Kar yağışı ile hatırlananlar

“BİR ALLAH VAR” DİYEN, ALLAH’A İMAN ETMİŞ SAYILIR MI?

Dinde lakayt, hattâ din düşmanıymış gibi bazı söz ve tavırları olanların, bazen:

“Biz de Allah’a inanıyoruz. Sadece siz mi Müslümansınız, Müslümanlık sizin inhisarınızda mı?” şeklinde konuştukları da olur ve onların bu konuşmalarının nasıl yorumlanması gerektiğini düşündürür.

İslâm dinî ile ilgili bilgi veren kitaplarda, “İslâm dininde imanın, dil ile ikrar ve kalp ile de tasdikle olabileceği; Kur’an’ın Allah kelâmı olması sebebiyle, onun hiçbir âyetini inkâr etmemek gerektiği” yazılıdır.

Çok kısa bir şekilde ve sadece gereklilik-yeterlilik bakımından, yukarıda nakledilen sözlere kısa bir cümle ile cevap verilecek olursa: “Allah var.” demek, Allah’a iman etmiş sayılmak için “gerekli”dir; fakat “yeterli” değildir! Çünkü insanlar, “hakikaten iman etmiş” olmadıkları halde, “inkâr etmemek” manâsında da; “Allah var.” diyebilirler.

Risale-i Nur Külliyâtı, Emirdağ Lâhikası-1’de bu konu şöyle açıklanmaktadır:

“İnkâr etmemek başkadır; iman etmek bütün bütün başkadır.. Allah’ı bilmek, bütün kâinata ihata eden Rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz’î ve küllî her şey O’nun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat’î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve (lâ ilâhe illallah) kelime-i kudsiyesinin hakikatlerine iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa, ‘Bir Allah var’ deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hâşâ hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci tanımak ve her şeyin yanında hâzır, irade ve ilmini bilmemek ve emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek, elbette hiçbir cihette Allah’a iman hakikatine yaklaştığını göstermez. Belki küfr-ü mutlaktaki manevî cehennemin dünyevî ta’zibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler.

Evet, inkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır.

Evet, kâinatta hiçbir zîşuur, kâinatın bütün eczası kadar şahitleri bulunan Hâlik-ı Zülcelâl’i inkâr edemez… Etse, bütün kâinat onu tekzib edeceği için susar, lâkayt kalır. Fakat O’na iman etmek, Kur’an-ı Azîmüşşan’ın ders verdiği gibi, O Hâlikı, sıfatları ile, isimleri ile umum kâinatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek, ve elçileriyle gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tevbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir.”

“KAR” ADLI ROMANDAKİ BİR CÜMLENİN DOĞRU YORUMU NASIL OLABİLİR?

Türkiye’de “Nobel ödülü” alan ilk kişi, “Kar” adlı romanını yazmak için, en fazla kar yağışı alan illerimizden olan Kars’ta bir yıl kalmıştı. O romanı beğenmek, o romanın yazarını takdir ve tüm yazdıklarını da tasvip etmek manâsında olarak değil; sadece diğer cümlelerinden farklı olarak o romanındaki hayalî bir karakterine söylettiği bazı cümlelerinin, “Allah’ı inkâr etmemek” yönüyle tahlil ve takdir edilmesinde belki fayda olabilir. O cümleler şöyledir:

“Bütün hayatım boyunca eğitimsizlerin, başı örtülü teyzelerle eli tespihli amcaların inandığı yoksulların Allah’ına inanmadığım için suçluluk duydum. İnançsızlığımın mağrur bir yanı vardı. Ama şimdi şu güzel ‘kar’ı yağdıran Allah’a inanmak istiyorum. Dünyanın gizli simetrisine dikkat kesilmiş, insanı daha uygar, daha ince kılacak bir Allah var.”

“…Dünyanın gizli simetrisine dikkat kesilmiş…”, “…insanı daha uygar, daha ince kılacak…” sıfat cümlecikleri, dinî kitaplarımızda belirtilen Allah’ın sıfatlarına aynen benzemese de, “Kar” romanı yazarının, o romanındaki hayalî bir kahramanına sanki o şahıs hayalî değil de gerçekmiş gibi söylettirdiklerini “bir Allah var” hüküm cümlesiyle kendisinin noktalaması iyidir. Ancak, onun bu cümlesinin Allah’a gerçek iman için yeterli sayılamayacağı, Risale-i Nur Külliyâtı Emirdağ Lâhikası-1’den alınan yukarıdaki açıklamadan anlaşılmaktadır.

KÂİNATTAKİ EN YÜKSEK HAKİKAT NEDİR?

