Kardan mamul beyaz elbiseler!

Arz ve sema, güzellik müsabakasına girmek için lâzım gelen ziynetlerini takınıp hazırladıkları zaman, arz, kış mevsiminde kardan mamul beyaz elbiselerini giyer, oturur. Bahar mevsimi gelince o beyaz elbiseyi üzerinden çıkarır, zümrüt gibi yeşil halılarını sahralarına serer.

Suâl: “Gökteki dağlardan Allah dolu taneleri indirir” (Nur Sûresi, 24:43) âyet-i kerimesinin zâhirine göre yağmurun nüzulü, doludan müteşekkil semada bulunan dağlardandır. Bunun izahı nasıldır?

Elcevap: Bir kelâmın belâgate uygun, akla muvafık, mantığa mutabık olmadığı halde mânâ-yı zâhirîsine yapışıp, mânâ-yı zahirinden ayrılmaması, o kelâm için bir cümudiyet ve bir sönüklüktür. Zira, Cennetin yemek kaplarının vasıfları hakkında “Gümüş beyazlığında, billur berraklığında kaplar” (İnsan Suresi, 76:16.) cümlesi, bir istiare-i bediiyeyi tazammun ettiği gibi “İçinde dolu bulunan dağlardan…” cümlesi dahi bir istiare-i bediiyeyi ihtiva etmektedir. Şöyle ki: Cennetin kapları ne şişeden ve ne de gümüşten olmadıklarından, bu cümlenin mânâ-yı zahirisine hamli caiz değildir. Çünkü o kaplara “gümüşten yapılmış şişeler” denilemez. Zira, her iki unsur arasında mutabakat yoktur. Ancak “Gümüş beyazlığında, billur berraklığında kaplar” (İnsan Sûresi, 76:16.) cümlesinden, mana-yı mecazi ile hem şişenin şeffafiyeti, hem gümüşün beyazlığı kastedilmiştir. Yani “O kaplar, şişe gibi şeffaf, gümüş gibi beyazdırlar.”

Kezâlik, “İçinde dolu bulunan dağlardan…” cümlesi de, iki istiâreyi tazammun etmiş. Bu istiâreler sâmiin şairane bir hayaline müessestir; bu hayalde âlem-i süfli ile âlem-i ulvi arasında bir nevi müşabehet ve mümaseleti mülahaza etmeye mebnîdir. Yani, âlem-i süfli denilen arz, mevâsim-i erbaada, bilhassa bahar mevsiminde nasıl türlü türlü şekillere girer ve envaen ziynetli, nakışlı elbiseleri giyer, ayrı ayrı manzaraları gösterir; âlem-i ulvi olan semavat dahi, bilhassa bulutlarıyla pek garip ve acip keyfiyetlere, suretlere, renklere girer çıkar, adeta her iki âlem birbirine rekabet ederler. Bu iki âlem arasında şöylece bir müşabehet ve mümaseletin düşünülmesi de, aralarında bir müsabaka ve rekabeti tahayyül etmekten neş’et eder.

Şöyle ki: Arz ve sema, güzellik müsabakasına girmek için lâzım gelen ziynetlerini takınıp hazırladıkları zaman, arz, kış mevsiminde kardan mamul beyaz elbiselerini giyer, oturur. Bahar mevsimi gelince o beyaz elbiseyi üzerinden çıkarır, zümrüt gibi yeşil halılarını sahralarına serer. Yem yeşil gömleklerini dağlarına giydirir. O dağların şahikalarının başlarına beyaz sarıklarını sarar. Ve bu güzel inkılâp ve manzaralarıyla kudret-i İlâhiyenin mu′cizelerini hikmet-i İlâhiyenin nazarına arz eder. Buna karşı cevv-i sema dahi azamet-i İlâhiyeyi izhar etmek için koca koca dağları, tepeleri, dereleri ve pek çok garip ve acip şeylerin şekillerini ve sanki beyaz, siyah, kırmızı boyalarla boyanmış pamuk yığınlarını andıran bulut kafilelerini ileri sürer, nazar-ı hikmete takdim eder.

İşte bu iki âlem arasındaki hayali müşabehetten dolayı, bilhassa yaz mevsimindeki bulutlar, Araplar tarafından dağlara, gemilere, bostanlara, derelere, deve kafilelerine yapılan teşbihler, üslûplar, nazar-ı belağatte pek güzel görünür. Binaenaleyh, âlem-i ulvî ile âlem-i süflî arasındaki ve dolayısıyla bulutlarla dağlar arasındaki müşabehet ve münasebete binâen, “Gökteki dağlardan Allah dolu taneleri indirir” (Nur Suresi, 24:43.) âyet-i kerimesinin mânâ-yı beliganesi, “Dağların büyüklüğünde, dolunun renginde bulunan semadaki bulutlardan yağmurları inzâl ediyoruz” demektir.
İşârâtü’l-İ’câz, s. 128

LÛGATÇE:
arz: Yeryüzü.
nüzul: İnmek, iniş.
belâgat: Hitap ettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakîkatlı söz söyleme sanatı, hâlin gerektirdiğine uygun söz söylemek.
mânâ-yı zâhirî: Zâhir, açık mânâ.
cümudiyet: Cansızlık, donukluk, katılık, sertlik.
istiare-i bediiye: Daha önce eşine, benzerine rastlanmamış şekilde bir kelime veya cümleyi asıl manâsı dışında başka bir manâda kullanma sanatı.
tazammun: İhtiva etme, içine alma.
haml: Yükleme, yüklenme, yükletme.
sâmi: İşiten, duyan, dinleyen.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*