abi bu yazının altına imza atamaz. Kutlular ve Yeni Asya okuyanlar da Nur Talebesidir ve bizim kardeşlerimizdir. Bu yazıya imza atmak büyük vebaldir” dedi. Mustafa Sungur Abi hiddetle ayağa kalktı ve “Hiçbir kuvvet bana bu yazının altına imza attıramaz. Kesinlikle imzalamıyorum” dedi. Arkasından Bayram Yüksel Abi söz bile almadan ayağa fırlayıp: “Ben de buna kesinlikle imza atmıyorum” deyince ortalık adeta dağıldı. Tabiki belli bir grubun hazırlığı böylece boşa gitmiş oldu. İstişare biter bitmez tanımadığım biri gelip “Sakın bu gece burada kalma defol git” gibisinden tehditler savurdu ve geç vakit ayrıldık.

Burada belirtmek istediğim abilerimizi tenkit ya da tasvip etmek değil, sadece vaziyet böyleydi. Hepsi muhterem ve halistiler. Ne var ki herkes farklı bir yönden meseleye bakıyorlardı. Allah (cc) hepsinden razı olsun. Dünya ve ahirette başımızın üstünde yerleri vardır. Allah ahirete gidenlere rahmet eylesin (Bize de şefaat etsinler) ve dünyada kalanlara da selâmet verip hepimizin akıbetini hayreylesin, inşallah. Üstadımızın dediği gibi deriz : “Birimiz dünyada birimiz ahirette, birimiz şarkta birimiz garpta, birimiz şimalde, birimiz cenupta olsak; biz yine birbirimizle beraberiz.”

Zaman Risale-i Nur’u da tefsir ediyor, taa biz de görelim. Zındıka komitesi boş durmuyor, her birimizin boşluklarından istifade edip Harîm-i İsmetimize girmek istiyorlar. Birkaç sene sonra tahakkuk etti ki; münafıklar korku damarını işletmişler ve bazı abilerimizin şefkat damarına girmişler. “Eğer bu Anayasa geçmezse Şu kadar Nurcu’yu şöyle asar böyle keseriz” gibi esmişler, gürlemişler. Allah ihtilâlcilerin de akıbetini gösterdi. Bazılarının cenazesine bile bu necip millet hiçbir şekilde katılmadı. Ama yaptıkları Anayasaya % 92 gibi büyük ekseriyetle EVET demişti. Çünkü milleti aldatmışlar ve korkutmuşlardı. Cezasını ise hep birlikte 35 senedir çekiyoruz. İnşallah ahirette de hesabını verecekler. Bu milletin ahı yerde kalmaz.

Öte yandan herkes cesur olacak diye bir şart da yok, hiç kimseye de ‘Sen niye korkuyorsun?’ denemez. Bazı abilerin korkusu kendilerinden değil, hizmeti düşündüklerindendir. Bu arada hiç kimsenin efelenme hakkı da yok. Yine mesele dönüp dolaşıp Risale-i Nurların müdakkikane okunmasına geliyor. Çünkü Üstadımız ikinci desisede: “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler. Onunla, korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avamın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.” diye bizi ikaz etmiyor mu? İkinci desisenin tamamını inşallah Mektubat eserinden okursunuz. O halde hadiseyi düzgün okumak ve murad-ı İlâhîye teslim olmak gerekiyor.

Allah bütün inananların kalplerini birbirine ısındırsın, husûmete düşürüp perişan etmesin ve ettirmesin inşallah. Müşkül meseleleri kavl-i leyyin ile istişare edip İttihad-ı İslâm’a vesile eylesin. Âmin.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*