EURONUR ÖZEL

İstikamet Şehidi Binbaşı Asım

Özel Makale / asım

07 Mayıs 1935’te vefat eden Binbaşı Asım Önerdem, İzmit doğumludur. Onun kimliğinin temelinde hem yerel bir aidiyet hem de Osmanlı’nın askeri elit sınıfı yatar.

Asım Önerdem, İzmit’in yerli-köklü ailelerinden birine mensuptur. 1877 (veya bazı kaynaklara göre 1878) yılında doğmuştur. Gençlik yıllarını ve eğitiminin bir kısmını İzmit’te geçirdikten sonra askeri kariyeri için İstanbul’a gitmiş, ancak İzmit’le bağlarını hiçbir zaman koparmamıştır. Emeklilik yıllarında da bir süre İzmit ve çevresinde bulunmuştur.

Asım Bey, İzmit’te “Önerdemler” olarak bilinen, saygın ve dindar bir aileye mensuptur. Ailesiyle ilgili dikkat çeken hususlar şunlardır: Babasının ismi Hüseyin Efendi’dir. Ailesi İzmit’te “Hacı Fettahoğulları” veya benzeri lakaplarla anılan, eşraftan bir sülaleye dayanır.

Ailesinde askerlik ve devlet hizmeti bir gelenek gibidir. Kendisi de bu disiplinle yetişmiş, Harbiye’den mezun olarak Osmanlı ordusuna katılmıştır.

O dönem İzmit, İstanbul’un hemen yanı başında stratejik ve kültürel bir merkez olduğu için, Asım Bey gibi isimler hem yerel değerlere bağlı hem de İstanbul’daki entelektüel ve siyasi akımlara (İttihat ve Terakki gibi) hakim bireyler olarak yetişmişlerdir.

Asım’ın Manevi Mirası: İstikamet ve Sadakat

Asım Önerdem’in kimliğini tanımlayan en önemli unsur, sadece biyolojik ailesi değil, aynı zamanda “İstikamet” ehli olarak kabul edilmesidir. Risale-i Nur talebeleri arasında onun ailesinden ve İzmitli oluşundan bahsedilirken, genellikle onun dürüstlüğü ve askerlikten gelen sert ama ilkeli karakteri ön plana çıkarılır.

İzmitli hemşehrileri arasında, özellikle eski aileler içinde, Asım Bey’in hatırası hem bir İstiklal Savaşı gazisi/subayı hem de manevi bir şahsiyet olarak saygıyla anılır. Mezarı Burdur’da bulunsa da, İzmit onun karakteristik özelliklerini şekillendiren memleketidir.

Binbaşı Asım Önerdem, Türk askeri ve siyaset tarihinin dönüm noktalarından biri olan 31 Mart Vakası (13 Nisan 1909) ve sonrasındaki süreçte ismi öne çıkan subaylardan biridir.

Onu tarihi açıdan önemli kılan başlıca noktalar şunlardır:

II. Meşrutiyet’e karşı İstanbul’da çıkan ayaklanmayı bastırmak üzere Selanik’ten yola çıkan Hareket Ordusu’nda görev almıştır. Dönemin pek çok idealist subayı gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde aktif rol oynamış, Meşrutiyet değerlerinin korunması için çaba sarf etmiştir. Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı gibi Osmanlı’nın en zorlu dönemlerinde cephede yer almıştır. Binbaşılık rütbesine yükselerek stratejik görevlerde bulunmuştur. Cumhuriyet’in ilanına giden süreçte askeri birikimiyle katkı sağlamıştır.

Genel olarak Asım Önerdem; imparatorluktan cumhuriyete geçiş sürecinde “mektepli subay” kuşağının temsilcilerinden biri olarak, modernleşme ve bağımsızlık idealleri doğrultusunda hizmet vermiş bir isimdir.

Binbaşı Asım Önerdem ile Said Nursi arasındaki bağa bakarsak, Risale-i Nur tarihindeki en dikkat çekici “asker-talebe” ilişkilerinden biridir. Bu ilişki, genellikle Asım Bey’in askeri kimliği ile manevi bağlılığı arasındaki sadakat üzerinden anlatılır.

Asım Önerdem, emekli olduktan sonra yerleştiği Isparta’da, o dönem orada sürgünde bulunan Said Nursi ile tanışmıştır. Asker kökenli olmasına rağmen S. Nursi’nin fikirlerinden etkilenmiş ve onun en yakın talebelerinden biri haline gelmiştir. Risale-i Nur literatüründe ismi sıklıkla “Binbaşı Asım” olarak geçer.

Said Nursi, Asım Bey’i “ihlas ve sadakat” timsali olarak tanımlar. Risale-i Nur’un Barla ve Kastamonu Lahikaları gibi bölümlerinde, Asım Bey’in yazdığı mektuplara ve onun sarsılmaz bağlılığına sıkça atıfta bulunulur. S. Nursi, onun için “İstikamet şehidi” ifadesini kullanmıştır.

1935 yılındaki Eskişehir Mahkemesi sürecinde, Said Nursi ve talebeleri hakkında soruşturma açıldığında, Binbaşı Asım da Burdur’da sorguya çekilmiştir.

Hatıralarda anlatılanlara göre; sorgu sırasında kendisine ya S. Nursi aleyhinde yalan söylemesi ya da doğruyu söyleyerek S. Nursi’nin ve arkadaşlarının zarar görmesine sebep olması yönünde bir baskı yapılmıştır.

Binbaşı Asım, mahkemede ifade verdiği sırada, her iki durumu da (yalan söylemeyi veya davasına zarar vermeyi) onuruna yediremeyerek dua etmiş ve o esnada kalp krizi geçirerek vefat etmiştir. Bu olay, Nur talebeleri arasında onun “sadakatini canıyla ispat ettiği” şeklinde yorumlanır.

Asım Önerdem, sadece bir takipçi değil, aynı zamanda o dönem yasaklı olan bu eserlerin elle çoğaltılmasında ve yayılmasında aktif görev almış bir “katip”tir. Vefatından sonra Said Nursi, onun hizmetlerini ve duruşunu diğer talebelerine örnek olarak göstermeye devam etmiş ve şöyle demiştir; “Merhum Asım Bey gibi bazı zatlar, benim için bir yadigâr olarak, güzel yazılarıyla yardım ettiler. Benim, çok hazin gurbetimdeki hatıratımı yazdılar. Sonra, o envar-ı îmaniyeyi (iman nurlarını) derdine tam derman bulan bir kısım zatlar, onları okumak istediler ve okudular; hayat-ı ebediyelerine tam bir tiryak (deva) olduğunu hakkalyakîn gördüler, kendilerine istinsah ettiler.” (T. Hayat)

Özetle; Binbaşı Asım, Said Nursi için askeri disiplini manevi bir bağlılıkla birleştiren, davası uğruna baskı altındayken hayatını kaybeden sembol bir isimdir.

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu