Jawaharlal (Cevahirlal) Nehru

Jawaharlal Nehru, Kasım 1889’da Allahabad’da doğdu. Eğitim görmek üzere İngiltere’ye gitti. Harrow ve Cambridge’de kimya, zooloji ve botanik alanında eğitim gördü. Bu eğitiminin akabinde iki yıl da hukuk eğitimi aldı. Bu arada İngiliz ve Avrupa edebiyatı ile tarihi üzerinde incelemelerde bulundu. Hindistan’a dönmeden önce İngiliz barosuna da kaydını yaptırdı. Hindistan’a dönen Nehru avukatlık yapmaya başladı.

Hindistan’da iş hayatını sürdüren Nehru 1916 yılında Keşmirli Brahman bir ailenin kızı olan Kamala Kaul ile evlendi. Bir yıl sonra bir kızı oldu. Siyasete ilgi duyduğu için mesleğini bırakarak politikaya atıldı. O sıralarda İngiliz sömürgesi olan Hindistan’da bazı olaylar çıkmaya başlamıştı. Amritsar’da halkın üzerine ateş açan İngiliz polisi 379 kişiyi öldürdüğü gibi, 1200 kişiyi de yaraladı. Nehru bu katliamdan sonra siyasete atıldı.

Nehru ile birlikte ailesi de aktif olarak politikanın içinde yer alarak gazete çıkarmakta ve babası tarafından idare edilmekteydi. Meydana gelen söz konusu gelişmelerden sonra, İngilizler, Hindistan’da büyük bir tutuklama girişimini başlattılar. Nehru da babası ile birlikte tutuklandı ve altışar ay hapis cezasına çarptırıldılar. Bir süre hapis yattıktan sonra serbest bırakıldılar.

Siyasete atıldıktan sonra Gandhi’nin yardımcılığını yapan Nehru, zamanla parti içindeki konumunu daha da güçlendirdi. (Kongre) Partinin 1923 yılında yapılan kongresinde genel sekreterliğe seçildi. Eşinin rahatsızlığı sebebiyle 1926 yılında Avrupa’ya gitti. Bu gidişi sırasında birçok siyasetçi ile tanışıp fikir alış verişinde bulundu. Hindistan’daki mücadeleleri için taraftar bulmaya çalıştı. Ayrıca, 1927 yılında Brüksel’de toplanan, Ezilen Uluslar Kongresi’ne de katıldı. Buraya gelen Asya ve Afrika temsilcileriyle tanıştı. Bu tarihten sonra, mücadele tarzında bir radikalleşmenin olduğu görüldü.

1928 yılında Moskova’ya giden Nehru, Sovyet idarecileriyle görüşmelerde bulundu. 1929 yılında mensubu bulunduğu Kongre Partisi’nin kongresi yapıldı. Bu kongrede Gandhi tarafından başkanlığa aday gösterildi ve parti başkanlığına seçildi. Bir yıl sonra da Gandhi tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Bildirgesi’yle, Hindistan’da “sivil itaatsizlik” kampanyası ve hareketi başlatıldı.

1929 yılında yaşanan buhrandan sonra İngiltere Hint para biriminin değerini düşürmesi üzerine, Hintli üreticiler çok olumsuz etkilendiler. Yoksulluktan kırılmakta olan halkın sıkıntısı daha da arttı. O sıralarda İngilizlerin tekelinde olan tuz üretimi ve satışını öngören yasa, Gandhi’nin yönlendirmesiyle protesto edildi. Hintliler, İngilizlerden tuz almak yerine kendi tuzlarını kendileri temin ve üreteceklerdi. Bu girişim İngiliz ekonomisi için büyük bir zarar demekti. Başta Gandhi ve Nehru olmak üzere çok sayıda Hintli tutuklanıp hapse atıldı. Bu eylemler sırasında Nehru’nun babası ve eşi de tutuklananlar arasına dahil oldu.

Nehru, hapiste bulunduğu sırada eşinin sağlık durumu daha da bozuldu. İngilizler, siyasetten uzak kalması kaydıyla serbest bırakmayı teklif ettilerse de kabul etmedi. 1935 yılında serbest bırakıldı ve İsviçre’de tedâvi görmekte olan eşinin yanına gitti. Bir yıl sonra eşi Lozan’da öldü. 1936 yılında yapılan seçimlerde partileri seçimlerde çoğunluğu sağladı.