Allah’ın varlığı ve birliğine, “Tevhîd hakikatı” denilir. Kâinatta en yüksek hakikat budur. Kelime-i şehâdetin ve kelime-i tevhîdin ilk kelimeleri, bu hakikati ifade eder. Kur’an-ı Kerîm’in üzerinde en fazla ehemmiyetle durduğu konu da budur. Tevhidin zıddı “şirk”, yani Allah’a ortak koşmaktır ve en büyük günahtır. Varlık âlemi, en küçüğünden en büyüğüne kadar, aslında hâl lisanlarıyla, “Bir Allah var” der. Fakat kendisine akıl ve irade verilerek bu en büyük hakikate inanmaları beklenilen insanların ancak az bir kısmı bu hakikat yolunun yolcusudur; büyük bir kısmı ise bundan dalâlet (sapma) hâli içindedirler!

KAR KRİSTALLERİNDEKİ “TEVHİD” DERSİ NEDİR?

Karda, altıgen geometrisinde çok küçük “buz kristalleri” vardır; bunlara “buz” kelimesini kullanmadan, daha kısa olarak, ekseriya “kar kristali” denilir. Fakat karda birbirinin tamamen ayni iki kar kristaline şimdiye kadar hiç rastlanmamıştır! Ömrünün elli senesini kar kristallerinin fotoğraflarını çekerek geçiren ve binlerce kar kristali fotoğrafı çekmiş olan W.A.Bentley, çektiği kar kristali fotoğraflarından 2453 adedini 1931 de Amerika’da 226 sayfalık “Snow Crystals” (Kar Kristalleri) adlı kitabında neşrederek, Allah’ın varlığı ve birliğinin kar kristallerindeki bir çeşit deliline -bilerek veya bilmeyerek- dikkatleri çekmiştir.

Aynı cinsten olan canlı veya cansız bir varlığın, genel olarak ana hatlarıyla birbirlerine benzer yapıda olmalarına rağmen hiçbirinin diğerinin ayni olmaması, konuyla ilgili İslâmî eserlerde ve bilhassa Risale-i Nur Külliyâtından Lem’alar adlı eserdeki Otuzuncu Lem’anın Dördüncü Nüktesinde geniş açıklaması yapılan, Allah’ın “Ferd” isminin içindeki “Vahidiyet” ve “Ehadiyet” şekillerindeki birliğinin tecellîleridir.

İNSANDA, ALLAH’IN VAHİDİYETİNİN VE EHADİYETİNİN TECELLÎLERİ NELERDİR?

Allah’ın, Vahidiyet ve Ehadiyet şekillerindeki birliğinin tecellîleri en fazla, “O’nun en mükemmel mahlûku olan insanların yaratılışlarında” görülür: İnsanların DNA’larında, parmak izlerinde, yüzlerinde, avuç içlerinde, ayak tabanlarında, ellerinin damarlarında, bakışlarında, seslerinde ve daha başka birçok yerlerinde Allah’ın Vahidiyet ve Ehadiyet şeklindeki birliğinin tecellîleri vardır. Bilimlerdeki ilerleme ile, Allah’ın insandaki bu birlik tecellîlerinin yeni misalleri de keşfedilmektedir.

İnsanlardaki kadar çok olmasa da, diğer bütün varlıklarda, Allah’ın birliğinin tecellileri vardır. Meselâ bütün koyunlar, genel görünüşleri ile birbirine benzemekle, Allah’ın Vahidiyet şeklindeki birliğinin tecellîsini gösterir; fakat birbirinin tamamen ayni iki koyunun hiç bulunmaması da, her bir koyunda ayrı olarak Allah’ın Ehadiyet şeklindeki birliğinin tecellîsidir. Aynı şey, bir ağacın bütün yaprakları ve bütün meyveleri için de, verilebilecek başka misaller için de söylenebilir. Meselâ: Koç boynuzlarını toplayıp onları suda haşlayıp yumuşatarak levha haline getirdikten sonra saç tarağı yapan birisinin, sattığı o tarakların ambalajına “dünyada şimdiye kadar aynisine rastlanmamış ve bundan sonra da rastlanamayacak desendedir” yazarak yaptığı ticarî reklâmı, ayni zamanda da Allah’ın “Ferd” ism-i âzamı içindeki “Vâhid” ve “Ehad” isimlerine de dikkat çekmesi olmaktaydı. Bu mevzuda verilebilecek, başka sayısız misaller vardır.

Risale-i Nur’da, Lemâlar adlı eserde, Otuzüncu Lemânın Dördüncü Nüktesinde Allah’ın altı adet İsm-i Âzam’ından, “Ferd” ismi hakkındaki açıklamalar bu mevzuda çok mühim bir kaynak ve derstir. O dersi iyi anlamaya çalışarak çok okumakta ve üzerinde düşünmekte (tefekkürde) büyük fayda vardır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*