Kâinata nâzır bir yer!

Risale-i Nur’un üniversite öğrencileri arasında yayılmaya başladığı zamanlarda bir çok üniversite öğrencisinden Bediüzzaman Said Nursî’ye mektuplar gönderilmiş ve bunlardan 3-4 tanesi Risale-i Nur’da dercedilmiştir. Bunlardan en dikkat çekeni (kendi kanaatimce) kısalığına rağmen Abdulmuhsin Alev’in (Alkonevi) mektubudur.

Benim dikkatimi celbeden ise şu satırlardır:

“Risale-i Nur yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevap verecek bir külliyat olarak telif edilmiştir. Bugün tarihte hiç görülmemiş bir fecaat ve felâket içerisinde çırpınan beşeriyet için, halaskâr olarak Risale-i Nur’a sarılmaktan ve ne pahasına olursa olsun, Risale-i Nur’un nuranî ve parlak eczalarını elde edip dikkat ve tefekkürle okumaktan başka bir kurtuluş çaresi yoktur. Risale-i Nur’u okuyan herkes, bu hakikati idrak etmiş ve etmektedir. Eğer biz muktedir olsak; bu hakikati, kâinata nâzır bir mahalle çıkıp, bütün kâinata ilân edeceğiz. Fakat madem ki buna muvaffak olamıyoruz ve mademki Risale-i Nur’un cihanşümul kıymetini bu derece Üstadımızın himmetiyle idrak etmişiz; şu halde o nur ve feyiz hazinesi, irfan ve kemalât menbaı olan Risale-i Nur’u, bir dakikamızı bile boş geçirmeden, mütemadi ve devamlı bir şekilde her gün ve her saat okuyacağız ve bu uğurda geceli gündüzlü çalışacağız inşâallah.”1

Evet, gerçekten Abdulmuhsin Ağabeyin de dediği gibi Risale-i Nur sadece Anadolu’ya veya İslâm âlemine değil bütün beşeriyete hitap ediyor. Zira bütün beşeriyet Risale-i Nur’daki ilmî eczalara ihtiyaç duymakta ve bu eczalara yönelmektedir.

Evet, madem elimizde böyle yüksek bir hakikat var, öyle ise bu hakikatleri okumak anlamak ve kâinata haykırmak gibi bir sorumluluğumuz da var. Eğer elimizden gelse kâinata nazır bir yere çıkıp bu hakikatleri bütün beşeriyete ilân etmeliyiz. Peki, şimdi gelelim esas soruya: “Acaba şu zamanda kâinata nazır bir yer var mı?”

Bu soruya rahatlıkla “Evet” cevabını verebilirim. Zira artık “kâinata nazır bir yer” var ve ulaşması da çok kolay. Her gün milyarlarca insan kâinata nazır bu âleme girip kendilerini ifade edip fikirlerini ‘kâinat’a sunuyorlar. Hatta neredeyse hepimiz her gün kâinata nazır bu yere gidiyoruz. Peki, bu kadar göz önünde olan ve bütün beşeriyete nazır olan bu âlem nerede?

Çok uzak değil, bilgisayarlarınızın ekranında. Evet, hepimiz her gün internete girip onlarca şey paylaşıp, onlarca haber okuyup, onlarcasına yorum yapıyoruz. Ama esas sorumluluğumuzu yerine getirmiyoruz. Evet, Abdulmuhsin Abinin mektubunda da belirtildiği gibi, eğer muktedirsek, eğer kâinata nazır bir yere çıkabiliyorsak, bu da bize Risale-i Nur hakikatlerini beşeriyete haykırma sorumluluğu yüklüyor. Peki, kaçımız bu sorumluluğu yerine getiriyoruz? Risale-i Nur hakikatlerini ne kadar anlatabiliyoruz beşeriyete? Beşeriyete anlatmak bir yana bir çoğumuz bu hakikatleri düzenli olarak okuyamıyoruz bile.

İnternete girdiğimiz zaman en basit ihtiyaçlarımızdan biri olan gülme ihtiyacımızı karşılayan bir şeyi 3-4 sitede paylaşıp onlar hakkında yorum yapıyoruz; merak ihtiyacımızı bir nebze karşılayan haber sitelerinde gezip duruyoruz, ama nedense insan hayatının özü olan ruhun ihtiyacını karşılayan, ruhu doyuran; insanı insanlık derecesine getiren sebeplerden biri olan, aklın ihtiyaçlarına cevap veren ve kalbi de tatmin eden bu hakikatleri beşeriyete haykıramıyoruz. Demek ya Risale-i Nur’un cihanşümul kıymetini idrak edememişiz ya da tembellik ediyoruz. Evet, kendimize gelmeliyiz. Sorumluluğumuzu bilip kâinata nazır bu yere çıkınca onun sorumluluğunu da yerine getirmeli, bencil davranmamalıyız. Zira bu nimetin şükrünü ancak bu şekilde eda edebiliriz. Eğer bunu yapamıyorsak sanal âlemle çok haşir neşir olmayalım ve okumalarımıza yoğunlaşalım. Abdulmuhsin Abinin tabiri ile: “Kur’ân ve iman hizmetinde fedai olalım. Risale-i Nur’u, bir dakikamızı bile kaybetmeden okuyalım, yazalım, ihlâs-ı tâmme muvaffak olalım.”2

Dipnotlar:
1- Tarihçe-i Hayat, Yeni Asya 2004, S. 555.
2- A.g.e.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*