“İstiklâl mücadelesi” yahut “yalanlardan bir duvar”

Derler ki, akıllı düşman, ahmak dosttan evlâdır. Yirminci yüzyılın siyaset ve devlet adamlarından Winston Churchill (Çörçil) de, akıllı düşmanlarımızdan olup, aynı zamanda Müslüman Türk’ün yenilmezliğini dünyaya ilân edenlerdendir. İşte onun akıllıca sözlerinden bir tanesi:

“Savaş zamanı, hakikat o kadar kıymetlidir ki, yalanlardan bir duvarla korunur.”

Şimdi bu sözün penceresinden ülkemizin mevcut gidişatına bakıp, pek haklı olarak diyeceksiniz ki; yalanlardan sadece bir duvar değil, duvarlar örülüyor. Acaba bu yalan duvarlarıyla korunmak istenen bir hakikat var mı? Hem bilmediğimiz bir savaş hali mi var?

Evvelâ, Mevlâ’mızdan dileriz ki; hem ülkemizi, hem de İslâmiyet ve insaniyet âlemlerini savaş belâlarından korusun. Var olan savaşları da sona erdirsin. Savaşa yol açacak yanlış politikaların devamına izin vermesin.

Evet, görünürde, bildiğimiz cinsten bir savaş hali yok. Lâkin yalanlardan bir duvarla korunmaya muhtaç, bilmediğimiz cinsten bir hakikat belki vardır. İktidarı zora sokan yolsuzluk dâvâları hemen aklınıza geliyorsa, onu söylemek, şimdilik bir iddiadan öteye geçemez. Onu zaman gösterecektir. Ama bu dâvâlardan kamuoyunun haberdar olmasına paralel olarak, bir “paralel yapı”nın iktidarın hedefine nasıl konulduğunu ibretle izliyoruz.

Siyaset sahnesinde ve medya dilinde “paralel yapı” iddialarının; bir çok gerçek dâvâları ve ülke gerçeklerini arka plana attığı, geniş kitleler arasında “algı” duvarları oluşturduğu da gözle görünen ayrı bir gerçek. Milletin dertlerine, ülkenin problemlerine çözüm adına iş başına getirilen tek başına bir iktidarın; neredeyse tek problemi, tek hedefi, tek korkusu bir “paralel yapı” ve bu kategoride gösterilen koskoca bir camia ve hizmet grubu olmuştur.

Hani asıl suçlu “paralel yapı”ya; işte buna paralel olarak da, ülkemiz bir çeşit çarpışma ortamına sokulmuştur. Çok şükür silâh yok, sopa yok ama; fikirler, siyasî anlayışlar, algılar ve önyargılar kıyasıya çarpışıyor. Kalpler, vicdanlar yaralanıyor. Tepeden aşağılara zehirli oklar yağdırılıyor.

Öte tarafta parlamentonun öncelikli konularından olan yeni anayasa meselesi, AB müktesebatı çerçevesindeki müzakereler, demokratik çözüm süreci ve benzeri önemli problemler bir anda arka plana atılmıştır. Bunun sorumlusu da, iktidarı ve muhalefetiyle bütün parlamentodur.

Evet, ülkede bildiğimiz cinsten bir savaş halinin olmadığını ifade ettik. Lakin bir “istiklâl mücadelesi” varmış. Bunu da en yetkili ağızdan öğrendik. O kadar ki, gayet normal seyrinde gitmesi gereken bir mahallî idareler seçimi bile; iktidarın ve bizzat sayın Başbakan’ın telkinleriyle görülmemiş bir havaya büründürüldü, bir ölüm-kalım meselesi haline getirildi. İstiklâl mücadelesi verilircesine bir gayret ve hararetle, ülkenin her tarafına gidilip, halk (hiç değilse belli bir seçmen kitlesi) adetâ bir istiklâl mücadelesi havasına girdirildi. İşte seçim bitti ve istiklal mücadelesi de verildi. Seçim sonuçları da, Başbakan’ımız için bir “gazilik madalyası” sayılabilir. Bu durumda artık her şeyin normale dönmesi gerekmez mi?

Şurası da bir gerçektir ki, gelinen bu noktada, ülke menfaatleri adına iktidar cenahı, aklını başına devşirmeye ne kadar muhtaçsa, bin o kadar da muhalefet buna muhtaçtır. Zira sayın Recep Tayyip Erdoğan hâlâ bu ülkenin başbakanıdır. O makamda oturan kişiyi beğenirsin veya beğenmezsin, ayrı konu. Şahıslar gelip geçici, makam kalıcıdır. Makamın da bir haysiyeti, bir şerefi varır. Ucuz polemiklerle bir yere varılmaz. Muhalefetin işi sadece iktidarı eleştirmek ve hakaret etmekten ibaret değildir. Fikir ve çareler üretmek, hatta kritik bazı devlet meselelerinde iktidara destek gibi sorumlulukları da vardır.

Bu noktada, Çörçil’in birkaç sözünü daha hatırlayabiliriz. İşte:

“Büyük ve iyi, çok nadir olarak aynı adamdır.” (Ülkemizin büyüklerine bir bakalım.)

“Demokrasilerde halk, bütün yanlışları denedikten sonra doğru olanı bulur.” (Bu gidişat bizi, inşaallah doğruyu bulmaya götürüyor.)

“Dünyada ortalıkta dolaşan bir sürü berbat yalan var. En kötüsüyse yarısının doğru olması.” (Evet, bugün ne çekiyorsak, yarısı doğru olanlardan çekiyoruz. Ergenekon, paralel yapı, vesaire..)

“Cehenneme doğru gidiyorsanız, gitmeye devam edin!” (Çörçil, bunu kendi zaviyesinden sanki kendisi için söylemiş olabilir. Ama Yeni Asya diyor ki, gitmeye devam etmeyin, istiğfar kapısı açık, dönün!)

“İtfaiye ile ateş arasında tarafsız kalamam!” (Yeni Asya’mız, itfaiye ile ateş arasında tarafsız kalamayıp, ateşe su taşıyanlardan olmuştur ve öyle devam ediyor.)
Son sözü Hazret-i Üstâd’a bırakalım:

“Evet, hak aldatmaz, hakikatbîn aldanmaz. Hak olan mesleği hileden müstağnîdir. Hakikatbînin gözüne hayalin ne haddi var ki hakikat görünsün, aldatsın…”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*