1938 yılında Avrupa’ya bir gezi düzenleyen Nehru İspanya, İtalya ve Çekoslovakya’ya gitti. Gezileri sırasında, yaklaşan dünya savaşı ve gelişmeleri hakkında görüşmelerde bulundu. Bağımsızlık verilmesi kaydıyla devletinin savaşa girmesi gerektiğini savundu. Diğer taraftan İngilizlerin Hindistan genel valisi tarafından, Hindistan’ın İngiltere’nin yanında savaşa girdiği Eylül 1939 yılında ilân edildi. Karar Kongre Partisi tarafından protesto edilince Nehru yeniden tutuklandı.

Nehru, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra Haziran 1945’te serbest bırakıldı. Hapis hayatı on üç yıl sürmüştü. Bu tarihten sonra Hindistan’ın bağımsızlığı için yapılan görüşmelere katıldı. Görüşmeler devam ederken Hindularla Müslümanlar arasında çatışmalar çıkmaya başladı. Bilindiği gibi o sıralarda Pakistan’da Hindistan sınırları dahilinde ve İngilizlerin sömürgesi idi. Bu çatışmalar sırasında beş yüz bine yakın insan hayatını kaybetti. Bu çatışmalar iki ayrı devletin kurulmasını zorunlu hâle getirdi. Nitekim 15 Ağustos 1948 tarihinde Hindistan ve Pakistan ayrı iki bağımsız devlet olarak kuruldular.

Hindistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra başbakan olan Nehru, aynı zamanda Dışişleri Bakanlığını da üstlendi. 1950 yılında anayasanın kabulünden sonra cumhuriyet ilân edildi. 1952 yılında yapılan seçimlerin Kongre Partisi tarafından kazanılması üzerine başbakanlığını devam ettirdi. 1954 yılında Çin ve Hindistan arasında dostluk antlaşması imzalandı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya iki büyük kutba ayrılırken, Hindistan bu iki bloğun dışında kaldı. Hindistan üçüncü dünya ülkeleri ile birlikte hareket etti. Daha sonra kurulan Bağlantısızlar Hareketi’nin oluşumunda, Hindistan önemli rol oynadı. Tito, Nasır ve Nkrumah ile birlikte Nehru da bu blokun oluşumunda önemli rol üstlendi. Ancak, bağlantısızlar hareketi söz konusu liderlerin ölümünden sonra devam etmedi ve dağıldı.

Nehru, 1947 yılından itibaren ölümüne kadar başbakanlığı sürdürdü. Dış siyasette daha çok Sovyetlerin paralelinde bir politika izledi. Pakistan ile aralarındaki Keşmir meselesini halledemediği gibi, Çin karşısında da büyük sıkıntılar yaşadı. Çin’in Hindistan topraklarını işgal etmesine engel olamadı. İşgale karşı İngiltere ve ABD’ye yanaşması ise Bağlantısızlar Hareketi’ni rahatsız etti.

Gandhi’den sonra, ülkenin ikinci güçlü adamı olan Nehru herhangi bir askerî pakta girmedi. Amerika’nın askerî yardımını kabul etmedi. 27 Mart 1964’te Yeni Delhi’de öldü. Bir Babanın Kızına Mektupları ve Dünya Tarihine Bakışlar adlı eserleri yayımlanmıştır.

Nehru’nun ismi, Risâle-i Nur’da M. Sabir İhsanoğlu’nun Pakistan’dan gönderdiği (30.03.1957 tarihli) mektup vasıtasıyla geçmektedir. Mektup’ta, Nehru’nun Müslümanlara karşı takındığı tavrın bilinmemesinden yakınılmakta ve “…Hindistan dahi bir emperyalisttir. Nehru ve başka Hindûlar, İslâmiyet’in düşmanıdırlar. Maalesef, Müslüman devletler bunu bilmiyorlar. Nehru, Keşmirli Müslümanları öldürtüyor. Said Nursî’ye gidip Hindli Müslümanlar hakkında söyle ki, kendi memleketinde buna karşı yazılsın. Said Nursî Hazretlerine burada çok hürmet vardır. Onu severiz, onun sıhhat ve uzun hayatı için duâ ederiz. İslâm dünyasında Said Nursî’nin eşi yoktur…” (Tarihçe-i Hayat, 1996, s. 622) ifadelerine yer verilmektedir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*